{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/2176 Esas<br>KARAR NO: 2024/390 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2017/753 Esas - 2021/190 Karar <br>TARİH: 11/03/2021<br>DAVA: Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 29/02/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesi ile, Bayi sıfatıyla çalışan ... A.Ş, diğer davalı ... A.Ş'nin ithal ettiği ... (...) aracı müvekkili şirkete 20.08.2015 tarihli fatura ile sattığını, müvekkili şirketin ise henüz ... plakasını aldığını, ... plakalı aracın, müvekkili şirket tarafından satın alındığı günden itibaren davalı şirkete ait yetkili servislerinde bakım yaptırıldığını, Ancak aracın satın alındığı tarihten itibaren aşağıda belirtilen arızaları sürekli tekrar ettiği ve yetkili servis uzmanlarınca da bir çözüm getirilemediğinden dolayı, mevcut arızaların \"Fabrika hatası\" olarak tabir edilen ve gizli ayıp olarak değerlendirildiğini, söz konusu ayıpların; Aracın vites geçişlerinde zorlama olması ve dişli aksamından ses gelmesi, Aracın 1. viteste çalışırken kendiliğinden vitesin boşa geçmesi, Aracın, boşta veya viteste çalışırken kendiliğinden gaza basması, devir yükselmesi, Aracın uzaktan kumandasının kimi zaman aracı kontrol etmeyerek kilitlenmemesi, Aracın devrinin çok düşük devirde kalması yükselmesi gibi, vasıtada olmaması gereken ve ölümcül kazalara sebebiyet verebilecek nitelikteki muhtelif ayıplar olduğunu, bu gizli ayıpların, özellikle satıcı firmanın Antalya'da servis hizmetlerini veren Hastalya servis istasyonu tarafından giderilmeye çalışılmışsa da bir çözüm getirilemediğini, satıcının, öncelikle aracı ayıpsız olarak satmak zorunda olduğunu, ancak satılan aracın gizli ayıplı olarak çıkması sebebiyle satıcının, TBK vs Kanunlar uyarınca alıcının bu nedenle uğradığı tüm zararları (aracın yenisiyle değişimi dahil) karşılamak zorunda olduğunu, söz konusu aracın müvekkili şirket tarafından işletilemediğini, müvekkilinin aracın işletilememesinden dolayı maddi kaybı ve zararının bulunduğunu, servise defalarca servis ücreti ve bakım masrafları ödediğini, aracın işletilememesinden dolayı maddi zarara uğranıldığını, kar kaybının olduğunu, müvekkilinin mevcut ayıbın sürekli olması ve muhtemel verimi elde edememesi nedeniyle uğradığı zararların, aracın satın alınma tarihi olan 20.08.2015 tarihinden itibaren bilirkişi vasıtasıyla tespit edilmesini talep ettiğini belirterek ... (...) aracın davalılar tarafından müştereken ve müteselsilen (dayanışmalı olarak) sorumlu olmak kaydıyla mahkemece hükme bağlanacak ilamın infaz tarihindeki misli ile değiştirilerek davacıya aynı marka ve özellikte sıfır kilometre yeni bir aracın davalılar tarafından verilmesine, bu talebin mümkün olmaması halinde ise \"... (...)\" aracın dava/talep tarihindeki bayi satış bedeli olan 135.870,00 TL. bedelin (ihtarın tebliğ tarihinden 10 gün sonrası olan) 25.06.2017 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen (dayanışmalı olarak) alınarak davacıya verilmesine, fazlaya dair ve başkaca dava ve talep hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 10.000,00 TL. tazminatın araç satış tarihi olan 20.08.2015 tarihinden işleyecek ticari avans faiziyle birlikte davalılardan  müştereken ve müteselsilen (dayanışmalı olarak) alınarak davacıya verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı  ... A.Ş'nin davaya cevap diklekçesinde: Davaya konu olan araçta imalattan kaynaklanan herhangi bir açık/gizli ayıbın mevcut olmadığını, dava konusu araç ile ilgili ilk şikayetin 17.01.2017 tarihinde \"vites değişimlerinde ses oluşuyor\" şikayeti ile bildirildiğini, yapılan kontroller sonucunda dava konusu aracı kullanan kişinin vitesi çok yavaş şekilde değiştirdiğinden (1. vitesten 2. vitese ağır geçiş yaptığından) senkromeçlerdeki frenleme etkisi oluşmayarak ortaya bir ses çıktığının tespit edildiğini, bu şekildeki bir kullanımın, muadil araçlarda da denendiğinde bahsedilen sesin meydana çıkmasına neden olduğunu, yapılan denemelerde aracın vitesinin normal olarak değiştirildiğinde herhangi bir sesin duyulmadığını, bu durumda şikayetle ilgili ürün kaynaklı denilebilecek bir arızanın araçta söz konusu olmadığını, mezkur şikayet tarihinde davacı tarafa yedek araç verildiğini, dava konusu aracın 09.06.2017 tarihinde \"Araç rölantide çalışırken ara sıra kendi kendine gaz alıyor, gaz veriyor, devir yükseliyor düşüyor. Bazen 3000 devir/dak geçmiyor\" şikayeti ile yetkili servise giriş yaptığını, ilgili servis girişinde yukarıda bahsedilen vites değişiminde ses oluyor şikayetinin mevcut olmadığını, araçta bu şikayetle ilgili kayıtlı arıza koduna rastlanmamakla birlikte, araca deneme amaçlı miktar ayar valfinin takıldığını ve bu şikayetle ilgili, aracın bir daha servise giriş yapmadığını, 2 ay sonra davacı tarafın devir saati hareket ediyor şikayetini servise ilettiğini, servisin deneme amaçlı takılan miktar ayar valfi değişiminden sonra araçla test sürüşü yapıldığını, araçta böyle bir problem tespit edilememiş, teknik ekibin desteği ile de miktar ayar valfi, yakıt yüksek basınç pompası ile değiştirilip aracın davacıya teslim edildiğini, servis girişleri incelendiğinde görüleceği üzere davacının şikayetlerinin birçoğunun araçta tespit edilmemiş ya da aracın hatalı kullanımı sebebiyle meydana geldiğini, bahsi geçen şikayetlerin hiçbirinin davacının iddia ettiği gibi dava konusu aracı gizli ayıplı vasfına sokmadığını belirterek dava konusu aracın araç sahibinin kullanımına bağlı hasarlı bir araç olup olmadığının araştırılmasının gerektiğini, dava konusu aracın satın alındığı tarihten bu yana kullanım nedeniyle değerinde düşüş olduğunun izahtan vareste olduğunu, araç değişimini ya da bedel iadesini talep eden davacının mezkur kullanım sebebiyle geçirmiş olduğu yıpranma bedelini (özellikle hasar sebebiyle) iade etmesinin gerektiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir. Davalı ... A.