{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2023/195 Esas <br>KARAR NO: 2024/369 Karar <br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 20. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2022/337 Esas - 2022/665 Karar <br>TARİHİ :10/11/2022<br>DAVA: Tazminat (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 29/02/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, ..., ... 'in pay sahibi olduğu şirketlerin mali ve idari işleyişinde aksaklık meydana gelip gelmediğinin tespiti amacıyla inceleme yapılması yönünde karar aldığını,  karar uyarınca ... A.Ş., Dernek ve bağlı şirket hesaplarında inceleme yapıp rapor tanzim etmek üzere yetkilendirildiğini, KPMG tarafından 20 Aralık 2021 tarihinde Dernek'e sunulan özel kapsamlı rapor, Dernek'in, 26 Aralık 2021 tarihinde gerçekleşen Olağan Genel Kurul Toplantısında, gündem maddesi olarak tartışıldığını, raporda yer alan, inşaat faaliyetlerinde yaşanan aksaklıklar başlıklı 4. bölümde,  ... Stadyumunun, koltuk montajı işi sırasında yapılan işlemler nedeniyle ... Anonim Şirketi'nin toplam 2.065.438,04 TL zarara uğratıldığının tespit edildiğini, ... AŞ ile ... şirketinin, 7 Nisan 2014 tarihinde, ...  Stadı yenileme projesi kapsamında, Protokol, Vip, Basın ve Seyirci Tipi Stadyum Koltuğu, Temin ve Montaj İşleri Sözleşmesi  imzaladıklarını, davalı  ..., 13 Ağustos 2013 tarihinde yapılan Yönetim Kurulu toplantısında, aldığı temsil ve ilzam yetkisine dayanarak sözleşmeyi münferiden imzaladığını, sözleşme hükümleri uyarınca ...'un stadyum koltuklarının temin ve montajını yapmayı taahhüt ettiğini, bunun karşılığında İnşaat AŞ, Sözleşmenin 8.1. maddesinde mutabık kalınan 4.450.000 TL tutarındaki yaklaşık bedeli ödeme yükümlülüğü altına girdiğini, yaklaşık bedelin farklı tiplerde toplam 38393 adet koltuk üzerinden hesaplandığını, daha  fazla koltuk imal ve montajına ihtiyaç duyulması ihtimali göz önüne alınarak, ödenecek nihai bedelin Sözleşmenin 4.4. maddesinde mutabık kalınan hesap yöntemi kullanılarak belirleneceği kararlaştırıldığını, tarafların, fiyatların sözleşme süresince sabit kalacağı, ...'un ilave ücret talebinde bulunamayacağı ve işin sonunda takılan koltuk adedi ile sözleşmede belirlenen birim fiyatlar çarpılarak bulunan nihai bedel üzerinden fatura kesileceği hususlarında anlaşmaya vardıklarını, sözleşmenin 4.4 maddesinde yer alan nihai bedel hesabına göre, takılan toplam koltuk adedi ile sözleşmede belirlenen birim fiyatların çarpılması sonucunda, ... AŞ'nin, ... ödemesi gereken toplam bedelin 4.937.748 TL olarak hesaplandığını, fakat, ... tarafından kesilen 25 Nisan 2016 tarihli faturada, sözleşme hükümlerinin hilafında, “fiyat farkı ile yapılan işlemler” adı altında, sözleşme gereği ödenmesi gereken tutarın dışında 981.881,88 TL fiyat farkı yansıtıldığını, sözleşme ve ekli şartnamede, koltuk montajında kullanılacak her türlü taşıma ve bağlantı elemanı bedelinin, toplam bedele dahil olduğu hususunda mutabık kalınmasına rağmen, koltukların beton zemine monte edilmesini sağlayan travers malzeme için ayrı bir ihale yapıldığını, davalı ... münferit imza ve onayı ile ... verildiğini, 1.083.556,16 TL tutarındaki ihale bedeli, “bağlarıtı elemanı bedeli” adıyla, toplam bedele eklendiğini, ... AŞ ile ... arasındaki Sözleşmede, birim fiyatların sözleşme süresince sabit kalacağı ve ... tarafından, sözleşme bedeline ilave herhangi bir ücret talep edilmeyeceği yönünde açık hüküm bulunduğu halde, toplam 2.065.438,04 TL tutarında fiyat farkı ve ilave ücretin, ... ödenmesini sağlayan davalının ... AŞ'yi zarara uğrattığını, davalının, özen yükümlülüğünü yerine getirmediğini, davacının, sözleşmede kararlaştırılan bedelin kapsamına giren işi ayrı bir ihaleyle en yüksek pey süren firmaya vermesi ve ek bir gidere yol açması ve piyasa koşullarına aykırı bir vade farkı uygulamasının hukuka aykırı eylem olduğunu, davalının, sözleşme kapsamında yaptıracağı için ek bir gidere yol açmasının ve piyasa koşullarına aykırı bir vade farkını kabullenmesinin, özensiz, kusurlu davranış olduğunu, ve zarara uğrattığını, bu sebeplerden dolayı .... AŞ'yi zarara uğratan davalıdan,  2.065.438,04 TL tazminatın şirkete ödenmesi yoluyla tazminine, zararın gerçekleştiği tarihten itibaren Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranında işleyecek faiz ve faiz ile karşılanamayacak zarar tutarının tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmişlerdir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, Müvekkil ... 25.03.2012 yılında gerçekleşen Dernek Olağanüstü Seçimli Genel Kurul Toplantısında Dernek Başkanlığı'na seçildiğini, Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini 20 Ekim 2019 tarihine kadar sürdürdüğünü, göreve başladığı zaman mali ve finansal olarak çok zor bir dönemden geçen ve borçlarını ödemekten aciz olan Dernek'i ve bağlı ortaklıklarını başarılı bir şekilde ayağa kaldırdığını, huzurdaki davayı ilgilendiren yeni ... stadyumun inşaatını başarılı bir şekilde tamamladığını, ... Firması tarafından Davacı Şirket, Dernek ve bağlı ortaklıkları nezdinde gerçekleştiği bildirilen söz konusu inceleme, Davacının beyanına göre yaklaşık iki yıl sürdüğünü ve neticesinde 20 Aralık 2021 tarihli Özel Kapsamlı İnceleme Raporu hazırlandığını, söz konusu inceleme esnasında Müvekkil ...  