{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>17. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2020/1463 <br>KARAR NO\t\t: 2024/472<br>KARAR TARİHİ\t: 28/02/2024<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 16/06/2020<br>NUMARASI\t\t: 2014/1015 Esas 2020/269 Karar<br>DAVANIN KONUSU\t: Tazminat  (Cismani Zarar Sebebiyle Açılan )<br>BAM KARAR TARİHİ\t: 28/02/2024<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 28/02/2024<br><br>Davacı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi.<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 27/12/2013 günü ikametgahına gitmek üzere ... plaka sayılı şehir için minibüsüne bindiğini, araca binerken yolcu sayısının az olması nedeniyle minibüsün arka kısmında bulunan koltuğa oturduğunu, bir süre sonra minibüsün taşıması gereken yolcu sayısından fazla yolcu bindirmesi nedeniyle ineceği yere yaklaşınca oturduğu yerden kalktığını, minibüste sıkışma olduğundan düşmemek için minibüs kapısına bağlı metal kısmından tutunduğunu, bu arada minibüs şoförüne ineceğini söyleyerek durmasını istediğini, lakin minibüs hareket halindeyken aniden kapının açıldığını, müvekkilinin sol elinin kapıyı açan mekanizma arasına sıkışarak sol işaret parmağının koptuğunu, şoförün müvekkilinin bu durumunu dikkate almadığını, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde parmağın dikildiğini ancak doktorların parmağın hiçbir zaman normal halde olmayacağını, yaşamı boyunca eğik kalacağını, eski fonksiyonunu göremeyeceğini bildirdiğini, söz konusu kazada şoförün asli kusurlu olduğunu belirterek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla müşterek ve müteselsilen olay tarihi itibariyle yasal faizi  ile birlikte davalılar ... Sigorta A.Ş Genel Müdürlüğü, ..., ...'dan 3.000,00-TL maddi tazminatın alınmasına, müştereken ve müteselsilen olay tarihi itibariyle yasal faizi ile birlikte davalılar ..., ... için 10.000,00-TL manevi tazminatın alınmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP:  Davalılar ... ve ... vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili ... sevk ve idaresindeki ... plaka sayılı araç ile Buca-Gıda çarşısı hattında şehir içi dolmuş şoförlüğü yaptığını, müvekkilinin 27/12/2013 tarihli seferi sırasında davalının araca yolcu olarak bindiğini ve dolmuştan inerken araç kapısının metal aksamına tutunması sebebiyle elinin sıkıştığını, davacının sol işaret parmağının koptuğu iddiasının gerçek dışı olduğunu, parmağının yalnızca kırıldığını, minibüsün kalabalık olduğu iddiasının da gerçek dışı olduğunu, davacının inmek için ayağa kalktığında ayakta yalnızca iki yolcu bulunduğunu, müvekkilinin davacının inmek istediğini söylemesi üzerine aracı durdurduğunu, davacının elini sıkıştırması üzerine hastaneye götürmeyi talep ettiğini ancak davacının önemli bir durum olmadığını belirterek reddettiğini belirterek; fazlaya ilişkin talep ve hakları saklı kalmak kaydıyla davanın  reddi ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı  üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.<br>Davalı ... şirketi vekili cevap dilekçesinde özetle; somut olayda sigortalı araç sürücüsünün kusurunun kanıtlanmasının gerektiğini, somut olayda trafik kazası niteliğinde olmadığından taleplerin teminat dışı olduğunu belirterek; davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.<br>MAHKEMECE: \"...,Davada: davacının 27/07/2013 tarihinde davalı ...'ın sevk ve idaresindeki ... plakalı minibüsten inmek istediği esnada minibüsün hareket halinde iken aniden kapının açılması nedeniyle sol elinin kapıyı açan mekanizmanın arasına sıkışması neticesinde sol işaret parmağının kopmasından dolayı davacının maddi ve manevi zararının olup olmadığı ve tarafların kusur oranları hususunda uyuşamadıkları tespit edilmiştir.<br>Tarafların kusur oranlarının belirlenmesi yönünde yargılama aşamasında bir çok rapor alınmıştır. Bu raporlar aşağıdaki gibidir. <br>24/12/2015 havale tarihli trafik bilirkişisi ... tarafından hazırlanan raporda; davacı yolcunun olayın oluşunda %100 asli ve tam kusurlu olduğu, davalı sürücü ...'ın kazanın oluşunda kusursuz olduğu görüş ve kanaatine vardığını bildirmiştir. <br>ATK 18/03/2016 tarihli kusur raporunda; davalı sürücü ...'