{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/1883 Esas<br>KARAR NO: 2024/317 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2019/1073 Esas - 2021/493 Karar<br>TARİHİ: 01/07/2021<br>DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 22/02/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesi ile; müvekkili şirketin davalı/borçlu şirketten; \"09/07/2018 tarihli, 58.037,41  USD bedelli faturadan kaynaklanan 21.925,75 USD bakiye alacağı bulunduğunu, alacağın tahsili amacıyla davalı/borçlu şirket aleyhine İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü’nün ... Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalı şirketin tüm borca, borcun faizine, faiz oranına ve borcun tüm ferilerine itiraz ettiğini, İstanbul Anadolu Arabuluculuk Bürosu'nun ... numaralı, ... arabuluculuk numaralı ve 30/09/2019 tarihli arabuluculuk son tutanağı ile tarafların anlaşamadıklarını, müvekkili şirket ile davalının 08/05/2018 tarihinde; resmi e-posta adresleri olan \"...@...\" ve \"...@...\" adresleri aracığıyla birbirleri ile anlaşma sağladığını ve davalının anlaşmayı kaşeleyip imzalayarak anlaşmanın ıslak imzalı halini e-posta yoluyla gönderdiğini, tarafların, anlaşmanın döviz cinsinden kurulduğu ve ödemelerin döviz yada fiili ödeme günündeki döviz kuruna göre TL olarak yapılması konusunda anlaştıklarını, tüm satış faturalarının USD (ABD Doları) cinsinden döviz faturası olarak düzenlendiğini, davalı tarafın kendilerine sattıkları malzemelerle birlikte satış faturalarını da teslim aldığını ve işbu faturaların hiç birine TTK'nın 21/2. maddesi gereği 8 günlük itiraz süresi içinde itiraz etmediğini beyanla davalı/borçlu tarafın; tüm borca, borcun faizine, faiz oranına ve borcun tüm fer’ilerine yönelik itirazlarının iptaline, takibin devamına, davalı/borçlu tarafın; İ.İ.K. 67/2 maddesi gereğince haksız itiraz ettiği bedelin %20’sinden aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesine, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalı/borçlu tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesi ile; müvekkili aleyhine İstanbul Anadolu .... İcra Müdürlüğü'nün ... esas numaralı dosya ile açılan takibe  süresi içinde borca, faize ve tüm ferilerine itiraz ettiklerini, davacı taraf ile müvekkili arasında ticari ilişkisi bulunduğunu,  muhtelif tarihlerde müvekkilinin davacı firmadan ürün aldığını ve bedellerini eksiksiz ödediğini, davacı tarafın icra takibine ve davaya konu ettiği faturadan kaynaklı müvekkilinin herhangi bir borcu bulunmadığını beyanla davanın reddine, %20'nden aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmolunmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini beyan ve talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 01/07/2021 tarih ve 2019/1073 Esas - 2021/493 Karar  sayılı kararında;\"Dava; İtirazın İptali ve tazminat (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) istemine ilişkindir. Yapılan açıklamalar, toplanan deliller ve yargılamaya göre somut olaya bakıldığında; İstanbul Anadolu .... İcra Dairesinin ... Esas sayılı dosyasından davalı-borçlu hakkında hizmet sözleşmesi kapsamında düzenlenen faturalara dayalı olarak  icra takibi başlatıldığı ,icra takibe yapılan itiraz üzerine icra takibinin durdurulduğu ve bir senelik hak düşürücü süre içinde işbu davanın açıldığı anlaşılmıştır. Mahkememizce taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve tarafların bağlı bulunduğu vergi dairelerinden uyuşmazlığa ilişkin 2018 yılına ait BA-BS formları getirtilmiş ve dosya bilirkişi raporu düzenlenmesi için bir serbest muhasebeci mali müşavir bilirkişiye verilmiştir. Bilirkişi SMMM ... tarafından tarafların ticari defterleri üzerinde yapılan inceleme sonucunda hazırlanan işbu rapora göre tarafların ticari defterlerinin usulüne uygun olarak tutulduğu ve