iddia edilen işlemler ile ilgili bilgisine veya savunmasına başvurulmadığını, iki yıl bir süre sonunda söz konusu rapor Dernek ve Davacı yan tarafından algı malzemesi olarak kullanılır hale geldiğini, Dernek'in sipariş usulü hazırlattığı söz konusu rapora dayanmakta olduğunu, müvekkil'in söz konusu raporun bir örneğinin, incelemesi amacıyla kendisine verilmesi talepleri de bugüne kadar Dernek tarafından cevapsız bırakıldığını, huzurdaki davaya konu iddianın zaman aşımına uğradığını, davacı tarafından ... aleyhine herhangi bir işlem yapılmadığını, davacı Şirket her ne kadar davalıya ... adına tahakkuk ettirilen fiyat farkı bedeli konusunda, Sözleşmede kararlaştırılan bedellerin değiştirilemeyeceğinin düzenlendiği algısına dayanmaktaysa da açıklanan belgelerde de Davacı Şirket ile ... arasında imzalanan Sözleşmede kararlaştırılan koltuklarda Sözleşmenin imzalanması sonrası esaslı değişikliğe gidildiğini, koltukların modelleri daha kaliteli ve ... Stadyumunun kalitesine daha uygun modeller ile değiştirildiğini ve ilk sözleşmede kararlaştırılanlar dışında ... tarafından ilave iş ve üretimler gerçekleştirildiğini, davacının dilekçesinde yaratmaya çalıştığı, sözleşmede kararlaştırılan ürünün aynısı için daha sonra daha fazla ücret ödendiği iddiasının gerçeği yansıtmadığını, bunların davalının tek başına almış olduğu kararlarla değil, Davacı Şirketin Yönetim Kurulunun müşterek incelemesi, onay ve kabulü ile gerçekleştiğini, davalının tazminat sorumluluğu bulunmadığını, işlem tarihlerinde görev yapan davacı şirket yönetim kurulu ve müvekkil, iddia konusu işlemler kapsamında ibra edildiğini, bu sebeplerden dolayı; temelinde müvekkili davalının yönetimde bulunduğu döneme ilişkin “İbra Edilmeme” yönündeki, aleyhine dava yoluna müracaat edilmekle hukuken kesinleşmemiş Genel Kurul kararı bulunan işbu davaya, temel ve dayanağını teşkil eden Genel Kurul Kararı aleyhine İstanbul 19. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2022/173 E. sayılı dosyası üzerinden açılan iptal davasının işbu dava bakımından bekletici mesele yapılmasına, talebin kabul edilmemesi halinde zaman aşımı itirazlarının kabulü ile zamanaşımına uğradıklarını belirten olan davanın reddine, ... Tic. Ltd. Şti.'ye, ...ye, ...'e,  ... Tic. A.Ş.'ye 2014, 2015 ve 2016 yıllarında Davacı Şirkette görev yapan tüm Yönetim Kurulu üyelerine 2014, 2015 ve 2016 yıllarında ... Kulübü Derneği'nde görev yapan tüm Yönetim Kurulu ve Denetim Kurulu üyelerine ihbar edilmesine ve davanın reddine karar verilmesini talep etmişlerdir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 10/11/2022 tarih 2022/337 Esas - 2022/665 Karar sayılı kararında; \"Mahkememizce yapılan yargılama, taraf beyanı, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; dava, davacı tarafça davalı aleyhine açılan TTK 553/1 maddesi gereğince şirket yöneticisinin sorumluluğundan kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.Davacı taraf, şirketin eski yönetim kurulu başkanı olan davalının davacı şirkete ait ... stadının koltuk yapım işine ilişkin sözleşme ve ekli şartnamede, koltuk montajında kullanılacak her türlü taşıma ve bağlantı elemanı bedelinin, toplam bedele dahil olduğu hususunda mutabık kalınmasına rağmen, koltukların beton zemine monte edilmesini sağlayan travers malzeme için ayrı bir ihale yapılarak ihalenin davalı ...  münferit imza ve onayı ile ... verildiğini, 1.083.556,16 TL tutarındaki ihale bedeli, “bağlarıtı elemanı bedeli” adıyla, toplam bedele eklendiğini, yine ... AŞ ile ... arasındaki sözleşmede, birim fiyatların sözleşme süresince sabit kalacağı ve ...  tarafından, sözleşme bedeline ilave herhangi bir ücret talep edilmeyeceği yönünde açık hüküm bulunduğu halde, toplam 2.065.438,04 TL tutarında fiyat farkı ve ilave ücretin, ... ödenmesini sağlayan davalının ... AŞ'yi zarara uğrattığını bu nedenle TTK 553/1 gereği davacı şirketin uğradığı zarardan davalı sorumlu olduğundan dolayı tazminatın tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı taraf  dava konusu eylemlerin 2016 yılı ve öncesine ait olması nedeniyle zarar varsa bile zamanaşımına uğradığını, davacı Şirket ile ... arasında imzalanan sözleşmede kararlaştırılan koltuklarda sözleşmenin imzalanması sonrası esaslı değişikliğe gidildiğini, koltukların modelleri daha kaliteli ve ... kalitesine daha uygun modeller ile değiştirildiğini ve ilk sözleşmede kararlaştırılanlar dışında ... tarafından ilave iş ve üretimler gerçekleştirildiğini, davacının dilekçesinde yaratmaya çalıştığı, sözleşmede kararlaştırılan ürünün aynısı için daha sonra daha fazla ücret ödendiği iddiasının gerçeği yansıtmadığını, bunların davalının tek başına almış olduğu kararlarla değil, Davacı Şirketin Yönetim Kurulunun müşterek incelemesi, onay ve kabulü ile gerçekleştiğini, davalının tazminat sorumluluğu bulunmadığını, işlem tarihlerinde görev yapan davacı şirket yönetim kurulu ve müvekkil, iddia konusu işlemler kapsamında ibra edildiğini, bu nedenlerle davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.Dava zorunlu arabuluculuğa tabi davalardan olup, davacı tarafça dava açılmadan önce zorunlu arabuluculuğa gidildiği ve ... numaralı arabuluculuk son anlaşmazlık tutanağı ile tarafların müzakereler sonucunda anlaşmaya varamadıkları, bu şekilde zorunlu arabuluculuk dava şartının yerine getirildiği ve bu yönde bir eksiklik bulunmadığı anlaşılmıştır.Dava konusu uyuşmazlık davacı şirketin eski yöneticisi olan davalının görevinden kaynaklı yükümlülüklerini ihlal etmek suretiyle davacı şirketi zarara (TTK 553) uğratıp uğratmadığı, zararın gerçekleşip gerçekleşmediği, zarar varsa miktarı, davalının zarardan sorumlu olup olmadığı ve zarardan doğan tazminatı zamanaşımına (TTK 560) uğrayıp uğramadığı hususlarından kaynaklıdır.Dava konusu ihtilafa ilişkin yasal düzenlemeler olan TTK 553/1 maddesinde \" Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yönticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, (…) (2) hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar. \" TTK 560/1 maddesinde; \" Sorumlu olanlara karşı tazminat istemek hakkı, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki ve her hâlde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Şu kadar ki, bu fiil cezayı gerektirip, Türk Ceza Kanununa göre daha uzun dava zamanaşımına tabi bulunuyorsa, tazminat davasına da bu zamanaşımı uygulanır.\" şeklinde düzenleme getirilmiştir.Mahkememizce yapılan yargılama sırasında toplanan deliller kapsamında; davacı tarafça davacı şirketin eski yöneticisi olan davalının davacı şirkete ait stadın koltuk yapım işine ilişkin sözleşme gereğince koltuk montajına ilişkin malzeme ve her türlü bağlantı elamanı bedelinin sözleşme bedeline dahil olmasına ve malzeme fiyatlarının sabit kalacağına karar verilmesi, işi gerçekleştiren firmanın ek bedel isteyemeyeceği sözleşmede kararlaştırılmasına rağmen davalı tarafça işi yapan firmanın talepleri doğrultusunda ilgili firmaya davalı tarafından haksız fazladan ödeme yapılmak suretiyle davacı şirketin zarar uğratıldığı, bu hususun bağımsız denetim şirketi tarafından sunulan inceleme raporu ile sabit olduğu iddia edilmiş, davalı tarafça iddiaların haksız ve yersiz olduğu, ilave işler yapıldığı, bunların davacı şirketin yönetim kurulu tarafından onaylandığını davalının tazminat sorumluluğunun bulunmadığı savunulmuş olup, eldeki dava şirket yöneticisinin sorumluluğuna dayalı TTK 553. maddesine dayalı tazminat istemine ilişkin olmakla, TTK 560. maddesindeki  sorumlu olanlara karşı tazminat istemek hakkı, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki ve her hâlde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar düzenlemesi getirilmiştir.Davalı vekilince bekletici mesele yapılması talep edilen İstanbul 9. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2022/173 Esas sayılı dosyasının  eldeki davanın sonucuna bir etkisi olmayacağından anılı dosyanın bekletici mesele yapılmasına gerek görülmeyerek yargılamaya devam olunmuştur.Mahkememizin 22/09/2022 tarihli ön inceleme duruşmasının 6 numaralı ara kararı ile davacı tarafın delil olarak dayandığı bağımsız denetim şirketi ... tarafından düzenlenen inceleme raporunun düzenleme tarihinin 20/12/2021 tarihi olması nedeniyle zararın ve zarar doğuran eylemin bu tarihte öğrenildiği varsayılarak TTK 560 maddesinde belirtilen 2 yıllık zamanaşımı süresi dolmadığından zamanaşımı itirazının reddine karar verilmiş ise de bu hususta yanılgıya düşülerek 5 yıllık uzun zamanaşımı süresinin dikkate alınmadığı anlaşıldığından Mahkememizin 10/11/2022 tarihli celsesinde zamanaşımı hususunda tekrar taraf beyanları alınarak  değerlendirme yapılmıştır.TTK 560/1 maddesinde; Sorumlu olanlara karşı tazminat istemek hakkı, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki ve her hâlde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Şu kadar ki, bu fiil cezayı gerektirip, Türk Ceza Kanununa göre daha uzun dava zamanaşımına tabi bulunuyorsa, tazminat davasına da bu zamanaşımı uygulanır, düzenlemesi gereğince dosya kapsamında bulunan deliller kapsamında zarar doğuran fiilin meydana geldiği tarihe ilişkin yapılan tetkik sonucunda, özellikle dava konusu olaya ilişkin işi yapan ... tarafından sunulan kayıtların incelenmesi sonrası dava konusu koltuk montajı yapım işine ilişkin sözleşme tarihinin 07/04/2014 olduğu, ... tarafından davacı şirkete hitaben sözleşme konusu iş bedeline ilişkin, 14/09/2015, 05/10/2015, 16/11/2015, 01/03/2016, 09/03/2016, 15/03/2016, 28/03/2016, 31/03/2016 tarihli faturaların düzenlendiği, yine ... tarafından sunulan cari hesap kayıtlarına göre davacı şirket tarafından düzenlenen faturalara istinaden son olarak 29/06/2016 tarihli 100.000,00-TL ödeme, 06/09/2016 tarihli 699.607,69-TL bedelli çek ödemesi kaydı bulunduğu, yine dosyaya sunulan 19/06/2018 tarihli kesin kabul tutanağı ile dava konusu zarar doğurduğu iddia edilen işin 25/04/2016 tarihinde tamamlandığı anlaşılmakla, davalı tarafın süresinde ileri sürdüğü zamanaşımı def'i kapsamında yasa gereği somut olayda  zamanaşımı süresinin zararın ve sorumlunun öğrenildiği tarihten itibaren 2 yıl, herhalde