ın kusursuz olduğu, davacı yolcu ...'in %100 oranında kusurlu olduğu kanaatine vardıklarını bildirmişlerdir.<br>30/01/2017 tarihli trafik bilirkişileri heyetinin düzenlemiş olduğu raporda davacı yolcu ...'in %75 oranında asli kusurlu olduğu, araç sürücüsü ...'ın %25 oranında tali kusurlu olduğu görüş ve kanaatini bildirmişlerdir.                                    <br>ATK 28/12/2017 tarihli raporunda; davalı sürücü ...'ın kusursuz, davacı yolcu ...'in %100 oranında kusurlu olduğu kanaatine vardığını bildirmiştir.<br>İzmir 11. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2014/540 E. Sayılı dosyasından yapılan keşif sonrasında düzenlenen bilirkişi raporunda davacı %60 asli kusurlu, davalı sürücü %40 oranında tali kusurlu sayılmıştır.   <br>Dosya içerisinde yer alan kusura ilişkin raporlar arasında çelişkinin giderilmesi için ATK Genel Kurulundan rapor alınmasına karar verilmiştir. ATK Trafik İhtisas Dairesi'nin Genişletilmiş Uzmanlar Komisyonu tarafından hazırlanmış 10/12/2019 tarihli raporda;  davacı ...'in %100 oranında kusurlu olduğu, davalı sürücü ...'ın kusursuz olduğu görüş ve kanaati bildirilmiştir. <br>Mahkememizce yapılan yargılamada her ne kadar iş göremezlik oranının ve tazminat miktarının belirlenmesi yönünde raporlar alınmış ise de tarafların kusur oranının belirlenmesi önceliklidir. <br>Dosya içerisinde tarafların kusur oranının belirlenmesine yönelik değişik görüş ve kanaatler bildiren bilirkişi raporları olmakla birlikte raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi için ATK İhtisas Dairesi Genişletilmiş Uzmanlar Komisyonu'nun raporu ile ceza dosyası ve mahkememiz dosyası içerisinde yer alan bilgi ve belgeler, keşif tutanağı ve resimler birlikte değerlendirildiğinde dosya içerisinde yer alan resimler irdelendiğinde davacının araçta yer alan otomatik kapının yukarı kısmında bulunan vidaların bulunduğu yerden tuttuğu ve kapı açılınca elinin buraya sıkışarak yaralandığı anlaşılmıştır. Yine dosya içerisinde yer alan resimlerden edinilen izlenime göre normal şartlarda minibüs yolcusunun kapının üst kısmında bulunan vidalı kısmından tutması düşünülemez, aksi takdirde çok sık yolcuların ellerinin zarar göreceği muhakkaktır. Her ne kadar davaya konu kazadaki olasılığın gerçekleştiği sabit olsa da bu tür kazaların önlenmesi aracın üretimi esnasında düşünülerek tedbirinin alınması gerekmektedir. Araç üreticisinin araçtaki kapı imalatını yaparken her türlü olasılığı düşünerek yolcuların anormal davranışlarında dahi yaralanmaya sebep olabilecek nedenleri ortadan kaldıracak tedbirleri alması ve buna göre aparat ve üretim yapması gerekir.<br>Davaya konu yaralanmada sürücü ve işletene atfedilecek bir kusur bulunmamaktadır. Araç üreticisinin, üretimden kaynaklı kusur ve sorumluluğu düşünülebilir ise de dava da taraf olmadığından bu husus irdelenmemiştir.<br>Her ne kadar ceza yargılaması sırasında davalı sürücüye kusur atfedilmiş ise de ceza yargılamasında ki kusur oranları mahkememizi bağlamamaktadır. Dosyamız içerisinde yer alan bilirkişi raporlarındaki çelişkiyi gidermeye yönelik ATK Genişletilmiş Uzmanlar Komisyonu'nun raporu ve yukarıda belirtilmiş olan gerekçeler ile davalılara atfedilebilecek bir kusur bulunmadığından davanın reddine, gerekçesi ile, Davanın REDDİNE,\"şeklinde karar verilmiştir,<br>Mahkeme kararına karşı davacı  vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.<br>İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ:<br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesinin verdiği kararın hukuka ve hakkaniyete aykırı olup esas ve usul yönünden incelenerek kararın bozulmasının gerektiğini, müvekkilinin 27.12.2013 günü ikemetgahına gitmek üzere ... plakalı şehir içi minibüsüne Şirinyer mahallesinde bindiğini,  daha sonra ineceği yere geldiğinde oturduğu yerden kalkarak, minibüsün kalabalık olaması nedeniyle düşmemek için minibüsün kapısına bağlı metal kısmına tutunduğunu, ineceği yeri sürücüye söylediğini, ancak minibüs hareket halinde iken kapının açıldığını, müvekkilinin sol elinin kapı mekanizmasına sıkışarak sol işaret parmağının koptuğunu, minibüs şoförünün durumu dikkate almayarak olay mahalinden uzaklaştığını, davalı minibüs sürücüsü ...’