Ş'nin davaya cevap dilekçesinde:\" Dava dilekçesinden anlaşıldığı kadarıyla aracın garanti süresindeki şikayetlerinin servis tarafından giderildiğini ve davacıya tesliminin yapıldığını, davacının belirttiği sorunların ise davalı müvekkil servisinde değil, Antalya'da giderildiğini, dava konusu aracın misli ile değiştirilecek bir ayıbının bulunmadığını, davacının seçimlik hakkını kullandığını, aracın misli ile değiştirilebilmesi için araçtaki eksikliğin satış bedeline çok yakın olması gerektiğini, davayı kabul etmemek kaydı ile aracın iadesi halinde iade süresi zarfında davacı yanca kullanılmış araçta değer kaybının olduğunu, araçta meydana gelen değer kaybının tespit edilerek bu bedelin müvekkili şirkete iade edilmesinin gerektiğini, aracın satış faturasında görüleceği üzere davacı tarafın aracı 96.279,15 TL. bedelle satın aldığını, ancak dava tarihi itibariyle satış bedeli olan 135.870,00 TL. değer üzerinden karar verilmesini talep ettiğini, bu istemin hukuk mantığı ile hiçbir bağının olmadığını, dava konusu 2015 model araç için 2017 model bir aracın satış fiyatının baz alınmasında ise hukuki hiç bir menfaatinin bulunmadığını, aracın kullanıldığı 2 yıl boyunca değer kaybının meydana geldiği ortada iken 2017 model bir aracın satış fiyatının baz alınarak talepte bulunulmasının uygun olmadığını, bu sebeplerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 11/03/2021 tarih 2017/753 Esas 2021/190 Karar sayılı kararında; \"...Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; Dava,ticari satıma konu araçtaki ayıp nedeniyle aracın misliyle değiştirilmesi, olmadıağı takdirde değer kaybı ve aracın kullanılmamasından kaynaklı zararın tahsili istemine ilişkindir. Dosya kapsamında bulunan belgelere göre dava konusu edilen ... plakalı aracın davalı tarafından 0 KM araç olarak davacıya satıldığı sabittir. Aracın kullanımı sırasında bilirkişi tarafından belirlenen ilk arızası araç satın alındıktan 1 yıl 2 ay 12 gün  sonra 02.11.2016 tarihinde meydana gelmiş olup, araç 13.162 kilometredeyken başlayan birinci vitesten ikinci vitese yavaş geçişte meydana gelen mekanik sesin yapılan incelemelerde halen devam ettiği, arızanın kullanım hatasından kaynaklanmadığı, üretimden kaynaklı olduğu, söz konusu arızanın kullanım sonucu ortaya çıkması sebebiyle gizli ayıp niteliğinde olduğu belirtilmiştir. TTK nın 23. Maddesi gereğince satılanda ayıp bulunması halinde alıncının, satılanı gözden geçirerek 2 gün içerisinde satıcıya ihbarı, aybın olağan bir gözden geçirme ile fark edilmeyecek ayıplardan olması halinde ise 8 gün içinde incelemek veya inceletmekle ve bu inceleme sonucu malın ayıplı olduğunu ortaya çıkarsa haklarını korumak için bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlü olduğu, diğer durumlarda ise TBK nın 223. Maddesinin 2. Fıkrasının uygulanacağı düzenlenmiştir. TBK'nın 223.maddesinin son fıkrasında alıcının gözden geçirmeyi ve bildirimi ihmal etmesi halinde satılanın mevcut şekilde kabul etmiş sayılacağı, ancak satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkaramayacak bir ayıp bulunmaması halinde bu hükmün uygulanamayacağı, bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılması halinde satıcıya bildirileceği düzenlenmiştir. Somut olayda bilirkişi raporunda belirlendiği üzere araçtaki ayıp olağan bir kontrolle dahi farkedilmeyecek gizli bir ayıp olduğundan ve ayıbın ortaya çıkması ile birlikte süresinde onarım için davalıya başvurulması nedeniyle ayıp ihbarının süresinde yapıldığı kabul edilmiştir. TBK'ın 227.maddesinde alıcının seçimlik hakları düzenlenmiş olup, öncelikle satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme, satılanı alı koyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme, aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafların satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme, imkan varsa satılanın ayıpsız bir benzeriyle değiştirilmesini isteme hakları kanunca alıcıya tanınmıştır. Davacı alıcı son bentte belirlenen imkan varsa, satılanın ayıpsız bir benzeriyle değiştirilmesini isteme hakkını kullanmıştır. Devam eden bentte alıcının sözleşmeden dönme hakkını kullanması halinde, durum bunu haklı göstermiyorsa hakim, satılanın onarılmasına veya satış bedelinin indirilmesine karar verilebilir, düzenlemesi bulunmaktadır. Somut olayda satılanın gizli ayıbının ortaya çıkmasından sonra süresinde ihbarda bulunulduğu ve arızanın giderilememesi nedeniyle TBK'nın 227/3.maddesi gereğince sözleşmeden dönme veya zararın miktarı dikkate alınarak ayıpsız misli ile değiştirme talebi mahkememizce yerinde görülmüştür. Bu sebeplerle araçtaki değer azlığı yerine davacının talebi doğrultusunda misli ile değiştirilmesine yönelik talep ayıbın niteliği itibarıyla gizli ayıp olması da dikkate alınarak karar verilmesi gerektiği kanaati gelişmiş olmakla aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur....\"gerekçesi ile, 1-Davacının davasının KABULÜ ile Dava konusu ... Marka ... model, ... motor numaralı,  .... şase numaralı aracın AYIPSIZ MİSLİ İLE DEĞİŞTİRİLMESİNE, 2-Misli ile değiştirilmesinin mümkün olmadığı takdirde İİK 24.maddesi gereğince işlem yapılmasına, 3-Fazlaya ilişkin taleplerin reddine, karar verilmiş ve karara karşı davalılar ve ihbar olunan vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı ... A. Ş.  vekili istinaf dilekçesi ile, yerel mahkeme kararının hukuka aykırı olduğunu, İlk derece mahkemesi tarafından \"Somut olayda bilirkişi raporunda belirlendiği üzere araçtaki olağan bir kontrolle dahi fark edilemeyecek gizli bir ayıp olduğundan ve ayıbın ortaya çıkması ile birlikte süresinde onarım için davalıya başvurulması nedeniyle ayıp ihbarının süresinde yapıldığı kabul edilmiştir\" denilerek davanın kabulüne karar verilmesinin TTK md. 23/c hükmüne aykırı olduğunu, Davacı muayene ve ihbar mükellefiyetini süresi içinde ifa etmediğini ve kanunun kendisine yüklediği hususları yerine getirmediğini, aracı bu haliyle kabul ettiğini, bu konudaki tüm dava ve talep haklarının hakdüşümü ile malül olduğunu, Davacının ayıpla ilgili tüm dava ve talep hakları dava ikamesinden önce zamanaşımına uğradığını, Davacının iddialarını kabul etmemekle birlikte, satılan maldaki ayıp daha sonra meydana çıksa yani gizli ayıp olsa dahi, zamanaşımı süresi kanuni düzenlemeye göre yine aynı olduğunu, dava tarihi itibariyle, ayıp gizli olsa ve bu garanti süresinden daha sonra ortaya çıkmış olsa dahi, müvekkillerinin, bu araçla ilgili herhangi bir ayıba karşı tekeffül/garanti yükümlülüğü kalmadığını, Yargıtay’ın yerleşmiş içtihadları da bu hususu desteklediğini, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 2012/9885 E. 2012/19014 K. sayılı kararda şu şekilde karar verilmiştir: “Dava konusu araç 03.11.2004 tarihinde davalı şirketin bayisinden satın alınmış, davacı tarafından 10.06.2010 tarihinde gizli ayıp nedeniyle bu dava açılmıştır. 