zararın gerçekleştiği tarihten itibaren 5 yıl olduğu, davacı tarafça zararın 20/12/2021 tarihli inceleme raporu ile öğrenildiği iddia edilmiş ise de, yukarıda belirtildiği şekilde zarar doğuran eyleme ilişkin davacı şirket tarafından yapılan ödemelere dayanak faturaların tarihi, ödeme tarihleri ve işin tamamlandığı tarih baz alındığında işin bittiği tarih itibariyle iş bedelinden kaynaklı alacak muaccel hale gelmiş olup, işin bittiği (25/04/2016) tarih veya iş bedeline ilişkin 29/06/2016 tarihli 100.000,00-TL ödeme, 06/09/2016 tarihli 699.607,69-TL bedelli ödemeler göz önüne alınarak zararı doğuran eylemin tarihi son ödeme olan 06/09/2016 tarihi esas alınarak bu tarihten dava tarihi olan 27/05/2022 tarihine kadar arada zamanaşımını durduran koronavirüs pandemisi nedeniyle 13/03/2020-15/06/2020 tarihleri arasındaki 3 ay 2 gün ile zorunlu arabuluculuğa başvuru tarihi olan 20/04/2022 ile son anlaşmazlık tutanak tarihi olan 13/05/2022 tarihleri arasındaki 3 hafta 2 günlük zamanaşımını durduran süreler toplamı olan yaklaşık 5 aylık süre mahsup edilse bile davanın her halde zararı doğuran eylemin meydana geldiği tarihten itibaren 5 yıllık süre içerisinde açılmadığı, davanın en geç 2022 Şubat ayında açılması gerekirken 27/05/2022 tarihinde açıldığı, dava konusu olayın niteliği itabariyle suç oluşturmaması nedeniyle de ceza zamanaşımı süresinin eldeki davada uygulanmasının ihtimal dahilinde bulunmadığı, bu haliyle eldeki davanın 27/05/2022 tarihinde açılması nedeniyle her halde zararı doğuran eylemin gerçekleştiği  tarihten itibaren 5 yıllık zamanaşımı süresi dolduktan sonra açıldığı anlaşılmakla davalı tarafın süresinde zamanaşımı itirazında bulunması göz önüne alınarak davacı tarafın talebinin zamanaşımına uğraması nedeniyle davacı tarafça açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.\"gerekçesi ile, davacı tarafça açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle, İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi, 30 Mayıs 2022 tarihli tensip tutanağı ile davanın, türü ve niteliğine göre basit yargılama usulüne tabi olduğunu tespit ettiğini, davalının 1 Haziran 2022 tarihli cevap dilekçesinde zamanaşımı def'i öne sürdüğünü, itirazın İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından 22 Eylül 2022 tarihinde yapılan ön inceleme duruşmasının 6 numaralı ara kararıyla reddedildiğini, akabinde Davalı 8 Kasım 2022 tarihinde verdiği beyan dilekçesi ile İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin tarafları aynı, konusu farklı olan sorumluluğa dayalı tazminat istemli dosyasının, 3 Kasım 2022 tarihli ön inceleme duruşmasında verdiği davanın zamanaşımından reddi kararını Mahkeme’ye sunduğunu, zamanaşımının bu aşamada tartışılmasını bir kez daha talep ettiğini; talep doğrultusunda açıkça muvafakatlerinin olmamasına rağmen zamanaşımı def'ine yönelik yeniden sözlü beyan alan Mahkemenin, davanın zamanaşımından reddine karar verdiğini, HMK’nın Basit Yargılama Usulünü düzenleyen 6. kısmında yer alan 320/2. maddesi gereğince daha önce karar verilmeyen hallerde mahkemenin, dava şartları, ilk itirazlar, hak düşürücü süre ve zamanaşımı hususları hakkında tarafları ilk duruşmada dinlemesi ve tutanak altına alması gerekliliğini düzenlendiğini; tahkikatin bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütüleceğini, somut durumda, ön inceleme duruşmasında zamanaşımı savunması reddedilen Davalı’nın, tahkikat aşamasında zamanaşımı def’i öne sürmesi ve def’inin ön inceleme duruşmasından sonraki duruşmada tartışılmasının yasanın amir hükümlerine aykırı olduğunu; Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 27 Mart 2019 tarihli 2018/4701 Esas, 2019/1812 sayılı kararında \"Tahkikat aşamasına geçilmeden önce zamanaşımı def'i hakkında bir karar verilmesi, reddi halinde işin esasının incelenmesi gerekir.\" şeklinde hüküm kurduğunu,  mahkemenin ön inceleme duruşmasını bitirdikten sonra davanın esasına girdiğini, biri talimatla diğeri huzurda olmak üzere 2 tanık dinlediğini; bu halde HMK’nın 322. maddesi göndermesiyle 142. maddesi uyarınca, zamanaşımı savunmasını tahkikata başlamadan önce değerlendirmesi gereken Mahkeme’nin tanık dinleyerek tahkikata başladıktan sonra zamanaşımı hususunda inceleme ve değerlendirme yapmasının mümkün olmadığını; zamanaşımı def'inin davanın esası hakkında her türlü muameleye mani olduğunu; (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu, 11.01.1940 Tarih 1940/15 E. 1940/70 K.).bBu hususun madde gerekçesinde de açıkça belirtildiği üzere adaleti zedeleyici bir durum olduğunu, Tüm bu açıklamalar doğrultusunda İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin, 10 Kasım 2022 tarihli ikinci duruşmasında, Davalı’nın talebine binaen verdiği davanın zamanaşımından reddi kararının kaldırılması gerektiğini,  Zamanaşımına esas alınan son ödeme tarihinin hatalı tespit edildiğini,  İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi gerekçeli kararında, ... tarafından dosyaya sunulan belgelere göre, koltuk montajı işinin bedeline ilişkin Müvekkil İnşaat AŞ tarafından 29 Haziran 2016 tarihinde 100.000 TL ve 6 Eylül 2016 tarihinde 699.607,69 