{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>11. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2021/1208 <br>KARAR NO\t\t: 2024/425<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: İZMİR FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 28.04.2021<br>NUMARASI\t\t: 2020/1 E. 2021/71 K. <br>DAVANIN KONUSU\t: Marka <br>KARAR TARİHİ\t: 29.02.2024<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 29.02.2024<br><br>\tTaraflar arasındaki davadan dolayı İzmir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk  Mahkemesince verilen 28.04.2021 gün ve 2020/1 E. 2021/71 K. sayılı hükmün istinaf yoluyla Dairemizce incelenmesi taraf vekillerince istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için  üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.<br>\tGEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :<br>\tDAVA :  Davacı vekili, davacını \" ... \" markası ile  davalının  \" ... \" markası arasında yazılım ve anlam benzerliği bulunduğunu, her iki şirketin de nargile kömürü satışı yaptığını, aynı mal ve hizmet sınıfında faaliyette bulunduğunu, davalının markasındaki \" ... \" kelimesinin ingilizce olup, türkçe çevirisinin nargile olduğunu, markaların birebir benzerlik gösterip halk tarafından karıştırılma ihtimali bulunduğunu, öncelik hakkının davacıda olduğunu, belirterek; davalının markasının hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini dava ve talep etmiştir.<br>\tCEVAP : Davalı vekili, markalar arasında iltibas oluşturan bir benzerlik bulunmadığını, davacının paketlenmiş ürünlerinde markanın algı oluşturan kısmının ... ibaresi bulunduğunu, aynı hizmet sınıfında faaliyet gösterseler de markaların şekil, ses, anlam, ürün görünümü gibi açılardan bir bütün olarak değerlendirildiğinde hitap ettikleri tüketici açısından aynılık algısının oluşturulmasının mümkün olmadığını, ... kelimesinin karşılığının ekstra bir çaba gerektirmeksizin anlaşılır olmadığını, her iki şirketin farklı coğrafi alanlarda hizmet verdiğini, hitap ettikleri tüketici kesiminin bu sektörde ticaret yapan basiretli tacirler olduğunu, ... kelimesinin ingilizcedeki yaygın kullanımının ... olduğunu, iltibas yaratmasının mümkün olmadığını, belirterek; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, her iki markanın ortak ibaresinin \"...\" olduğu, davalının markasında yer alan \"...\" kelimesinin Türkçe anlamının nargile olduğu, davalı markası emtiyaları arasında yer alna kömür ve odunun nargile malzemesi olduğu, bu emtiyaları tüketen ilgili piyasa tüketicisinin ... ibresinin nargile anlamına geleceğini bilebileceği, odun ve kömür emtiyaları yönünden ilgili piyasa tüketicisi nezdinde her iki markanın iltibas oluşturacağı, sair emtiyalar yönünden  iltibas oluşturmayacağı anlaşılmakla davacının davasının kısmen kabulüne, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.\t<br>\tKarara karşı davacı ve davalı tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.<br>\tİSTİNAF NEDENLERİ: Davacı vekili, davalının sair emtialar bakımından da markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerektiğini,  her iki markanın da yalnızca nice sınıflandırmasında 4.sınıf mal ve hizmetleri kapsıyor olması tüketiciler nezdinde söz konusu işletmeler arasında ekonomik ve idari bağlantı olduğu düşüncesi uyandırma ihtimali bulunduğunu, davalı markasının farklı mal ve hizmet sınıfına kayıtlı olmaması nedeni ile markanın tanınmış olması aranmayacağını, aynı sınıfa kayıtlı benzer mal ve hizmetler sunulmakta iken davalıya ait ... markasının yalnızca kömür ve odun emtiaları yönünden davanın kabul edilmesi hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, tüketici tarafından markaların ilişkilendirilme ihtimalin hükümsüzlük nedeni oluşturacağını, belirterek; kararın kaldırılmasını talep etmiştir.<br>\tDavalı vekili, raporun hükme alınamayacağını, raporda hukuki değerlendirme yapılmadığını, her iki markanın piyasaya sunuluş şekillerine bir bütün olarak bakıldığında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak karıştırılma ihtimali olmadığını, her ne kadar davacı şirket 31.07.2019 tarihinde markasını \"...