sahibi ve halefleri lehine delil vasfı taşıdıkları, taraflar arasında ticari ilişki bulunduğu, davacının davalıya teslim ettiği malların bedelinin USD cinsinden belirlendiği, davacının faturayı faturada belirtilen döviz kuru üzerinden  daha düşük tutarda defterlerine kaydettiği ,kur farkı hesaplanmadığı, kur farkı faturası düzenlenmediği, davacının defterlerinde davalının borcunun görünmediği, aksine davacının davalıya borçlu göründüğü davalı defterlerine göre ise takip tarihi itibariyle 355,23 TL borçlu göründüğü yönünde tespit, hesap ve görüş bildirilmiştir. Bilirkişi raporu taraf vekillerine usulüne uygun olarak tebliğ edilerek beyan ve itirazları da değerlendirilmiştir. Bu kapsamda mahkememizce dosya farklı bir SMMM bilirkişiye verilerek yeni bir rapor alınmıştır. Bu kere Bilirkişi SMMM Serdar Kocabaş tarafından tarafların ticari defter ve belgeleri üzerinde yapılan inceleme sonucunda hazırlanan raporda ise özetle ;tarafların tacir olduğu ve aralarında ticari ilişki bulunduğu, davacı şirketin kayıtlarına göre alacağının bulunmadığı, davalı şirket kayıtlarına göre ise  355,23 TL alacaklı olduğu, taraflar arasında düzenlenen sözleşmeye göre davacının davalıya 129.569,27 USD fatura düzenlediği, ödemelerin ödeme tarihini takip eden günün TCMB döviz satış kuru ile hesaplandığında ödeme toplamının 104.252,50 USD olduğu, sözleşmeye göre ödeme tarihindeki kur ile fatura tarihi arasındaki kur farkının KDV dahil fatura edileceğinin imza altına alındığı ancak davacının kur farkı faturası düzenlemediği, ödemelerin büyük bölümünün TL üzerinden çekler ile yapıldığı, çekleri itirazı kayıt koymadan TL olarak kabul eden davacının  kur farkı talep edemeyeceği yönünde tespit ,hesap ve görüş rapor edilmiştir. İşbu bilirkişi raporu da taraf vekillerine usulüne uygun olarak tebliğ edilerek beyan ve itirazlarını bildirmeleri için gerekli yasal süre tanınmış ve buna ilişkin sunulan beyanlar ve itirazlar da değerlendirilmiştir. Bu kapsamda her iki bilirkişi raporlarının da denetimi yapılmış ve dosya kapsamıyla genel olarak uyumlu oldukları sorunun hukuki  izah ve değerlendirmeye muhtaç olduğu anlaşılmıştır. Bu kapsamda bazı açıklamalar yapılması  gerekecektir. Filhakika ; Kur farkı alacağının istenebilmesi için,  taraflar arasında kur farkının ödeneceğine ilişkin bir sözleşmenin veya yabancı paraya endeksli bir ticari  ilişkinin bulunması  gerekir. Yabancı para üzerinden kurulan temel sözleşme ilişkisinde, fatura tarihindeki kur ile ödeme tarihindeki kur arasındaki fark varsa bu fark kur farkı alacağıdır. Bu nitelikteki bir alacağın istenebilmesi için uygulama ya  da teamül aranmamaktadır. Kur farkı alacağı fatura tarihi ile ödeme tarihi arasındaki döviz kurundaki değişim ve oluşan farktan kaynaklanan alacak olduğundan ancak TL olarak istenebilir. Bu açıdan  somut olaya bakıldığında taraflar arasındaki temel  sözleşme ilişkisinin yabancı para (USD) cinsinden olduğu tartışmasızdır. Ancak davacı şirket davalıya sözleşmede bulunmasına ramen kur farkı nedeniyle fatura düzenlemediği gibi son iki ödeme olan 9.200 Euro ve 15.000,00 TL hariç geri kalan bütün ödemeyi  TL üzerinden düzenlenen çeklerle  ifa amacıyla  kabul ettiği görülmektedir. Ne var ki çek bir ödeme vasıtası olup, döviz üzerinden düzenlenmesi mümkün olduğu gibi, miktar hanesi verildiği andaki döviz satış kuru üzerinden hesap edilerek de doldurulabilir. Buna rağmen, ödemeyi Türk Lirası üzerinden çek olarak kabul eden davacının bu aşamadan sonra kur farkı isteyemeyeceği düşünülmüştür. Binaenaleyh davacının sözleşmeye rağmen kur farkı faturası düzenlemediği, ticari defterlerine göre kaydi alacağının bulunmadığının her iki bilirkişi raporuyla sabit olduğu  sonuç ve kanaatiyle TMK'nın 6, HMK'nın 190 ve 222. maddeleri nazarında ispat edilemeyen davanın külliyen reddine karar verilmiştir. Bkz;Yargıtay 