ın minibüs içerisinde taşıdığı yolcuların güvenliğinden sorumlu olduğunu, istihap haddinden fazla yolcu almaması gerektiğini, araçta fazla yolcu olması nedeniyle aynadan yolcuların durumunu kontrol edemediği, nitekim müvekkilinin de ayakta yolcu olması sebebiyle düşmemek için minibüsün kapısına bağlı metal kısmına tutunduğunu, ‘’Dikkat’’ hareketli kapı ya da kapı kolundan tutmayınız diye sesli bir anonsun olmasının gerekirken olmamasını ve üstelik bu şekilde anonsun olmasının bir kenara uyarı levhasının dahi olmadığını  davalının olayın meydana geldiği tarihten sonra uyarıların olmaması ve bilirkişi incelemelerini yanıltma saikiyle olayhan sonra- bilirkişi incelemelerinden önce uyarı levhasını taktırarak yanılttığı ve bilirkişi incelemelerinin mesnetsiz olmasına neden olduğunun yine ilk derece mahkemesince göz ardı edildiğini, ilk derece mahkemesinden görülen dava sırasında hazırlattığı bilirkişi raporlarına göre; 24/12/2015 havale tarihli bilirkişi raporunda müvekkil ...’in %100 davalı ...’ın ise kusursuz, ATK 18/03/2016 tarihli raporda müvekkil ...’in %100 davalı ...’ın ise kusursuz,  30/01/2017 tarihli trafik bilirkişileri heyetinin düzenlemiş olduğu raporda müvekkil ...’in %75 davalı ...’ın ise %25 oranında, ATK 28/12/2017 tarihli Adli Tıp raporunun  mahkemenin dosyayı sehven adli tıpa göndermesi sonucu alındığını, İzmir 11. Asliye Ceza Mahkemesinin 2014/540 E. Sayılı ceza yargılamasında alınan bilirkişi raporlarında; 07.04.2014 tarihli bilirkişi tarafından hazırlanan raporda, davalının asli kusurlu müvekkilin tali kusurlu, 06.04.2015 tarihli bilirkişi raporunda yine davalının asli kusurlu, müvekkilin tali kusurlu, 03.10.2015 İstanbul Teknik Üniversitesinde Üç Profesör ünvanlı trafik ve iş güvenliği uzmanlarından oluşan heyetin raporunda davalının tali müvekkilin asli kusurlu, İzmir 11. Asliye Ceza Mahkemesinin 2014/540 E. Sayılı dosyasında yapılan keşif sonrasında düzenlenen bilirkişi raporunda davacı müvekkil ...’in %60, davalı sürücünün ise %40 oranında asli kusurlu bulup aleyhe ceza hükmetmiş olup kararın kesinleştiğini ve infaz edildiğini, sonuç olarak bahsedildiği üzere bilirkişi raporları arasındaki farklılık ve her ne kadar ceza yargılaması sırasında davalı sürüceye atfedilen %40 asli kusur oranı hukuk mahkemesindeki yargılamayı bağlamasa dahi hukuk mahkemesinde karine olacağı ve olayın oluş hali incelendiğinde bu bilirkişi raporunun da dikkate alınması gerekir iken ilk derece mahkemesince göz ardı edilerek davanın reddine karar verilmesinin hakkaniyete aykırılık oluşturduğunu, ilk derece mahkemesinin müvekkili lehine olan raporları hukuki gerekçe olmadan dikkate almadığını, aleyhe olan bilirkişi raporlarında \"uyarı levhası olması \" sebebiyle karşı tarafa kusur atfetmediğini, İDM kaza esnasında uyarı levhası olup olmadığı yönünde iki farklı kusur raporları  düzenletirilerek karar vermesi gerekirken  yalnızca uyarı levhası olduğuna dayanılarak hazırlanan raporları dikkate aldığını belirterek  yerel mahkeme kararının kaldırılarak haklı ve hukuka uygun davanın kabulüne, dosyanın yeniden karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür. <br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>Dava, davacının yolcu olarak bulunduğu araçta meydana gelen yaralanma nedeniyle uğranılan maddi manevi zararın tazmini istemine ilişkindir. <br>İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.<br>Davanın  04/03/2014 tarihinde  İzmir 2.Asliye Hukuk Mahkemesine açıldığı, bu mahkemenin 2014/106 esas 2014/146 karar sayılı görevsizlik kararı ile İzmir 4.Asliye Ticaret Mahkemesine gönderildiği, Mahkemece  yapılan yargılama sonucunda davanın reddine  karar verildiği, karara karşı  davacı vekilinin istinaf yoluna başvurduğu görülmüştür.<br>Türk Borçlar Kanunu 49/1. maddesi, “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.” şeklinde, 50.maddesi \" Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler.\"  51/1. Maddesi \" Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler.\" 52. Maddesi \" Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir.     Zarara hafif kusuruyla sebep olan tazminat yükümlüsü, tazminatı ödediğinde yoksulluğa düşecek olur ve hakkaniyet de gerektirirse hâkim, tazminatı indirebilir..\"  56/1 maddesi \"  Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. \" şeklinde düzenlenmiştir.