\" markasıyla sicile tescil ettirse de piyasaya sunduğu ürünlerde algı oluşturan kısım \"...\" ibaresi olduğunu, \"...\" kelimesi davacı şirketin markasının esaslı unsuru olarak değil, piyasaya sundukları ürünün bir çeşidi olarak kalite belirtmek amacıyla kullanıldığını, her iki ürün çeşidinin paketlemesinde \"...\" ve \"...\" kelimelerinin Türkçe karşılıkları olan altın ve gümüş renginin kullanılması da \"...\" kelimesinin markada esaslı unsur olarak tercih edilmediğini, yalnızca çeşit belirtmek amacıyla kullanıldığını,davalının ürünlerini tescil ettirmiş olduğu haliyle yani \"...\" olarak piyasaya sunduğunu, her iki markaya ait ürünlerin piyasaya sunuluş şekillerine bakıldığında tüketicilerin herhangi bir sebeple bağlantı kurarak iltibasa düşmelerine olanak olmadığını, \"...\" ibaresinin \"nargile\" anlamına geleceğinin bilinebileceğini belirtse de bu belirlemenin herhangi bir somut dayanağı bulunmadığını,  davaya konu ürünler bir bütün olarak değerlendirildiğinde ortalama tüketicilerin algısına göre iltibas oluşturacak bir benzerlik ve karıştırılma ihtimali bulunmadığını,  belirterek; kararın kaldırılmasını talep etmiştir.<br> \tGEREKÇE : Dava, 6769 sayılı SMK'nın 6/1-5 maddesi (benzerlik ve öncelik) kapsamında markanın hükümsüzlüğü istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.<br>\t1.\tDairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle  sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.<br>\t2.\t6769 sayılı SMK’nın geçici 1/1 maddesi uyarınca, sınai mülkiyet  başvurularının sonuçlandırılması yönünden, başvuru tarihinde geçerli kanun hükümlerinin uygulanması gerekirken, münhasıran açılan hükümsüzlük davaları ile tecavüz davaları yönünden SMK’nın 192. maddesi uyarınca davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan yeni SMK hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. (Yargıtay 11. HD'nin 17.03.2021 tarih 2020/1412 E, 2021/2516 K.).<br>\t3.\tBezerlik ( iltibas / karıştırma ihtimali ) nedeniyle hükümsüzlük kararı verilebilmesi için marka işaretlerinin ve tescilli oldukları mal/hizmetlerin aynı veya benzer olması gerekmektedir. Marka kapsamındaki mal ve hizmetlerin aynı veya benzer tür olup olmadığı hususunda TPE'nce hazırlanan Mal ve Hizmetlerin Sınıflandırılmasına ilişkin Tebliğin hükümlerine ve bunun ekindeki sınıflara ve alt gruplara göre yapılan listenin dikkate alınması gerekmekle birlikte, ilişkilendirmenin varlığı için mal ve hizmetlerin tamamen aynı sınıfta veya aynı alt grupta yer alması gerekmez. Tescil kapsamındaki mal ve hizmetlerin ilişkilendirilebilecek olup olmadıklarının değerlendirilmesinde özellikle her iki grup malların da aynı tüketici kitlesine hitap edip etmediği, birbirine alternatif olup olmadıkları, aynı dağıtım veya dolaşım yollarına sahip olup olmadığı, hammadde-mamül ilişkisinin bulunup bulunmadığı, birbirlerini bütünleyici/tamamlayıcı olup olmadıkları hususlarının, bir bütün olarak ve ortalama tüketici kitlesinin özellikleri ve genel bakış açısı dikkate alınarak belirlenmelidir.<br>\t4.\tMarkalar arasında karıştırılma ihtimalinin varlığı incelenirken, inceleme konusu markaların benzerlik derecesi, mal ve hizmetlerin benzerlik derecesi, inceleme konusu mal ve hizmetlerin tüketicilerinden oluşan ortalama tüketici kitlesinin bilinç ve dikkat düzeyi gibi hususlar dikkate alınmalı, halkın iki marka arasında herhangi bir şekilde ve herhangi bir sebeple bağlantı kurma ihtimalinin, görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlikler, çağrıştırma, bir bütün olarak uyandırdığı toplu kanaat, malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu, markayı taşıyan malın değeri ve alıcının bu malı almaya ayırdığı zaman, markanın asıl unsurları ve tamamlayıcı unsurları, karşılaştırılan işaretler arasındaki benzerlik, telaffuz, anlam veya biçimden, işaretlerin toplu olarak bıraktığı izlenimden, seri içine girmekten veya başka bir çağrışımdan kaynaklanabileceği dikkate alınmalı, ortama tüketici nezdinde markaların aynı işletmeye ait ancak farklı markalar olduğu ve bu işletmeler arasında ekonomik ve organik bağlantı bulunduğu düşüncesine de yol açması karıştırılma ihtimali olarak