11.HD.18.01.2021 T.2020/4821 E.2021/65 K) 2004 sayılı İİK'nın 67/II. maddesinde itirazın iptâli istemiyle açılan bir davada itirazının haksızlığına karar verilirse borçlunun, takibinde haksız ve kötüniyetli görülmesi halinde ise alacaklının red veya hükmolunan meblağın %20' sinden aşağı olmamak üzere uygun bir tazminata mahkum edileceği düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere alacaklının kötüniyet tazminatıyla sorumlu tutulabilmesi için takibinde hem haksız, hem kötüniyetli olması gerekir. Bu kapsamda somut olaya bakıldığında davacının haksız çıkmasına rağmen takipte kötü niyetli olarak hareket ettiğine müteallik hiçbir delil bulunmadığı ve kötü niyet sübut bulmadığından davalının şartları oluşmayan tazminat talebi dinlenmemiştir.  6100 Sayılı HMK'nın 332/1 maddesine göre, 323. Maddesinde sayılan yargılama giderlerinden, 326/1. Maddesi gereğince tamamen davacı taraf sorumlu tutulmuştur. Bu kapsamda Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesi ile Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliğinin 26/2. Maddeleri gözetilerek dava öncesi Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen arabuluculuk ücretinin de davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına da karar verilmek suretiyle 6100 Sayılı HMK'nın 297/2 maddesi gereğince aşağıdaki şekilde hüküm ihdas edilmiştir.\" gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ve verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesi ile; Yerel mahkemece verilen davanın reddi kararı hukuka aykırı olup davanın kabulü gerektiğini, temel hata olarak Yerel Mahkemenin icra takibine ve devamında itirazın iptali davasına konu ettiği alacaklarını \"kur farkı\" alacağı olarak, hatalı şekilde nitelendirdiğini, icra takibine ve itirazın iptali davasına konu ettikleri alacağın Borçlar Kanunu'nun 99. maddesine göre talep ettikleri 21.925,00 USD'lik döviz alacağı olduğunu, Yerel Mahkemenin dava dosyasını iki ayrı bilirkişiye tevdi ettiğini ve iki ayrı rapor düzenlendiğini, işbu raporlara süreleri içinde taraflarınca itiraz edildiğini ancak itiraz ettikleri bu raporlarda bile, dava dilekçesinde dermeyen ettikleri akdi ilişkiye ve faturalara yönelik olarak; \"Taraflar arasındaki anlaşmadaki bütün fiyatlarada (Birim, ara toplam, KDV ve genel toplam fiyatlarda) USD. (ABD Doları) para birimin açıkça yazdığını, Vade 150-180 günlük firma çekleriniz alınacaktır, Ödemeler, ödeme tarihini takip eden günün TCMB döviz satış kuru üzerinden değerlendirilecektir, Faturalar TCMB döviz kurları üzerinden hesaplanacaktır.\" şeklindeki ödeme maddelerinin anlaşmada açıkça yazdığı, anlaşmaya göre taraflar arasında dört adet ticari satış işlemi gerçekleştiği ve işbu  dört adet ticari satış işlemi nedeniyle dört adet ABD Doları cinsinden döviz faturası düzenlendiğinin tespit edildiğini; Bilirkişilerin; taraflar arasındaki anlaşmanın döviz cinsinden kurulduğunu, ödemelerin döviz yada fiili ödeme gününün bir sonraki günündeki döviz kuruna göre TL olarak yapılması gerektiğini ve faturaların ABD Doları cinsinden döviz faturası olarak düzenlenmiş olduğunu tespit ettiklerini, işbu tespitlerinden sonra bilirkişilerin ve Yerel mahkemenin yapması gerekenin; dört adet ABD Doları cinsinden düzenlenmiş döviz faturasının tarafların ticari defterlerinde işlenip işlenmediğinin kontrol edilmesi, dört faturanın toplam USD bedelinin bulunması, davalı tarafça yapılan TL ödemelerin, anlaşmaya uygun olarak USD'ye  çevirmesi ve USD para birimi bazında alacaklı olup olmadıklarını tespit etmek ve buna göre karar vermek olduğunu; 10/06/2021 tarihli 2. raporun 6.