6762 sayılı TTK’nın 25/3 maddesine göre satım sözleşmesine konu malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı 2 gün içinde açıkça belli değilse 8 gün içinde malın ayıplı olduğunu satıcıya bildirmelidir. Ticari satımlarda satılanın ayıba karşı tekeffülünden kaynaklanan her türlü dava teslim tarihinden itibaren 6 ay geçmekle zamanaşımına uğrar. Satıcı alıcıyı iğfal etmişse bu süre uygulanmaz. Mahkemece satım anında ayıbın alıcı tarafından bilinmesinin mümkün olmaması alıcının iğfali olarak kabul edilmiş ve 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanacağı belirtilmiştir. Ayıplı satımlarda malın gizli ayıplı olması alıcının iğfali olarak kabul edilemez. Davacı malın tesliminden itibaren 6 ay içinde bu davayı açmamış ve davalının bilmesine rağmen bunu gizlediğine ilişkin veya davalının ayıbı kabul ettiğine yönelik delil sunulmamıştır. Mahkemece bu yönler gözetilerek davanın reddi gerekirken yazılı gerekçe ile kabulünde isabet görülmemiştir”. Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 15.05.2012 tarihli, 2012/4040 E., 2012/8015 K. sayılı kararı ile; “Bursa 1. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2009/569 E., 2010/1672 K. sayılı ilamı ile “Borçlar Kanunun 207. Maddesine göre “satıcı daha uzun bir müddet için kefalet etmemiş ise satılanı ayıba karşı tekeffülden mütevellit her türlü dava satılandaki ayıp daha sonra meydana çıksa bile alıcıya teslim vukuundan itibaren 1 sene geçmekle sakıt olur”  TTK’nun 25/4 maddesi gereği ise bu süre ticari satışlarda altı ay olarak öngörülmüştür. DAVACIYA ARACIN TESLİM EDİLDİĞİ 01.12.2005 TARİHİNDEN İTİBAREN ÜÇ YILI AŞKIN SÜRE SONUNDA 18.03.2009 TARİHİNDE DAVANIN AÇILMIŞ OLDUĞU, DAVALININ ZAMAN AŞIMI SAVUNMASININ YERİNDE OLDUĞU ANLAŞILMIŞ, AÇILAN DAVANIN REDDİNE karar vermek gerekmiştir” şeklinde kararı onadığını, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 17.06.2010 tarihli, 2009/10419 E., 2010/7727 K. sayılı kararında; “Mahkemece, somut olayda satım 11.11.2005 tarihinde, trafiğe tescil 14.11.2005 tarihinde yanma olayı 11.02.2008 tarihinde meydana geldiği, aradan geçen sürenin 2 yıl 3 ay olduğu, aracın garanti süresi 2 yıl olduğu için BK’nun 207/1 veya TTK’nun 25/4’dekisürelerin 2 yıla uzadığının kabul edilmesi gerektiği, olayda üretici ya da satıcının davacıya BK’nun 207/son anlamında iğfal etmesinin söz konusu olmadığı, bu nedenle 2 yıllık garanti süresinden sonra açılan davanın reddi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsiz bulunmamasına göre; davacı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA” karar verildiğini, Aracın garantisi sona ermiş olduğuna göre, kanunun her türlü tartışmadan uzak mezkur maddesi, dava konusu aracın trafiğe çıkış tarihi dikkate alındığında; davanın esasına girilmeksizin, “aracın ayıplı olup olmadığı, ayıplı ise ayıbın gizli ya da açık olduğu vs.” hususlarının araştırılmasına ve bu konuda bilirkişi incelemesi yaptırılmasına gerek olmaksızın davanın zamanaşımı sebebiyle usulen reddedilmesi gerektiğini, Dava konusu araç davacı tarafından sorunsuz olarak kullanıldığını, dolayısıyla dava konusu araçta maldan yararlanmayı önemli ölçüde azaltacak ya da ortadan kaldıracak imalattan kaynaklı herhangi bir gizli ayıbın sözkonusu olmadığını, bilirkişi tarafından, keşif esnasında \"aracın çalışır vaziyette olduğu\", \"keşif esnasında şikayet konusu olan motor devrindeki değişimlerle ilgili arıza tespit edilmediği\", \"davacının şikayetlerinden olan aracın uzaktan kumandasının görev yapmaması hususundaki arızanın devam etmediği\", keşif esnasında aracın 58.579 km'de olduğu\" tespit edildiğini,  davacının iddia ettiği mezkur şikayetler yönünden devam eden herhangi bir arıza tespit edilmediğinden misli ile değişim gerektiren nitelikte giderilemez bir şikayet olmadığını, dolayısıyla mezkur araçtaki şikayet davacı taraftan herhangi bir bedel talep  edilmeden giderilmiş olup dava konusu araç gibi çok karmaşık mekanik ve elektronik unsurlardan oluşan ileri teknoloji ürünü sanayi mallarından olan araçlarda oluşan her şikayetin direkt gizli ayıp olarak değerlendirilmemesi ve aracın değişimini gerektirmediği Yargıtay İçtihadları gereği olduğunu, Aracın değişimine karar verilebilmesi için şikayetin esaslı ve giderilemez nitelikte olması gerektiğini, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 19.02.2014 tarih 2014/971 E. 2014/3196 K. sayılı ilamında; “Dava konusu araçtaki arızaların nicelik ve nitelik bakımından araçtan yararlanmayı engeller nitelikte olmadığı, araçta meydana gelen arızaların onarıldığı, aracın halen davacının kullanımında olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir. Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunamamasına göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün Onanmasına karar verildi” denildiğini, İlk derece mahkemesi tarafından karara dayanak olarak alınan olan 29.07.2019 tarihli bilirkişi raporu otomotiv konusunda uzmanlık alanı bulunmayan makine mühendisi bilirkişi tarafından tanzim edildiğini, dolayısıyla mezkur dava da otomotiv konusunda uzmanlığı bulunan Otomotiv kürsüsü bulunan bir üniversitenin öğretim görevlisi bilirkişilerden oluşan bilirkişi heyetten rapor alınması gerektiğini, 27.02.2020  tarihli dilekçe ile ve 28.01.2021 tarihli ara kararda dava konusu aracın geçirmiş olduğu kazalar nedeniyle araçta meydana gelen değer kaybının tespiti için rapor alınması talep edilmiş olmasına rağmen ilk derece mahkemesi tarafından kazalı araca ilişkin değer kaybı yönünde bir araştırma yapılmaması Yargıtay İçtihadlarına açıkça aykırı olduğunu, Dava konusu araca ilişkin tramer kayıtları incelendiğinde görülmektedir ki; mezkur araç davacının kullanımı esnasında 03.07.2019 tarihinde  “Çarpma-Çarpışma-Devrilme” şeklinde kazaya karıştığını ve hasar onarımı yapılarak parçalarının değiştirildiğini,Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 2012/8377 E., 2012/ 11374 K. sayılı ilamında;“Araç satın alınmasından sonra davacı kullanımındayken 4 kez kaza geçirmiş, yetkili servislerce davaya konu aracın karışmış olduğu kazalardan dolayı kaporta, boya ve işçilik işlemleri yapılmıştır. Bu halde kazalar sebebiyle araçta her iki bilirkişi raporunda tespit edildiği üzere değer kaybı oluştuğu, kazaların da ayıba bağlı meydan geldiği belirlenemediğinden araçta değer kaybı sebebiyle oluşan bedelin satış bedelinden mahsubuna karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, karar bu sebeple de bozulmalıdır” denildiğini, Dava konusu araç gibi yaklaşık 6 senedir kullanılmakta olan hasarlı bir aracın değişimi ile ayıpsız araç davacıya verilirken; müvekkili şirkete hasarları bulunan aracın iadesine karar verilmesi MK md 2 hükmü gereğince hakkaniyet ilkesine aykırı olduğunu,  Davanın reddi gerektiğine ilişkin istinaf talepleri ve dosyadaki kök ve ek raporlara ilişkin itirazların saklı kalmakla birlikte  Dava konusu araç halihazırda çalışır vaziyette olduğu, davacının onarım seçimlik hakkını kullandığı,  aracın yaklaşık 6 yıldır davacı