TL olmak üzere iki sefer ödeme yapıldığından bahisle zararı doğuran eylemin tarihi olarak son ödeme tarihi olan 6 Eylül 2016 tarihini esas aldığını, zamanaşımı başlangıcını bu tarihten hesap ederek zamanaşımı süresinin dolduğuna hükmettiğini, fakat dosyaya ... tarafından sunulan “Cari Hesap Ekstresi” incelendiğinde, ... AŞ’nin 2020 yılından 2021 yılına devreden 140.523 TL borcu olduğu ve Müvekkili şirket tarafından son ödemenin 10 Haziran 2021 tarihinde 100.000 TL tutarında banka havalesi şeklinde yapıldığının görüleceğini; mahkemenin son yapılan ödeme tarihi olarak 6 Eylül 2016 tarihli çek-senet girişini kabul ettiğini, bu tarihten sonra yapılan banka havalelerini ödeme çerçevesinde kabul etmediğini, ilk derece mahkemesinin kabulüne göre zararı doğuran fiil olarak son yapılan ödeme tarihi zamanaşımı başlangıcına esas alınırsa 10 Haziran 2021 mutlak zamanaşımı süresinin başlangıcı olarak kabul edilmesi gerektiğini; bu durumda 27 Mayıs 2022 tarihinde açılan davanın zamanaşımından reddinin mümkün olmadığını, Yerel mahkemece dava konusu ihtilafın hatalı değerlendirildiğini, İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi kararında, hatalı şekilde, son ödemenin yapıldığı 6 Eylül 2016 tarihini mutlak zamanaşımı başlangıcı olarak kabul ettiğini, böylelikle davanın açıldığı tarihte zamanaşımı süresinin dolduğuna hükmettiğini, ikame edilen davanın, yükleniciye karşı açılmış bir tazminat davası olmadığını; davanın konusunun ... AŞ’nin eski Yönetim Kurulu Başkanı’nın özen yükümlülüğüne aykırı eylemleri nedeniyle ... AŞ’nin uğradığı zararın tazmini istemi olduğunu, İnşaat AŞ’nin eski yönetim kurulu başkanı olan Davalının, yetkilerini kullanırken şirketin menfaatlerini dürüstlük kuralına uyarak gözetme ve görevlerini tedbirli bir yöneticinin göstermesi gereken özenle ifa yükümlüğünü yerine getirmediğini, Türk Ticaret Kanunu’nun (“TTK”) 369’uncu maddesindeki açık hükme ve genel kurul ile aralarında kurulan akde aykırı davranış sergilediğini,  Davalı'nın, esas sözleşme uyarınca ... AŞ’yi zarara uğratan eylemlerinden sorumlu olduğu gibi; oluşan zararın tazminine yönelik olarak görev süresi boyunca herhangi bir girişimde bulunmayarak temsil ettiği tüzel kişinin zararının giderilmemesinden de sorumlu olduğunu; bu sebeple Davalı'nın sorumluluğunun, şirketin zarara uğramasına sebep olan sözleşmenin imzalanması, işin teslim edilmesi ve ödemenin yapılması süreçlerinin yanında bu işlemlerin akabinde oluşan zararın tazminine veya borçtan mahsup edilmesine yönelik girişimde bulunulması gereken son görev gününe kadar devam etmekte olduğunu, bu durumda, İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin verdiği kararın aksine, zamanaşımı için işin ... AŞ’ye teslim edildiği tarih veya ödeme tarihinin değil, Yönetim Kurulu Başkanı olan Davalı'nın özen borcunu gereği gibi ifa etmediği son tarih, yani görevden ayrıldığı 20 Ekim 2019 tarihi başlangıç olarak kabul edilmesi gerektiğini, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 6 Mayıs 2019 Tarih, 2019/1405 Esas, 2019/3443 sayılı kararında,\"Yargıtay içtihatlarına göre sorumluluk davalarında zamanaşımı süresinin haksız fiilin gerçekleştiği tarih itibariyle değil, davalıların görevlerinin son bulduğu tarihten başlayacağını\" hüküm altına aldığını,Zararın henüz gerçekleşmediği bir tarihin, zamanaşımı süresinin başlangıcı olarak kabul edilemeyeceğini, Zararın, zarar verici fiil veya olayın zarar görenin hukuki varlık ve değerleri üzerindeki olumsuz etki ve sonuçları olarak tanımlanabileceğini; zamanaşımının işlemeye başlaması için zararın öğrenilmesinde amacın, zarar verici olayı değil, zararın varlığı, niteliği ve esaslı unsurları hakkında dava açmaya, bu davayı objektif şekilde desteklemeye ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli, yeterli hak ve koşulların öğrenilmesi demek olduğunu; bunlar öğrenilmedikçe, zarar görenin dava yoluyla talep edebileceği tazminatın sebep ve şartlarını değerlendiremeyeceğini; zarar veya zarar verici fiil devam ettiği sürece zarar görenin zararı öğrendiğinin kabul edilemeyeceğini; zarar görenin tüzel kişi olması durumunda zamanaşımının, tüzel kişinin dava açmaya emir vermeye yetkili organının, başka bir deyişle, o makamı işgal eden kişi ya da kurulun durum hakkında bilgilenmesi ile başlayacağını, bu bağlamda, ... A.Ş'nin dava açmaya ve emir vermeye yetkili organı olan yönetim kurulunun, zararın niteliğini ve esaslı unsurlarını öğrendiği tarihin, ... tarafından hazırlanan özel kapsamlı raporun Dernek’e, dolayısıyla Müvekkil şirket yönetim kuruluna sunulduğu 20 Aralık 2021 tarihi olduğunu, bunun yanında mutlak zamanaşımının, zararın meydana geldiği tarih tespit edilmeden veya davanın sorumluluk davası olması ve Davalı'nın görev süresi bir kenara bırakılarak, henüz zararın oluşmadığı bir tarihten itibaren başlatılmasının hukuken olanaklı olmadığını, nitekim Yargıtay özel daire kararlarında sıkça vurgu yapılan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 22 Ekim 2003 Tarih, 2003/4-603 Esas, 2003/594 Karar sayılı ilamında  “Yasalarda öngörülen zamanaşımı sürelerinin işlemeye başlayabilmesi için öncelikle talep konusu hakkın istenebilir bir konuma, duruma gelmesi gerekmektedir. Bir hak, var olsa bile, o hakkın istenmesi için gerekli koşullar gerçekleşmedikçe istenemez. Mürüruzaman başlıklı 60. maddesinin, \"...zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren...\" biçimindeki düzenlemede hukuka aykırı eylemin yanında zararında gerçekleşmesinin öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Diğer bir anlatımla, hukuka aykırı eylemin varlığına karşın, zarar gerçekleşmemişse, zamanaşımı süresinin başlaması söz konusu olmayacaktır. Hukuki düzenleme ve eldeki bu olgulara göre, binanın yapımı, yönetmeliğe aykırı olsa bile, o tarihte zarar doğmadığından davacının anılan tarihte bir talep hakkı da olamayacaktır. Bir hakkın, bu bağlamda ödence isteminin doğmadığı bir tarihte, zamanaşımının başlatılması hakkın istenmesini ve elde edilınesini güçleştirir, hatta olanaksız kılar. Binanın yapım tarihinde, davalının hukuka aykırı olan eylemi gerçekleşmiştir. Ancak ortada henüz bir zarar bulunmamaktadır.”şeklinde hüküm kurduğunu, henüz zarar meydana gelmeden, hukuka aykırı fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren zamanaşımı süresinin başlatılmasının mümkün olmadığını karara bağladığını, Bu halde ilk derece mahkemesinin mutlak zamanaşımının başlangıç tarihi olarak işin teslim edildiği 25 Nisan 2016 tarihini veya hatalı olarak belirlediği son ödeme tarihi olan 6 Eylül 2016 tarihini esas almasının hukuka aykırı olduğunu; o tarihte Müvekkil İnşaat AŞ’nin talep konusu hakkının istenebilir durumda olmadığını,  Davalı'nın eylemlerinin güveni kötüye kullanma suçunu oluşturduğundan, ceza davasının zamanaşımına tabi olduğunu, yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna yönelik tazminat davalarında, 6102 sayılı TTK’nın 560. maddesinde öngörülen bir diğer zamanaşımı süresinin ceza davası zamanaşımı süresi olduğunu, ceza davası zamanaşımının uygulanabilmesi için tazminat sorumluluğuna neden olan fiilin ceza kanunlarına göre suç oluşturması veya cezayı gerektirmesinin yeterli olup ayrıca fail hakkında ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet kararı verilmiş olması, hatta soruşturma yapılmasının gerekli olmadığını; bu nedenle tazminat davasına bakan hakimin zamanaşımı def’i ile karşılaştığında, davanın esasına girmeden önce fiilin cezayı gerektirir bir fiil olup olmadığını ceza hukuku ilkelerine göre kendisi değerlendireceğini, fiilin suç niteliğinde olduğu kanaatine ulaşırsa ceza zamanaşımını dikkate alacağını, (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu, 22.04.2022 T. 2021/7 E. 2022/2 K). bu durumda 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (“TCK”) 155. maddesinde düzenlenen Güveni Kötüye Kullanma suçunun unsurları tartışılmadan, Davalı'ya yüklenen eylemlerin ayrıca ceza sorumluluğunu gerektirecek nitelikte olmadığı yönünde hüküm kurulmasının yerinde olmayacağını, TCK’nın “Malvarlığına Karşı Suçlar” başlıklı onuncu bölümünde yer alan Güveni Kötüye Kullanma Suçunun temel unsurlarını, başkasına ait olup muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyetliği kendisine devredilmiş bir malın varlığı, failin bu mal üzerinde kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyetliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunması durumlarının oluşturduğunu, TCK madde 155 gerekçesinde yer aldığı üzere, suçun konusunu oluşturan mal üzerinde belirli bir şekilde kullanmak üzere fail lehine zilyetlik tesisi gerektiğini; bu nedenle güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için hukuken geçerli bir sözleşme ilişkisinin varlığının zorunlu olduğunu; yine madde gerekçesinde yer verildiği haliyle anonim şirket yönetim kurulu üyeleri ile şirket tüzel kişiliği arasındaki hukuki ilişkinin sözleşme kaynaklı bir ilişki olduğunu, öte yandan, yönetim kurulu üyesinin kendisine esas sözleşmeye dayanılarak çıkartılan iç yönerge ile verilmiş olan temsil ve yönetim yetkisinin dışına çıkarak şirket malları üzerinde işlem yapması, yönetim kurulu üyesinin malvarlığının korunması ilkesine aykırı iş ve işlemler ile şirket malvarlığını şirket tüzel kişiliğinin dışına çıkarması, zilyetliğin devri amacında tasarrufta bulunma unsurunu oluşturmakta olduğunu, (Rasim Can Çakır, Anonim Şirket Yönetim Kurulu Üyelerinin Güveni Kötüye Kullanma Suçundan Doğan Sorumlulukları, 2016, s. 65). Bunun yanında bilinçli şekilde özen yükümlülüğüne aykırı hareket etmenin, kastın varlığı sonucunu doğuracağını, bu durumda hukuk hakiminin değerlendirmesi gereken hususun, failin ortaya koyduğu fiilin TCK’nın 155. maddesi uyarınca cezayı gerektirip gerektirmediği değil, fiilin yukarıda bahsetikleri üzere suçun unsurlarını taşıyıp taşımadığı olması gerektiğini, fiilin, kovuşturulmasının şikâyete bağlı bir suç teşkil edip etmemesinin de önemli olmadığını; bu hususun, ceza davasının açılabilmesinin bir şartı olduğunu, (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 17.10.2019 T. 2019/11-327 E. 2019/1072 K.), somut durumda Davalının, esas sözleşme ve dernek tüzüğü ile verilen görevleri yerine getirmek üzere zilyetliği kendisine devredilmiş olan mal üzerinde, akde