-7 sayfaları ile bilirkişinin yukarıda anlattıkları gibi yapması gerekenleri yaptığını  ve müvekkilinin alacağını 21.925,00 USD olarak tespit ettiğini ancak kur farkı faturası düzenlenmediği ve TL çeki ile ödeme alındığından kur farkı talep edemeyeceklerini dermeyen ettiğini, müvekkilinin alacağının kur farkı alacağı değil Borçlar Kanunu 99. maddesine göre talep ettikleri 21.925,00 USD'lik döviz alacağı olduğunu, Yerel mahkemenin de bilirkişiler gibi alacaklarını kur farkı alacağı olarak nitelendirdiğini, kur farkı faturası düzenlenmemesinin ve ödeme aracı olan çeklerin TL çekler olması nedeniyle taraflarının kur farkı talep edemeyeceklerini belirterek davanın reddine karar verdiğini, taraflar arasında USD cinsinden kurulmuş anlaşmaya göre; taraflarının ediminin ticari satışa konu ürünleri teslim etmek olduğunu ve bu edimin yerine getirildiğini, davalı tarafın ediminin ise teslim aldığı ürünlerin bedelini, USD cinsinden yada fili ödeme gününe göre hesaplayacağı USD kuruna göre TL olarak yapmak olduğunu, davalının yapacağı kısmi ödemeler için de bu kuralın geçerli olduğunu;USD cinsinden kurulmuş anlaşmanın ödemeye ilişkin şu iki maddesinin; \"Vade 150-180 günlük firma çekleriniz alınacaktır\" ve \"Ödemeler, ödeme tarihini takip eden günün TCMB döviz satış kuru üzerinden değerlendirilecektir.\" birlikte yorumlanması gerektiğini, işbu maddelere göre davalının yapmış olduğu TL çek ödemelerinin; keşide tarihlerini takip eden günün kuruna göre, dolayısıyla taraflar arasındaki anlaşmaya göre; tahsil edilen TL bedelinin USD'ye çevrilerek, davalının borcundan düşüldüğünü, davalının yapmış olduğu  TL ödemelerinin USD'ye çevrilerek davalının borcundan mahsup edildiğini ve davalıdan 21.925,00 USD bakiye alacaklarının kaldığını, bilirkişinin yada Yerel mahkemenin iddia ettiğinin aksine müvekkilinin TL çeki tahsilatlarına itirazi kayıt koymasına gerek olmadığını zira bu TL ödemelerinin ne şekilde USD'ye çevrileceğinin anlaşmada yazdığını; Yerel mahkeme kararında belirtilen diğer bir hususun, müvekkili şirket tarafından kur farkı faturası düzenlenmediğine ilişkin olduğunu, kur farkı faturası düzenlenmemiş olmasının davayı çözüme kavuşturacak Borçlar Hukuku ve Ticaret Hukuku dallarıyla alakasının bulunmadığını, kur farkı faturası düzenlenmemesi vakasının vergi hukukunu ilgilendirdiğini ve vergi hukukunun davayla alakasının olmadığını, işbu davayı ikame ettiklerinde USD kurunun 5,90 TL, bu tarih itibariyle ise 8,50 TL olduğunu, Yerel mahkeme kararına göre müvekkilinin ayda bir kur farkı faturası kesmesi gerektiğini, taraflar arasındaki USD cinsinden kurulmuş anlaşmanın ödemeye ilişkin maddelerine göre TL çeki kabul ettiği için yada kur farkı faturası düzenlemediği için müvekkili firmanın anlaşma ile sabit USD alacağının, TL alacağına dönüşmeyeceğini, davalıdan 21.925,00 USD bakiye alacaklarının bulunduğunu;Müvekkili şirketin alacağının kur farkı alacağı değil, bakiye döviz alacağı olduğunu, hiçbir suretle alacağın kur farkı alacağı olduğunu kabul etmemekle birlikte Dairemizin nitelendirmesi de kur farkı alacağı olacaksa bile, işbu davanın Yargıtay 19. HD.'nin emsal kararları gereği kabulünün gerektiğini, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin emsal  kararlarına örnek olarak; Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 2017/3549 E., 2018/4033 K. Sayılı kararının 19. Hukuk Dairesi 2016/5559 E., 2016/15501 K. numaralı karar düzeltme kararının; 19. Hukuk Dairesi 2016/14556 E., 2017/8080 K. Sayılı kararının verilebileceğini beyanla Yerel mahkemece verilen red kararına karşı tehiri icra talebinin kabulüne, Yerel mahkemenin red kararının kaldırılmasına, davanın tam kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.  