tarafından binlerce kilometre kullanıldığı, dava konusu aracın karışmış olduğu kazalar nedeniyle birçok parçası değişerek değerinin düştüğü ve kaza kaydı bulunduğu dikkate alındığında davanın esastan reddi talebi kabul görmese dahi, BK md. 227 gereğince bedel indirimine hükmedilmesine ya da ayıp oranında semen tenziline karar verilmesi gerekli iken davanın kabulüne karar verilmesi hakkaniyete aykırı olduğunu, Dava konusu araçta ayıp olmadığı, değer kaybı oluşmadığına ilişkin beyanlarının saklı kalmakla birlikte, ilk derece mahkemesi tarafından araçta olduğu iddia edilen ayıbın araçta yaratmış olduğu bir değer kaybı varsa bunun tespiti yoluna dahi gidilmediğini, araç değişimi kararı verilmesinin iddia edilen ayıbın yarattığı değer kaybı karşısında orantısızlık yaratıp yaratmayacağı hususu dahi araştırılmayarak yerleşik Yargıtay İçtihadlarına ve BAM kararlarına aykırı bir karar ihtiva edilmesi istinaf sebebi olduğunu, BK md. 227/III’ye göre, hal ve şartlar sözleşmeden dönmeyi haklı göstermiyorsa, hakim kullanılan dönme hakkının yerine sadece bedel indirimine hükmedebileceğini, alıcının sözleşmeden dönmesi sonucunda sağlayacağı yarar ile bu durumun satıcıya vereceği zarar arasında aşırı bir oransızlık bulunması gerektiğini, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 20.12.2017 tarih, 2016/13794 E. 2017/8102 K. sayılı  ilamında; “Mahkemece, yapılan yargılama ve benimsenen bilirkişi raporlarına göre davaya konu aracın göğüs kısmından gelen sesin imalat hatasından kaynaklanıp gizli ayıp niteliğinde olduğu, ancak araçtaki gizli ayıbın sözleşmenin feshini ve bedel iadesini gerektirir nitelikte olmadığı, tamir yoluyla giderilmesinin mümkün olduğu, tamir bedelinin 1.200,00 TL olduğu, bu sebeple bedelden indirim yapılmasının hakkaniyete uygun olacağı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüyle 1.200,00-TL indirim bedelinin 19.06.2012 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir. Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere ve özellikle 6098 sayılı TBK’nun 227/4 maddesi uyarınca semenin tenzili yoluna gidilerek hüküm kurulmasına göre davacı vekilinin yerinde görülmeyen büyün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün Onanmasına” denilmektedir. Yargıtay Başkanlığı Hukuk Genel Kurulu’nun 06.07.2017 tarih, 2017/653 E. 2017/1085 K. sayılı İlamında;“Ancak kanun tarafından korunan sözleşme taraflarından tüketicinin yanında, kurulacak hükmün sözleşmenin diğer tarafı olan satıcı için de orantısız güçlükleri de beraberinde getirmemesi gerekir. Ayıbın öneminin aracın kullanımına ve beklenen faydaya bir etkisinin olmaması, aracın ayıplı ve ayıpsız değeri arasındaki frakın araç bedeli nazara alındığında, azlığı yani karşılıklı menfaatler dengesi ile hukukun temel prensibi olan hakkaniyet kuralları değerlendirilerek ayıp nedeni ile bedel indirimi veya tüketicinin diğer seçimlik haklarını kullanıp kullanmayacağının tesbit edilmesi zorunludur” denilmektedir. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 25.02.2020 tarih, 2018/929 E. 2020/2698 K. sayılı ilamında;“Bu açıklamalar ışığında somut olayda, hükme esas alınan bilirkişi incelemesinde, araçtaki ayıbın 2.311,16-TL değer kaybına yol açacağı bildirilmiştir. Hal böyle olunca mahkemece, davacının seçimlik haklarından bedel iadesini içeren sözleşmeden dönme hakkını kullanmasının TMK’nın 2. ve TBK’nın 227/3 maddeleri uyarınca hakkaniyete ve taraflar arasındaki hak ve menfaatler dengesine aykırı olacağından, araçtaki ayıp nedeniyle seçimlik hakkından bedel indirim uygulanmasının uygun olacağı değerlendirilerek sonucuna göre hüküm tesis edilen ilk derece mahkemesi kararı doğru olup, aksi düşünce ile yazılı şekilde ayıpsız misli ile değişimi yönünde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir” denilmektedir.Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 11.02.2020 tarih, 2016/25174 E. 2020/1844 K. sayılı kararında da;“Hal böyle olunca mahkemece, davacının seçimlik haklarından bedel iadesini içeren sözleşmeden dönme hakkını kullanmasının TMK’nın 2. ve TBK’nın 227/3 maddeleri uyarınca hakkaniyete ve taraflar arasındaki hak ve menfaatler dengesine aykırı olacağından, araçtaki ayıp nedeniyle seçimlik hakkından bedel indirim uygulanmasının uygun olacağı değerlendirilerek sonucuna göre hüküm tesisi gerekirken, yazılı şekilde ayıpsız misli ile değişimine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir” denilmektedir. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 26.06.2013 tarih, 2013/3122 E. 2013/17663 K. sayılı kararında da;  \"Kanun gereğince tüketici, ayıplı malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi, bedel iadesi, ayıp oranında bedel indirimi veya ücretsiz onarım isteme hakkına sahiptir. Verilen kararın hak ve menfaatler dengesini aşar ölçüde bozması halinde, mahkemece, ayıp oranında bedel indirimi veya ücretsiz onarım isteme hakkının da değerlendirilmesi gerekecektir.\" denilmektedir. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 18.04.2013 tarih, 2013/8695 E. 2013/10214 K. sayılı kararı; “Verilen kararın hak ve menfaatler dengesini aşırı ölçüde bozması halinde ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım isteme hakkının da değerlendirilmesi gerekecektir. Somut oalyda da iadesine hükmedilen araç bedeli ile ayıp nedeniyle doğan değer kaybı dikkate alındığında mahkemenin ayıp pranında hakkaniyet gereği bedel indirimi seçeneğini değerlendirmemesi usul ve yasaya aykırı olup hükmün bozulmasını gerektirir” şeklindedir.  Erzurum BAM 3. Hukuk Dairesi’nin 26.10.2018 tarih, 2017/1377 E. 2018/1704 K. sayılı ilamında; “Öte yandan 6502 sayılı Kanun’un 11/3. Maddesinde “Ücretsiz onarım veya malın ayıpsız misli ile değiştirilmesinin satıcı için orantısız güçlükleri beraberinde getirecek olması halinde tüketici, sözleşmeden dönme veya ayıp oranında nedelden indirim haklarından birini kullanabilir. Orantısızlığın tayininde malın ayıpsız değeri, ayıbın önemi ve diğer seçimlik haklara başvurmanın tüketici açısından sorun teşkil edip etmeyeceği gibi hususlar dikkate alınır.”hükmüne yer verilmiştir. Nitekim davalılar tarafından da dava konusu aracın  ayıpsız misliyle değişimine karar verilmesinin satıcı için orantısız güçlükleri beraberinde getireceği belirtilerek satış bedelinden ayıp oranında indirim yapılması talep edilmiştir. Mahkemece anılan yasa hükmü ve davalıların bu yöne ilişkin savunmaları uyarınca değerlendirilmemesi usul ve yasaya aykırı görülmüştür.”denilmektedir. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 2010/8333 E., 2010/16575 K. Sayılı kararda; “BK 202 maddesi ise hakim hal icabı satımın feshi ni muhik görmüyorsa semenin tenziline karar verileceğini hüküm altında almıştır. Öyle olunca araç değişimi veya bedel iadesi şartları oluşmamışsa da, dosya kapsamından jantların ayıplı olduğu anlaşıldığı ve mahkemenin de kabulü bu yönde olduğuna göre çoğun içinde azda vardır kuralı gereğince ayıplı olan jant kapaklarının bedelinin tahsiline karar verilmesi gerekirken aksi düşüncelerle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma sebebidir” denmektedir. Aynı şekilde Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 2012/15130 E., 2012/25176 K. sayılı ilamı da “Ayıbın niteliği gözetildiğinde, davacının seçimlik haklarından  aracın misliyle değiştirilmesi hakkını kullanmasının iyiniyet kurallarına aykırı olup olmadığı, tarafların hak ve menfaatleri değerlendirilerek aşırı bir dengesizliğe neden olup olmayacağı, araçtaki ayıp nedeniyle 4. Seçimlik hakkından bedel indirim uygulanıp uygulanmayacağı hususunun değerlendirilmemiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir” şeklinde olduğunu,  Tüm itirazların saklı kalmakla ve davacının iddialarının kabulü manasına gelmemekle birlikte, yerel mahkeme tarafından dava konusu aracın iadesi ile aracın değişimine karar verildiğini ancak yargılama nihai sonuca ulaşana kadar araç üzerinde yeni bir takyidat oluşması ihtimaline binaen “aracın üzerinde bulunan tüm takyidatların davacı tarafından kaldırılması şartı ile aracın  değişimine” karar verilmesi şeklinde hüküm kurulmamasının eksik ve hatalı olduğunu, aracın iadesine karar verildiği durumlarda aracın zilyetliği devredilmekte ancak üzerinde haciz, rehin vs. bulunduğu zaman mülkiyetinin devri uygulamada sorunlar yarattığını, dava konusu araç davacının mülkiyetinde olduğundan yargılama devam ederken kesinleşene kadar araç üzerine yeni bir rehin, haciz vs. oluşması ihtimali bulunduğundan kararın bu hususları içermeden verilmesi hukuken hatalı ve eksik olduğunu,  Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 2010/10655 E., 2010/10547 K. sayılı ilamında “Dosyada bulunan trafik tescil belgesinden, dava konusu aracın dava dışı banka yararına rehinli olduğu anlaşılmaktadır. Ayıplı olduğu gerekçesiyle geri verilmesine karar verilen aracın, mülkiyeti engelleyen sınırlamalardan arındırılmış olarak satıcıya teslim edilmesi gerektiğinden, aracın rehinli olarak geri verilmesi sonucunu doğuracak biçimde karar verilmiş olması, ayrı bir bozma sebebidir” denildiğini,  Davacı taraf yıllardır araçtan faydalanılıyor olup davacının elde ettiği menfaatleri iade etmesi gerektiğini,   İleri sürerek istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesi sonucunda kaldırılmasına, davanın reddine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir. DAVALI  .... A.Ş. VEKİLİ İSTİNAF DİLEKÇESİ İLE, yerel mahkeme kararının hukuka aykırı olduğunu,Yerel mahkeme tarafından hak düşürücü ve ihbar sürelerine uyulduğu hususunda yapılan değerlendirmenin hatalı olduğunu, T.C. YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ E. 2014/3460, K. 2014/10586, T. 7.4.2014 \" Dava, ayıplı olduğu ileri sürülen aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesi, mümkün olmaması halinde fatura bedelinin faizi ile tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece hükme esas teşkil eden bilirkişi heyetinden alınan raporda, araçtaki arızalardan tamirlerle sonuç alınamadığı ve belirli periyotlarla arızaların devam ettiği bu durumun hile ile davacıdan gizlendiği kanaatine varıldığı ancak araçta daha önce üç kez meydana gelen kazalar nedeni ile değer kaybı oluştuğu bildirilmiştir. NE VAR Kİ, ARAÇTA HER ARIZA SONRASI ONARIM HAKKININ KULLANILDIĞI VE ARIZALARIN DEVAM ETMESİ DURUMUNDA ARTIK AYIBIN GİZLİ OLMASINDAN BAHSEDİLEMEYECEĞİ DİKKATE ALINMAMIŞTIR. Kaldı ki dava garanti süresi içerisinde açılmadığı gibi araç dava öncesi üç kez kaza geçirmiş ve karar sonrası da yine ağır hazarlı kaza geçirdiği dosya kapsamında anlaşılmıştır. Öyleyse mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne dair yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olmuştur. Davayı kabul etmemek kaydıyla; süresinde ayıp ihbarında bulunulmadığından aracın mevcut hali ile kabullenilmiş olduğu ve ayıp sonradan anlaşılsa dahi hemen satıcıya bildirilmezse satılanın bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılacağını, davacının servise ilk giriş tarihleri 02.11.2016 ve 17.01.2017 olup,  gönderilen ihtarname ise Haziran 2017 tarihli olduğunu, birebir benzer bir olayda Yargıtay,  ayıp sonradan anlaşılsa dahi ihbarın süresinde yapılmadığından bahisle davanın reddi gerekeceğini açıkça ifade ettiğini,YARGITAY 19. HUKUK DAİRESİ E. 2015/16380, K. 2016/9129, T. 23.5.2016 \" Dava; gizli ayıp nedeniyle aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesine istemine ilişkindir. Davacı, motor arızası üzerine onarım hakkını kullanmış ve aracın motoru yenilenerek kendisine teslim edilmiştir. Ek bilirkişi kurulu raporunda da aracın sorunsuz olarak çalıştığı açıkça belirtilmiştir. Bu durumda artık davaya konu aracın yenisi ile değiştirilmesini talep etmesinin yasal dayanağı bulunmamaktadır. Bir an için aracın, ayıplı olduğunun ve ayıba karşı tekeffül hükümlerine dayanılabileceğinin kabulü halinde ise, somut olay bakımından süresinde ayıp ihbarında bulunulmadığından, aracın mevcut hali ile kabullenilmiş olduğu sonucuna varılır. Zira iddiaya göre araçtaki motor arızası 16.4.2013 tarihinde öğrenilmiş olup, ayıp ihbarı bu tarihten çok sonra 24.6.2013 tarihinde yapılmıştır. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 Sayılı TTK'nın 23/1-c maddesi yollamasıyla 6098 Sayılı TBK'nun 223/2 maddesi uyarınca ayıp sonradan anlaşılırsa hemen satıcıya bildirilmelidir. Bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır. Mahkemece yukarda belirtilen hususlar gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulması bozma sebebidir.