aykırı şekilde fiyat farkı ve ilave bedel yansıtılmasına müsaade ederek, kasten özen yükümlülüğüne aykırı davrandığını, İnşaat AŞ’nin zararına fakat başka bir şirketin yararına, zilyetliğin devir amacı dışında tasarrufta bulunduğunu; Davalı’nın fiilinin, başkasının mallarını idare etme yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edildiğini eşya hakkında gerçekleştiğinden, TCK’nın 155/2. maddesi uyarınca Güveni Kötüye Kullanma Suçunun nitelikli halini oluşturacağını; ceza üst sınırı yedi yıl olan suç için uygulanması gereken dava zamanaşımının TCK’nın 66/1-d uyarınca 15 yıl olduğunu, bu halde, İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından Davalı'nın eyleminin, ceza hukuku ilkelerine göre suçun unsurlarını oluşturup oluşturmadığı tartışılmaksızın verilen, ceza zamanaşımı süre ve hükümlerinin uygulanmasının olanaklı olmadığı kararının hukuka uygun olmadığını, Davalı'nın zamanaşımı def’i ileri sürmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, zamanaşımı kurumunun, hukuki güvenlik ilkesinin bir sonucu olarak alacaklıyı alacağını zamanında ileri sürmeye zorlamakta olduğunu, bu niteliği itibariyle zamanaşımının alacak hakkının varlığını sona erdirmemekte olduğunu, hakkın ileri sürülmesi durumunda, def’i hakkını kullanarak borcun ifasının engellenmesini sağlamakta olduğunu fakat hak sahibinin bu hakkını dilediği gibi kullanabilmesine hukuk düzeninin izin vermesinin düşünülemeyeceğini; zamanaşımı def’inin de diğer haklar gibi dürüstlük kuralına uygun kullanılmak zorunda olduğunu; bu yükümlülüğe aykırı davranışın kanun tarafından öngörülen yaptırımının ise Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı çerçevesinde, hakkın hiç kullanılmamış gibi değerlendirmesi olduğunu,  zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin hangi hallerde dürüstlük kuralına aykırı olduğu hususunda normatif bir düzenleme bulunmadığından, bu hususun varit olup olmadığının her somut uyuşmazlığın özellikleri nazara alınarak değerlendirilmesi gerektiğini; bilimsel görüş ve yargısal içtihatlarda davacının dava açmaması için oyalanması durumunun dürüstlük kuralına aykırılık olarak kabul edilmekte olduğunu, (Yargıtay 11.HD 15.05.2017 T. 2016/7453 E. 2017/2889 K.). bu bağlamda borçlunun zamanaşımı def’ini ileri sürmesinin dürüstlükle bağdaşmaz nitelikte ise borçlunun zamanaşımı def’inin nazara alınmaması gerektiğini, somut durumda Davalı ...’ın 24 Ekim 2019 tarihine kadar İnşaat A.Ş’nin münferiden imza ve ilzam yetkisine sahip Yönetim Kurulu Başkanı olması ve Müvekkil Şirket’in ortaya konulan hukuka aykırı davranışla zarara uğratılması neticesinde hak arama iradesinin Davalının tahakkümü altında olması karşısında, Davalı'nın zamanaşımı def’i ileri sürmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu,  İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından davanın sorumluluk davası olması, Davalı'nın eylemlerinin TCK’nın 155/2 maddesi uyarınca Güveni Kötüye Kullanma suçunun unsurlarını taşıması ve Davalı'nın görev süresi nedeniyle zamanaşımı def’i öne sürmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu olguları dikkate alınmaksızın verilen 2022/665 sayılı kararın hukuka aykırı olduğunu;  bu nedenle Mahkeme’nin, Davalı'ya yüklenen eylem ve işlemlerin tamamının hatalı tespit edilen son ödeme tarihi olan  6 Eylül 2016 tarihinden önce olduğu ve bu sebeple 5 yıllık mutlak zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davanın reddine dair verdiği kararın kaldırılması gerektiğini, İleri sürerek, yukarıda arz etmiş oldukları gerekçeler doğrultusunda, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılarak davalarının kabulü ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, zarar miktarı olan 2.065.438,04 TL tutarın, davalı tarafından tazminine, 3095 sayılı Kanun’un 2. maddesi uyarınca zararın gerçekleştiği tarihten itibaren Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranında işleyecek faiz ve faiz ile karşılanamayacak zarar tutarının tahsiline, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalı'ya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; TTK'nun 553 ve devamı maddeleri uyarınca yönetici sorumluluğu nedeniyle tazminat istemine ilişkin olup mahkemece davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair verilen karar davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Davacı yan; davalı ...'ın davacı şirkette 12/08/2013 tarihli genel kurulda alınan karar ile üç yıllığına yönetim kurulu üyesi seçildiği, 13/08/2013 tarihli yönetim kurulu kararı ile şirketi münferiden temsil ve ilzama yetkili yönetim kurulu başkanı olarak görevlendirildiği, bu kapsamda  dava dışı ... ile davacı şirket arasında  07/04/2014 tarihli, ... Stadı yenileme projesi kapsamında, protokol, vip, basın ve seyirci tipi koltukların temin ve montajı konulu, 4.450.000,00-TL + KDV dahil sabit bedelli sözleşme yapıldığı, davalının sözleşmeyi tek başına davacı şirketi temsilen imzaladığı, sözleşme sabit bedelli olmasına rağmen dava dışı şirketin  25/04/2016 tarihli 981.881,88-TL tutarlı fiyat farkı faturası kestiği, yine koltuk kontajında kullanılacak her türlü bağlantı elemanı, sözleşme ve eki şartnamaye göre yapılacak iş kapsamında iken, koltukların beton zemine monte edilmesini saplayan travers malzemesi için ayrı bir ihale açıldığı ve bu işin de ...'