değerlendirilmeli, markaları taşıyan ürünlerin ortalama tüketicilerinin dikkat düzeyleri yüksek olmalarına rağmen markaları ilişkilendirme ihtimali gözetilerek, karıştırılma ihtimali tespit edilmelidir. Ayrıca, karıştırılma tehlikesinin değerlendirilmesinde malların ve hizmetlerin benzerlik derecesi ile markaların benzerlik derecesi arasında karşılıklı bir bağlantı mevcut olup, buna göre örneğin markaların kullanıldığı mal ve hizmetler arasında düşük benzerlik derecesi, markalar arasındaki benzerlik derecesinin yüksek olmasıyla dengelenebilir. Bu değerlendirmede özellikle, tescilli markanın tanınmışlık derecesi arttıkça mal veya hizmetler arasındaki benzerlik derecesi az olabilir.( Yargıtay HGK'nın 14.10.2020 tarih ve 2017/11-139 E. - 2020/765 K. )<br>\t5.\tMahkemece bilirkişi incelemesine başvurulduğunda; raporun, olayın özelliklerine ve uyuşmazlığın çeşidine göre yapılması gerekli olan inceleme ve değerlendirmeleri içermesi,  raporda hâkimin uyuşmazlığı çözmesi için gerekli olan tüm özel ve teknik bilgilere ve açıklamalara usulünce yer vermesi, tarafların iddia, savunma ve itirazlarını gerekçeleriyle ve olayın teknik özellikleriyle tartışması, bu tartışmanın da denetime elverişli olması gerekmektedir. Anılan bilirkişi raporunun teknik özellikleri taşımaması, denetime elverişli olmaması, mevcut bilirkişi raporları ile çelişki oluşturması ya da verilen bilgilere göre somut olayın özellikleri ve var olan teknik verilere göre kendi içinde çelişki oluşturur tarzda olması hâlinde söz konusu rapor hükme esas alınamayacaktır. Hâkim bu durumda, davayı aydınlatma yükümlülüğünün de bir gereği olarak, eksiklik veya belirsizliğin ya da çelişkilerin giderilmesi ve gerçeğin ortaya çıkarılması için bilirkişiden ek rapor almalı ya da yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırmalıdır.<br>\t6.\tDavacı \" ... \"  ibareli 04 sınıfta tescilli markası ilse davalı adına kayıtlı ''  ... \" ibareli 04. sınıfta tescilli markası arasında kapsadığı mal ve hizmetler yönünden benzer olduğunu, ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunduğunu, ürün ve hizmetler için satın alım süresi içinde davalının farklı bir marka olduğunun algılanamayacağını ileri sürmüş mahkemece hükme esas alınan bilirkişi incelemesinde tarafların tescilli 04. Nice sınıfında nargile kömürü, katı yakıtlatlar, kömürler, odun  emtiaları bakımından benzerlik bulunduğu  sonuca ulaşılmış ise de yukarıda açıklanan ilke ve esaslar çerçevesinde bu hususta sadece marka vekili bilirkişi tarafından yapılan incelemeye üstünlük tanınarak karar verilmesi yerinde değildir. Keza, taraf emtialarının benzer olup olmadığı, aralarında iltibas tehlikesinin bulunup bulunmadığının belirlenmesi için konusunda uzman, emtia ile ilgili alanda çalışan bilgi ve tecrübesi olan sektör bilirkişisi raporunun dosyaya kazandırılması gerekir. Sektör bilirkişisinin yer almadığı birikişi raporu bu hali ile hükme esas alınamaz. Bu kapmsamda hükümsüzlüğünün tespiti konusunda yapılan inceleme ve araştırma yetersiz olup eksik inceleme ve araştırma ile hüküm kurulamaz.(Yargıtay 11. HD'nin 30.10.2017 tarih ve 2016/2464 E. -  2017/5859 K. , 23.10.2017 tarih ve 2016/3554 E. - 2017/5609 K.)<br>\t7.\tMarka hakkı, SMK’nın 7/1. maddesi hükmü gereği, tescille kazanılır.  Bununla birlikte marka hakkının tescille kazanılmadığı istisnai haller de mevcuttur. İstisnalardan biri, önceye dayalı tescilsiz marka hakkıdır. Marka hakkı, tescil olmaksızın, kullanımla da elde edilmiş olabilir. Diğer deyimle, işletme bir işareti marka olarak seçmiş, kullanmaya başlamış ve tanıtmış; marka altında belli bir itibar yaratmış olabilir. Bu takdirde tescilden önceki kazanılmış hak, sahibine SMK 6/3. maddesi hükmü gereğince yerine göre bir savunma aracı veya yerine göre başvurunun reddi ve hükümsüzlük talepleri için kullanılabilecek bir üstünlük sağlamış olur.<br>\t8.