\" (EK-2) Gizli ayıpların ne kadar sürede satıcıya ihbar edileceğine dair bir hüküm bulunmadığını ancak yasa gereği alıcı, teslim aldığı malı işlerin olağan akışına göre, imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp gördüğü zaman bunu satıcıya uygun süre içinde ihbar etmekle yükümlü olduğunu, olağan bir gözden geçirme ile meydana çıkarılamayacak bir ayıp bulunması halinde, bu ayıp sonradan meydana çıkarsa, bu durumu da hemen satıcıya bildirmediği takdirde yine satılanı bu ayıp ile birlikte kabul etmiş sayılacağını, Gizli ayıpların ayıp ortaya çıktıktan sonra hemen ihbar edilmesi gerektiğini, kanunun aradığı ve Yargıtay'ın da bu konuda ki kriteri hemen satıcıya bildirilmesi noktası olduğunu, dava konusu somut olayda her arıza sonrası davacı tarafından onarım hakkının kullanıldığını,Söz konusu araçta herhangi bir ayıp bulunmadığını, kullanımdan kaynaklanan ve garanti kapsamı dışında oluşan arızalardan müvekkili şirketin sorumlu tutulamayacağını, belirtilen bu süreçler boyunca davacı tarafından araç kullanılmaya devam edilmiş ve maldan yararlanmamanın süreklilik kazanmadığı açıkça ortaya konulduğunu, dava konusu olayın esaslı noktasını ayıbın niteliği oluşturduğunu,  Dava konusu araçta, misli ile değiştirilmesini gerektirecek herhangi bir ayıp söz konusu olmadığını, dava konusu aracın garanti süresi içinde yaptığı arızanın derhal giderildiğini, araçta imalattan kaynaklı herhangi bir kusur, ayıp olmaması bir yana,  Garanti Belgesi Yönetmeliği'nin 9. maddesinde düzenlenen şartlar da işbu davada gerçekleşmemiş olup, davacının misli ile değişim talebi de hukuken mümkün olmadığını, bilirkişi raporuyla da kullanıma bağlı olarak yıpranmaların olduğu tespit edildiğini, davayı kabul etmemek kaydıyla;  ilk derece mahkemesinin vermiş olduğu kabul kararının da hatalı olup, semenin tenzili yoluna gidilmesi gerektiğini, doktrinde de seçimlik haklar hususunda anlaşamayan taraflarca açılan davalarda, hakim tarafından bu hakların sınırlandırılabileceği, feshin satıcıya getireceği zarar ile alıcının bundan elde edeceği yarar arasında açık bir oransızlık bulunup bulunmadığının değerlendirileceği, şayet şey alıcı bakımından kullanılabilir ise semenin tenziline hükmedilebileceği ifade edildiğini, Müvekkili şirketin, aracın değeri nispetinde uğrayacağı zarar ile davacı tarafın elde edeceği yarar arasında oransızlık meydana geleceği son derece açık olduğunu,  TBK 227/4 maddesi “Alıcının, sözleşmeden dönme hakkını kullanması hâlinde, durum bunu haklı göstermiyorsa hâkim, satılanın onarılmasına veya satış bedelinin indirilmesine karar verebilir.” şeklinde düzenlenmiş bulunmaktadır. Yine devam eden 5. fıkra ile \"Satılanın değerindeki eksiklik satış bedeline çok yakın ise alıcı, ancak sözleşmeden dönme veya satılanın ayıpsız bir benzeriyle değiştirilmesini isteme haklarından birini kullanabilir.\" şeklinde hüküm altına alındığını,  Araçta iddia edilen ayıbın varlığını kabul etmemek kaydıyla; TBK 227/5 maddesinde bahsedildiği üzere davacının aracın misli ile değişim talebinde bulunabilmesi için araçtaki eksikliğin satış bedeline çok yakın olması gerektiğini ancak bu şekilde davacının ayıpsız benzeri ile değişim isteme hakkı olduğu açıkça belirtildiğini, somut olayda araçtaki eksiklik satış bedeline yakın olmadığından misli ile değişimi hakkaniyete uygun düşmediğini, Borçlar Kanunu 229. madde “Satış sözleşmesinden dönen alıcı, satılanı, ondan elde ettiği yararları ile birlikte satıcıya geri vermekle yükümlüdür.”şeklinde düzenlendiğini,Somut olayda aracın 2016 yılında satışının yapıldığı, dava tarihine kadar yaklaşık 2 yıl süresince kullanıldığı dikkate alındığında aracın ayıpsız misli ile değişimine hükmedilmesinin TMK 2. maddesindeki hakkaniyet ilkesine aykırı olacağını, davayı kabul etmemek kaydıyla; bu durumda araçta oluşacak zararı telafi etmek için bedel indiriminin değerlendirilmesi gerekmekte ve yapılması gereken husus ise nispi metod yöntemi ile değer kaybının belirlenmesi gerektiğini, bu metoda göre zararın tazmini için, ayıplı değer ile ayıpsız değer arasındaki farka hükmetmek gerektiğini, ayrıca aracın dava tarihine kadar hangi koşullarda ve nasıl kullanıldığının bilinmediği, dolayısıyla satın alınıp iyice eskitilen bir aracın gizli ayıplı olduğundan dolayı ayıpsız misli ile değişim kararı verilmesi taraflar arasındaki hak ve menfaatler dengesini bozar nitelikte olup TMK 2. maddesinde açıklanan iyiniyet kurallarına aykırılık teşkil edeceğini, bu nedenlerle ayıp oranında bedel indirimi ve ücretsiz onarım isteme hakkının da değerlendirilmesi gerekir iken ilk derece mahkemesince bu seçenekler üzerinde durulmadan aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu,   İleri sürerek istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesi sonucunda kaldırılmasına, davanın reddine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İHBAR OLUNAN  ... A.Ş VEKİLİ İSTİNAF DİLEKÇESİ İLE, yerel mahkeme kararının hatalı olduğunu, Hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddi gerektiğini,Davacı tarafından talep edilen alacakların zamanaşımına uğramış olduğundan davanın zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiğini,Tüm bu hususların yanı sıra, dava konusu araçta üretimden kaynaklı herhangi bir arıza bulunmadığı gibi kullanıcı hatasından kaynaklı hususlar da ayıp olarak nitelendirilemeyeceğini, dosya kapsamında tanzim edilen bilirkişi raporu da teknik inceleme ile bilimsel verilerden uzak, varsayımlara dayalı olarak, emsal veriler ve karşılaştırmaları olmaksızın düzenlenmiş olması nedenleri ile denetime elverişli olmadığından hükme esas alınamayacağını,Dosya kapsamında, bilirkişi tarafından sadece davacının iddiaları dikkate alınarak hasar kayıtları dahi olmaksızın rapor tanzim edildiğini, keşif esnasında herhangi bir arıza tespit edilmemesine karşılık bu husus bilirkişi tarafından dikkate alınmamış arıza varmış gibi rapor düzenlendiğini, Dava konusu aracın satın alındığı tarihten itibaren 1 yıl 2 ay 12 gün boyunca sorunsuz olarak  kullanıldığı görüldüğünü, bir araçta üretimden kaynaklı arıza olsa uzun süreli olarak kullanılamayacağı ve ilk kullanımdan itibaren arızanın kendisini göstereceği açık olup bu husus bilirkişi tarafından dikkate alınmadığı gibi araç hasar kayıt bilgileri temin edilemediği için sağlıklı bir inceleme de yapılmadığını, Ayrıca servis tarihçesi de incelendiğinde dava konusu araçta varlığı iddia edilen arızaların garanti kapsamında giderildiği görüldüğünü, davacı 17.01.2017 tarihinde vites geçişlerinde ses gelmesi şikayetiyle servise giriş yapmış ve bu şikayet giderildiğini, bu tarihten sonra da işbu şikayetle dava konusu aracın servis girişi bulunmadığıın, raporda da \"arızanın sebebinin bu gruba kumanda eden senkromençten kaynaklanmış olabileceği tahmin edilmiş olsa da, şanzımanın açılmadan net tespitin mümkün olmadığı...