Dava, faturaya dayalı alacağın tahsili talebi ile başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali ve takibin devamı taleplerine ilişkindir.Davacı taraf, davalı ile aralarında yapılan yazılı anlaşma gereği davalıya mal satıp teslim ettiğini, fatura bedellerinin anlaşma gereği USD olarak düzenlendiğini, davalının ödemelerinden sonra 21.925,75 USD alacağının kaldığını ve takibe yapılan itirazın haksız olduğunu beyan ederek itirazın iptalini talep etmiş, davalı taraf davacıya olan tüm borcunu ödediğini beyan ederek davanın reddini savunmuş, Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Dosya kapsamından; davacı tarafından düzenlenen ve davalı tarafından imzalanarak onaylanan sipariş formu gereği davacının, davalıya mal sattığı ve teslim ettiği, taraflar arasındaki anlaşma ile faturaların TCMB döviz kuru üzerinden hesaplanacağı, ödemelerin, ödeme tarihini takip eden günün TCMB döviz satış kuru üzerinden değerlendirileceği, ödeme tarihi ile fatura tarihi arasındaki kur farkının KDV dahil fatura edileceğinin kabul edildiği, davacı tarafından davalı adına USD cinsinden 4 adet fatura düzenlendiği, Mahkemece alınan her iki bilirkişi raporunda tespit edildiği üzere, her iki tarafça faturaların ticari defterlerine TL olarak kaydedildiği, sunulan tahsilat makbuzlarına göre davalı tarafından ödemelerin çekle yapıldığı, çeklerden iki tanesinin USD bedelli, kalanın tamamının TL bedelli olduğu, yapılan ödemelerin de her iki tarafça defterlere TL olarak kaydedildiği, davacının kendi ticari defterlerine göre davalıdan alacaklı olmadığı, davalının ticari defterlerinde ise 355,23 TL alacaklı olduğu, davacı tarafın icra takibi ile 21.925,75 USD alacağın tahsilini talep ettiği ve talebinin 58.037,41 USD bedelli faturadan kalan bakiye alacak olduğunu iddia ettiği, davacının USD üzerinden düzenlediği ve defterlerine TL karşılığı ile kaydettiği faturalar için TL olarak yapılan ödemeleri ödeme tarihindeki kur üzerinden USD'ye çevirerek aradaki USD farkını talep etmesinin, kur farkı alacağı talep etmesi anlamına geldiği, TBK'nın 99/2. maddesi uyarınca kur farkı alacağının talep edilebilmesi için; satış sözleşmesinde satış bedelinin yabancı para cinsinden kararlaştırılması veya faturaya konu malların yabancı para karşılığı satımının yapılmış olması yeterli olup, kur farkında vade farkından farklı olarak sözleşme veya teamül aranmayacak ise de;  Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında da belirtildiği üzere bu hususun tek istisnasının çekle yapılan ödemeler olduğu, çek bir ödeme aracı olduğundan, çekle yapılan ödemeler için TBK'nın 99/2. maddesine göre kur farkı talep edilemeyeceği, zira çekin üzerine fiili ödeme tarihindeki TL karşılığın yazılması zaten mümkün olduğu gibi çekin döviz cinsinden düzenlenmesinin de mümkün olduğu (bkz. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2020/3819 esas, 2021/2489 karar sayılı, 16/03/2021 tarihli,  2020/4821 esas,  2021/65 karar sayılı ilamları, 18/01/2021 tarihli ilamları), sonuç olarak; çek bir ödeme aracı olup USD cinsinden de düzenlenmesi mümkün olmasına rağmen ve davacıya ödemelerin tamamı çek ile yapılmasına rağmen, yalnızca iki ödemenin USD bedelli çek ile yapılmasına, davacının TL bedelli çek ile yapılan ödemeleri kabul etmesine ve aynı bedelle defterlerine kaydederek alacaktan mahsup etmesine, aralarındaki anlaşma gereği TL ödemeleri USD'ye çevirerek USD üzerinden düzenlediği faturalardan mahsup etmek suretiyle kur farkı faturası düzenlememesine, TL üzerinden defterlerine kaydettiği alacağını TL olarak tamamen tahsil etmesine göre davalıdan talep edebileceği başka bir alacağının bulunmadığı, Mahkemece davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmıştır. Açıklanan nedenlerle; dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;  1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle ve Harçlar Kanunu gereğince davacıdan alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 368,30 TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 22/02/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"ee0122d9188e448f","SID":"905dbf53e6d14375"}}