\tKural olarak marka hakkı bir işareti ilk kez oluşturup kullanan kişiye aittir. Bu husus, öğretide ve uygulamada gerçek hak sahipliği olarak tanımlanmış olup, 556 sayılı KHK’nin hükümlerinde de aynı ilke yer almıştır. Önceye dayalı hak sahibi olan kişi, markanın tesciline itiraz etmemiş ve yapılan tescil aleyhine hükümsüzlük davası açmamış olsa bile, tescilli marka hakkı sahibi, bu işareti önceden beri marka veya sair bir tanıtma işareti olarak kullanan kişiyi, bu tanıtma işaretini önceki kapsamı ile kullanmaktan men edemez. Diğer bir deyişle; tescilli marka sahibi daha sonra bu öncelik hakkı bulunan kişiye karşı dava açarak onu bu işareti kullanmaktan men edemez. ( Yargıtay 11. HD'nin 27.02.2014 tarih ve 2013/13243 E . -  2014/3679 K. )<br>\t9.\t6100 sayılı HMK'nın 26. maddesine göre Hakim, tarafların talep sonucu ile bağlı olup, ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez.  Davacı tarafından dava dilekçesi ile benzerlik hukuki\tnedeninin\tyanında 6769 sayılı SMK'nın 6/5. maddesi kapsamında öncelik hakkı tescil hukuki nedenine de dayanılarak hükümsüzlük talebinde bulunulmuş ise de davacının bu iddiası yönünden mahkemece bir değerlendirmede bulunulmamış, olumlu olumsuz bir karar verilmemiştir. Davacı birden fazla hukuki sebep ileri sürerek hükümsüzlük talebinde bulunmuştur. Davaların yığılması söz konusu olduğunda görünüşte tek gerçekte ise talep sayınca dava bulunmaktadır. HMK'nın 297. maddesi hükmüne göre, mahkeme kararlarının iki tarafın iddia ve savunmalarının özetlerini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, bu delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, sabit görülen vakıalar ile bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri yani mahkemeyi sonuca götüren gerekçenin ne olduğu hususlarını içermesi gerekir. Aynı şekilde, Anayasa'nın 141/3. maddesi hükmü de, tüm mahkeme kararlarının gerekçeli olmasının gerektiğini vurgulamaktadır. Bu suretle öncelik hakkı iddiası yönünden mahkemece her hangi bir değerlendirme yapılmaması da isabetli değildir. ( Yargıtay 11. HD'nin23.05.2022 tarih ve 2020/8513 E. 2022/3926 K. )<br>\t10.\tAçıklanan tüm bu hukuki ve maddi vakıalar karşısında; İDM tarafından davacının dayandığı marka  ile hükümsüzlüğü talep edilen markanın yukarıda anılan ilke ve esaslar çerçevesinde öncelikle görsel, işitsel ve anlamsal olarak aynı ve benzer olup olmadığı değerledirilerek, tescil sınıflarının karşılaştırılıp incelenmesi için sektör bilirkişisinin de yer aldığı yeni bilirkişi kurulundan tarafların iddia ve savunmalarını karşılayacak şekilde açıklamalı, ayrıntılı, denetime elverişli rapor alınarak, anılan ilke ve esaslar çerçevesinde inceleme, karşılaştırma ve ayrıştırma yapılmak suretiyle teknik inceleme eksikliği tamamlandıktan ve bu yöndeki itirazlar karşılandıktan sonra oluşacak sonuca göre usuli kazanılmış haklar da gözetilerek davacının her bir hükümsüzlük nedenine konu talebini karşılayacak şekilde karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve incelemeyle yazılı biçimde karar verilmesi doğru görülmemiştir.<br>\tBu durumda, ilk derece mahkemesince uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve  değerlendirilmemiş olması nedeniyle istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün değildir. O halde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve kaldırma kararının sebep ve şekline göre sair istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiştir. \t<br>\tH Ü K Ü M :Yukarıda açıklanan nedenenlerle;<br>\t1-Tarafların istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca  ESASA İLİŞKİN SEBEPLER İNCELENMEKSİZİN KABULÜNE,<br>\t2-İzmir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk  Mahkemesince verilen 28.04.2021 gün ve 2020/1 E. 2021/71 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA,<br>\t3-Dairemizin kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahal mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,<br>\t4-Kaldırma kararının sebep ve şekline göre sair istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına<br>\t5-İstinaf yoluna başvuran tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde istinaf yoluna başvurana iadesine,<br>\tDosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi gereğince  29.02.2024 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.<br>\t\t\t\t</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"c3e13084da911e89","SID":"8139b453188b4db8"}}