\" şeklindeki varsayıma ve olasılıklara dayalı değerlendirmelerle aracın ayıplı olduğu değerlendirmesi yapılması mümkün olmadığını, bu tespitin teknik veri, bilimsel inceleme ve bilirkişiden beklenilen görev kapsamından uzak olduğunu, Bilirkişi raporunda davacının şikayetlerinden olan rölantideki devir yükselip alçalması ile ilgili arızanın yapılan keşifte ve incelemelerde görülmediğini, keşif esnasında tespit edilmeyen ve var olmayan bir arıza iddiasına karşılık video kaydı ile arıza varmış gibi rapor tanzim edilemeyeceğini, davacının rölantideki devir yükselip alçalması ile alakalı şikayeti 15.03.2018 tarihinde giderildiğini, raporda dayanak gösterilen video kaydının ise araç kilometre bilgisine bakıldığında 15.03.2018 tarihinden önce çekildiğini, aracın 15.10.2018 tarihli servis girişinde ve test sürüşü sırasında böyle bir sorunla karşılaşılmamış olduğu da dikkate alındığında davacının bu yöndeki şikayetinin 15.03.2018 tarihinde garanti kapsamında ücretsiz olarak giderildiğini, keşif esnasında da herhangi bir arıza olmadığı tespit edildiğini, bu nedenle herhangi bir surette gizli ayıp tespitinin kabul edilmesi teknik olarak mümkün olmadığını, Dava konusu araca ilişkin, son servis giriş tarihi olan 15.10.2018 tarihli servis girişinde ne vites geçişlerinde ses gelme ne de rölantide devir yükselme ve alçalma gibi bir şikayetin olmadığı açıkça görüldüğünü, görüldüğü üzere garanti süresi içerisinde davacı seçimlik haklarından ücretsiz onarım hakkını kullanmış ve söz konusu şikayetler onarım ile giderilmiştir. Dolayısı ile arıza iddialarının dikkate alınması teknik olarak mümkün olmadığını,Tüm bu hususların yanı sıra davayı kabul anlamına gelmemek kaydı ile bir an için araçta söz konusu ayıplara ilişkin arıza olduğu kabul edilse dahi, seçimlik haklar davacı tarafından aracın onarılması yönünde tüketilmiş olduğundan, “seçimlik hakkın kullanılmasından sonra değiştirilemeyeceği ilkesi” gereği onarım hakkından rücu edilerek değişim veya bedel iadesi haklarının davacı tarafından kullanılması da mümkün olmadığını, Davayı kabul anlamına gelmemek kaydı ile bir an için araçta gizli ayıp olduğu kabul edilse dahi, bu yönüyle zaten maldan yararlanamama gibi bir durum hiçbir zaman söz konusu olmadığını, davacının aracı zaten sorunsuz bir şekilde kullandığını,   İleri sürerek istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesi sonucunda kaldırılmasına, davanın reddine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, ayıplı olduğu iddia edilen aracın misli ile değiştirilmesi,mümkün olmaması halinde dava tarihindeki satış bedelinin faizi ile iadesi ile uğranılan zararın tazmini taleplerine ilişkindir. Mahkemece, 1-Davacının davasının KABULÜ ile Dava konusu ... Marka ... model, ... motor numaralı,  ... şase numaralı aracın AYIPSIZ MİSLİ İLE DEĞİŞTİRİLMESİNE, 2-Misli ile değiştirilmesinin mümkün olmadığı takdirde İİK 24.maddesi gereğince işlem yapılmasına,3-Fazlaya ilişkin taleplerin reddine, karar verilmiş ve karara karşı davalılar vekili ve ihbar olunan vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  Somut olayda, dava konusu ...   marka,  2015 model aracın davacı tarafından 20.08.2015 tarihli fatura ile 96.275,15 TL. bedelle davalı ... Tic. A.Ş.'den satın alındığı, diğer davalı ... A.Ş.'nin aracın satıcısı değil ithalatçısı olduğu, davacı aracın satın alıdığı tarihten beri aracın vites geçişlerinde zorlanma olması ve dişli aksamından ses gelmesi, araç, 1.viteste çalışırken kendiliğinden vitesin boşa geçmesi, araç, boşta veya viteste çalışırken kendiliğinden gaza basması, devir yükselmesi,  aracın uzaktan kumandasının bazen kilitlememesi gibi, vasıtada olmaması gereken ve ölümcül kazalara sebebiyet verebilecek nitelikteki muhtelif  ayıplar olduğu, satıcı firmanın Antalya da servis hizmetleri veren Hastayla servis istasyonu tarafından şikayetlerin giderilmeye çalışılmışsa da bir çözüm getirilmediğini, davacı tarafından davalılara Nevşehir ... Noterliğinden gönderilen 07/06/2017 tarih ve ... yevmiye nolu Noter ihtarnamesi ile aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesi aksi halde yasal yollara başvurulacağının ihtar edildiği, davalılar tarafından davacıya verilmiş bir cevap olmadığı ve davacı tarafça  ayıplı aracın misli ile değiştirilmesi,mümkün olmaması halinde dava tarihindeki satış bedelinin faizi ile iadesi ile uğranılan zararın tazmini talebiyle eldeki dava açılmıştır. Mahkemece aracın bulunduğu Antalya ilinde araç üzerinde keşfen inceleme yaptırılarak  makine mühendisi bilirkişiden alınan raporda;  Test sürüşü yapılarak söz konusu şikayetlerle ilgili değerlendirme yapıldığı,  şikayet konusu olan motor devrindeki değişimlerle ilgili arıza tesbit edilemediği, ancak çok yavaş şekilde 1. Vitesten 2. Vitese geçirilirken şanzımandan mekanik bir sesin geldiğinin tesbit edildiğini, ... yetkili servisten emsal aracın temin edilerek yeniden karşılaştırmalı olarak test yapıldığını, yapılan test sonucunda davacıya ait araçta 1. Vitesten 2. Vitese geçişte meydana gelen mekanik sesin emsal araçta gelmediğinin tesbit edildiğini, teknik yönden yapılan inceleme ve tesbitlerde; davaya konu olan 6 ileri manuel şanzımana sahip aracın şanzımanı açılmadan arızanın net olarak tesbiti mümkün olmamakla birlikte  1. Vitesten 2. Vitese geçişte meydana gelen mekanik sesin 1. ve 2. Vitese kumanda eden senkromeçten kaynaklı olabileceği kanaatine varıldığını, yetkili servisten davaya konu aracın servis tarihçesi alınıp incelendiğinde; 02/11/2016 tarihli iş emrinde, aracın 13.162 km. De İken periyodik bakım, kırmızı ışıkta durduğunda tak diye ses gelmesi, vites geçişlerinde şanzımandan ses gelmesi şikayeti ile servise girdiği, bakım malzemelerinin değiştirildiği, garanti kapsamında tip etiketi, basınç, sıcaklık sensörü, DS yağ ayırıcısı, yüksek basınç hattının değiştirildiği, 17/01/2017 tarihli iş emrinde, aracın 16.331 km. İken, uzaktan kumandanın aracın kapılarını ara sıra açmadığı, aracın rölantide çalışırken ara sıra gaz alıp verdiği, devrin yükselip düştüğü seyir halinde 1. Vites geçişlerinde ses yaptığı şikayeti ile servise girdiği, tel kumanda merkezi kontrolü yapılarak parça değişimi yapılmadan aracın teslim edildiği, 11/07/2017 tarihli iş emrinde, araç 23.974 km. De iken uzaktan kumandasının aracın kapılarını ara sıra açmadığı, aracın rölantide çalışırken arasıra gaz alıp verdiği şikayeti ile servise girdiği, garanti kapsamında yüksek basınç pompasının değiştirildiği, uzaktan kumanda anahtarının kontrol edildiği, 27/09/2017 tarihli iş emrinde, araç 26.690 km. De iken 30.000 km. Lik bakımının yapılması talebi ile servise girdiği, 30.000 km.lik bakımın yapıldığı,25/10/2017 tarihli iş emrinde, araç 31.383 km. De iken, aracın dururken kendi kendine rölantisinin yükselip alçaldığı şikayeti ile servise girdiği, garanti kapsamında emiş hava kısma termiği ve sıcak hava film..değiştirildiği, kontrollerin yapılıp aracın teslim edildiği,15/03/2018 tarihli iş emrinde, araç 37.272 km. De iken, aracın ara sıra rölantide gaz alıp verdiği şikayeti ile servise