<br> 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 74 üncü maddesi uyarınca; “Hakim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hakimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hakiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hakimini bağlamaz.” şeklindeki hüküm karşısında, ceza mahkemesince verilen beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet gibi esasların hukuk hâkimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır. Hemen belirtilmelidir ki, hukuk hâkiminin yukarıda açıklanan bu bağımsızlığı sınırsız değildir. Gerek öğretide ve gerekse Yargıtayın yerleşmiş içtihatlarında, ceza hâkiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle “fiilin hukuka aykırılığı” konusu ile hukuk hâkiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir. Başka bir deyişle, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını belirleyen ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır.<br>Yargıtayın yerleşik uygulamasına ve öğretideki genel kabule göre, maddi olgunun tespitine ilişkin ceza mahkemesi kararı hukuk hâkimini bağlar. Ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.11.2020 tarihli ve 2012/17-2112 E., 2020/850 K. sayılı kararı).<br>Dava konusu   olay nedeniyle   İzmir 11.Asliye Ceza Mahkemesinin 2014/540 esas 2015/922 karar sayılı kararı ile  taksirle yaralama suçundan ... hakkında tali kusurlu kabul edilerek 22/12/2015 tarihinde kesin nitelikte mahkumiyet kararı verildiği görülmüştür.<br>Hal böyle olunca, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun, 24.12.2014 gün ve 2014/4-846 E., 2014/1091K).<br>Tarafların bilirkişi raporunda kullanılan yaşam tablosuna ve tatbik edilen esaslara açık itirazları olmasa dahi TBK 51. maddesi uyarınca tazminatın kapsamının hâkim tarafından belirlenmesi zaruridir. (Yargıtay 17.HD 22/12/2020 tarih, 2019/5206 E. – 2020/8874 K. sayılı ilamı, 14/01/2021 tarih 2020/2598 E. – 2021/34 K. sayılı ilamı).Maddi tazminat hesaplanmasında TRH 2010 Yaşam Tablosu kullanılarak tazminat hesabı yapılması gerekmektedir.<br>O halde aktüerya bilirkişiden  TRH 2010 Yaşam Tablosuna göre ek rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi  gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.<br>Kabul ve uygulamaya göre de; davalılardan ...'nın 21/02/2018 tarihinde öldüğü, mirasçılarının davaya dahil edildiği anlaşılmış olup,  muris ... ve davaya dahil edilen mirasçılarının karar başlığında gösterilmemesi de isabetli olmamıştır.<br>Sonuç olarak yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya içeriğine göre, mahkeme kararı ve dayandığı gerekçeler, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek derecede önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması nedeniyle  yukarıda yapılan açıklamalara göre, delillerin toplanarak sonuca varılması için yargılamaya devam edilmesi gerektiğinden, davacı vekilinin istinaf taleplerinin kabulüne,  HMK nın 355 ve 353/1-a-6 maddesi gereğince yerel mahkeme kararının kaldırılarak, dosyanın mahkemesine iadesine karar vermek gerekmiştir.<br> HÜKÜM      : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun esasa ilişkin sebepler incelenmeksizin KABULÜNE,<br>2-İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin  16/06/2020 tarih,  2014/1015 Esas ve 2020/269 Karar sayılı  hükmünün 6100 sayılı HMK’nın 353/(1)-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,<br>3-Dosyanın HMK 353/(1)-a maddesi gereğince Dairemiz kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE,<br>4-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından, davacı yararına istinaf vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, <br>5-İstinaf yoluna başvuran davacıdan alınan 54,40 TL istinaf maktu karar harcının istek halinde İADESİNE,<br>6-İstinaf yoluna başvuran davacıdan alınan 148,60 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, <br>7-İstinaf yargılama giderlerinin esas kararla birlikte ilk derece mahkemesince değerlendirilmesine,<br>Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde HMK 353/1-a maddesi gereğince oybirliğiyle kesin olarak karar verildi. 28/02/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"3599bd31e8c22e24","SID":"833e71f7a701cdf1"}}