girdiği, garanti kapsamında kontak köprü ve direksiyon muhafazasının değiştirildiği,  kontrollerin yapılıp aracın teslim edildiği, 15/10/2018 tarihli iş emrinde, araç 50.669 km. De iken, aracın bakımının yapılması ve balatalarının kontrol edilmesi talebi ile servise girdiği, aracın bakımının yapıldığı, fren balatasının ve fren balatası ısınma sensörünün değiştirildiği ve aracın teslim edildiğinin anlaşıldığını, davacı şirkete ait ... Plakalı araçta satın alındıktan 1 yıl 2 ay 12 gün sonra 13.162 km. De iken başlayan  1. Vitesten 2. Vitese geçişte meydana gelen mekanik sesin yapılan incelemelerde halen devam ettiği, arızanın sebebinin bu gruba kumanda eden  senkromeçten kaynaklı olabileceği tahmin edilmiş olsa da, şanzımanın açılmadan net tesbitin mümkün olmadığı, bu arızanın kullanım hatasından kaynaklanmadığı, üretimden kaynaklı olduğu, söz konusu arızanın kullanım sonucu ortaya çıkması sebebiyle gizli ayıp niteliğinde olduğu,  davacının şikayetlerinden olan rölantideki devir yükselip alçalması ile ilgili arızanın keşfen yapılan incelemelerde görülmediği ancak davacının dosyaya sunduğu flash disk içinde bulunan görüntülerde, yetkili serviste bu konu ile ilgili yapılan müdahalelerden sonra bahsedilen devir alçalıp yükselmesi olayının görüldüğü, bu sebeple bu arızanın tamamen giderilmiş olduğu hususunda kanaat belirtmenin mümkün olmadığı, arızanın zaman zaman ortaya çıktığı kanaatine varıldığı, bu arızanın kullanım hatasından kaynaklanmadığı, kullanım sonucu ortaya çıkması sebebiyle gizli ayıp niteliğinde olduğu belirtilmiştir. Bilirkişi tarafından düzenlenen rapora yönelik davalılar vekili tarafından itirazda bulunulup itirazları doğrultusunda yeni rapor alınması talep edildiği halde mahkemece verilen hüküm gerekçesinde raporun usulune uygun şekilde düzenlendiği, maddi vakaaların denetime elverişli şekilde tartışıldığı, itirazların hukuki nitelikte olduğu gerekçesiyle yeniden bilirkişi raporu alınmasına gerek görülmediği belirtilip alınan rapor doğrultusunda istinafa konu kararın verildiği anlaşılmıştır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 219. maddesine göre; bir maldaki ayıp, satıcının zikir ve vaat ettiği vasıflarda veya niteliği gereği malda bulunması gereken lüzumlu vasıflarda eksiklik olmasıdır. Satıcı lüzumlu vasıflarda eksiklik şeklinde ortaya çıkan ayıptan bunun varlığını bilmese dahi sorumludur. TBK'da tanımını bulan ayıba karşı tekeffül, satılan şeyin satıcının zikrettiği vasıfları taşımamasından veya bu şeyin değerini sözleşme gereğince ondan beklenen yararları azaltan veya kaldıran eksiklikler bulunmasından satıcının sorumlu olmasıdır. Mezkur kanunun 227. maddesinde, satıcının satılanın ayıplarından sorumlu olduğu hallerde alıcının; satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme, satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme, aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme veya imkan varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme seçimlik haklarından birini seçebileceği ve alıcının genel hükümlere göre tazminat isteme hakkının saklı olduğu hüküm altına alınmıştır.Somut olaya döndüğümüzde; Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, 1. Vitesten 2. Vitese geçişte meydana gelen mekanik sesin yapılan incelemelerde halen devam ettiği, davacının şikayetlerinden olan rölantideki devir yükselip alçalması ile ilgili arızanın keşfen yapılan incelemelerde görülmediği ancak davacının dosyaya sunduğu flash disk içinde bulunan görüntülerde, yetkili serviste bu konu ile ilgili yapılan müdahalelerden sonra bahsedilen devir alçalıp yükselmesi olayının görüldüğü, bu sebeple bu arızanın tamamen giderilmiş olduğu hususunda kanaat belirtmenin mümkün olmadığı, arızanın zaman zaman ortaya çıktığı kanaatine varıldığı belirtilmiş ise de bu arızaların niteliği ve sayısı dikkate alındığında araçtan faydalanmayı önler nitelikte olup olmadığı, bu arızaların tamirinin mümkün olup olmadığı,  aracın değerini düşüren mahiyette olup olmadığı, aracın değerini düşürüyorsa ne kadarlık değer düşüklüğüne yol açtığı, onarılsa bile bu arızaların aracın değerinde ve alıcının ondan faydalanmasında önemli ölçüde azalmaya neden olup olmadığı, ayıbın niteliği gözetildiğinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 227maddesinde düzenlenen davacının seçimlik haklarından aracın misliyle değiştirilmesi hakkını kullanmasının iyiniyet kurallarına aykırı olup olmadığı, tarafların hak ve menfaatleri değerlendirilerek aşırı bir dengesizliğe neden olup olmayacağı, araçtaki ayıp nedeniyle TBK. 227 Maddesinde düzenlenen diğer seçimlik hakların uygulanıp uygulanmayacağı hususunun değerlendirilmemiş olması usul ve yasaya aykırı olduğu ayrıca , bilirkişi raporu alındıktan sonra Sigorta Bilgi Ve Gözlem Merkezinden gönderilen 04/10/2019 tarihli cevabi müzekkere ekindeki kayıtlara göre davacı adına kayıtlı dava konusu ... Plakalı aracın  yargılama aşamasında 03/07/2019 tarihinde maddi hasarlı trafik kazasına karıştığı, bu kaza sebebiyle araçta değer kaybı ve  misliyle değişim şartlarının oluşup oluşmadığı yönünde  araca ait tüm servis kayıtları getirtilmek suretiyle rapor alınmayıp eksik inceleme ile karar verilmesi yerinde görülmemiştir. Bu durumda mahkemece yapılacak iş, davacı adına kayıtlı ... Plakalı aracın kaza öncesi ve sonrasına ait tüm servis kayıtlarının getirtilmek suretiyle İTÜ Makine Mühendisliği Fakültesinde görevli uyuşmazlık konusunda uzman öğretim elamanlarından oluşan bilirkişi heyetinden yukarıdaki tesbitler ve davalıların bilirkişi raporuna karşı verdikleri beyan dilekçesindeki itirazlarıda karşılar nitelikte iddia ve savunma kapsamında istinaf denetimine elverişli rapor alınıp  sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir.Açıklanan nedenlerle, davalıların istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a.6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda dosyanın davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak, aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalıların istinaf başvurusunun KABULÜ ile;  Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 11/03/2021 tarih ve 2017/753 Esas - 2021/190 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf talep edenler tarafından yatırılan istinaf karar harçlarının talep halinde davalılara iadesine, 4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-Artan gider avansı olması halinde  yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 29/02/2024 tarihinde HMK'nın  362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"99f7d203c4a41688","SID":"779d8ca49af8b6bd"}}