ın münferit imzası ile davacı adına 1.083.556,16-TL bedelle 12/06/2015 tarihinde dava dışı ... Şirketi'ne verildiği, böylece davalının davacı şirketi 2.065.438,04-TL zarara uğrattığı, bu durumun  şirketin ortağı olan ... Klübü Derneği tarafından yetkilendirilen bağımsız denetim kuruluşu ... şirketi tarafından taznim edilen denetim raporu ile ortaya çıktığı, davalının genel kurullarda ibra edilmiş olmasının, bu genel kurullarda dava konusu sözleşme ve sözleşme kapsamında yapılan işler tartışılıp görüşülmediğinden davalıyı sorumluluktan kurtarmayacağı ileri sürülerek, 2.065.438,04-TL'nin davalıdan tahsili şirkete verilmesini talep etmiştir.  Davacı şirketin dosya arasına alınan sicil kayıtları kapsamından, davalının 12/08/2013 tarihli olağan genel kurul toplantısı ile üç yıl süre için şirket yönetim kurulu üyeliğine, 13/08/2013 tarihli yönetim kurulu kararı ile yönetim kurulu başkanlığına seçildiği, ayrıca şirketi münferiden temsil ve ilzam yetkisini de haiz olduğu;  28/09/2016 tarihli, 2013-2014-2015 yıllarına ilişkin olağan genel kurul toplantısında, şirketin bu yıllara ilişkin yönetim kurulu faaliyet raporlarının okunduğu ve müzakere ediliği, finansal tabloların onaylandığı ve davalının da aralarında bulunduğu yönetim kurulu üyelerinin ibra edildikleri, davalının yeniden üç yıllığına yönetim kurulu üyeliğine, 12/10/2016 tarihli yönetim kurulu kararı ile  yönetim kurulu başkanlığına seçildiği, ayrıca şirketi münferiden temsil ve ilzam yetkisini de haiz olduğu;  04/10/2017 tarihli, 2016 yılına ilişkin olağan genel kurul toplantısında, şirketin bu yıla ilişkin yönetim kurulu faaliyet raporunun okunduğu, finansal tabloların onaylandığı ve davalının da aralarında bulunduğu yönetim kurulu üyelerinin ibra edildikleri; 05/11/2018 tarihli, 2017 yılına ilişkin olağan genel kurul toplantısında, şirketin bu yıla ilişkin yönetim kurulu faaliyet raporunun okunduğu, finansal tabloların onaylandığı ve davalının da aralarında bulunduğu yönetim kurulu üyelerinin ibra edildikleri; davalının yeniden üç yıllığına yönetim kurulu üyeliğine, 05/11/2018 tarihli yönetim kurulu kararı ile  yönetim kurulu başkanlığına seçildiği, ayrıca şirketi münferiden temsil ve ilzam yetkisini de haiz olduğu; davalının davacı şirket yönetim kurulu başkanlığı ve yönetim kurulu üyeliği görevlerinden 21/10/2019 tarihi itibariyle istifa ettiği, istifa nedeniyle boşalan yönetim kurulu üyeliğine 24/10/2019 tarihli yönetim kurulu kararı ile genel kurul onayına sunulmak üzere ...'nin atandığı; 15/12/2021 tarihli, 2018-2019-2020 yıllarına ilişkin olağan genel kurul toplantısında, şirketin bu yıllara ilişkin yönetim kurulu faaliyet raporlarının okunduğu ve müzakere ediliği, finansal tabloların onaylandığı ve bu yıllarda görev yapmış on iki yönetim kurulu üyesinin ayrı ayrı ibra oylamasına sunulduğu, davalı dışındaki üyelerin ibra edildikleri, davalının 01/01/2018-21/10/2019 tarihleri arasındaki iş ve işlemlerinden ötürü ibra edilmemesine karar verildiği, yine davalının istifasının kabulü ile yerine atanan ...'nin atamasının onaylanmasına karar verildiği, davalı hakkında bu tarihler arasındaki iş ve işlemleri nedeniyle sorumluluk davası açılmasına yönelik bir genel kurul kararı alınmadığı gibi, dava dilekçesine konu edilen ve 01/01/2018 tarihi öncesinde gerçekleştirildiği ve şirketi zarara soktuğu  iddia olunan eylemler nedeniyle de sorumluluk davası açılmasına yönelik herhangi bir genel kurul kararı alınmadığı anlaşılmıştır. Şirket yöneticileri hakkında sorumluluk davası açılabilmesi için mülga 6762 sayılı TTK'nın 341. Maddesinde şirket genel kurulunda bu yönde karar alınması gerektiği açık bir şekilde düzenlenmiş iken dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK hükümleri arasında mülga TKK'nın 341. maddesi gibi açık bir düzenleme bulunmamaktadır.  6102 sayılı TTK'nın 408/1 ve 479 maddelerindeki düzenleme ve bu husustaki Yargıtay yorumu karşısında anonim şirket yöneticileri hakkında sorumluluk davası açılabilmesi için, şirket genel kurulunda karar alınması gerekmektedir. Bu husus dava şartı olup mahkemece resen gözetilmesi zorunludur (bkz.Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2021/2908 esas, 2022/4792 karar sayılı, 13/06/2022 tarihli ilamı). 6100 Sayılı HMK'nun 115/2-2cümle hükmü uyarınca, eksikliği tespit edilen dava şartının tamamlanabilir mahiyette olması halinde, mahkemece eksikliğin giderilmesi için davacıya sonuçları hatırlatılarak  kesin süre verilmesi, verilen süre içerisinde eksikliğin giderilmemesi halinde davanın dava şartı eksikliği nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerekir.   Somut olayda; davacı şirketin davalıya karşı açtığı sorumluluk nedeniyle tazminat talebi bakımından dava tarihinden önce alınmış bir genel kurul kararı mevcut olup olmadığının sorularak dosyaya ibrazının sağlanması, böyle bir karar alınmamış ise  bu  eksiklik tamamlanabilir nitelikte olduğundan,  mahkemece davacı şirket vekiline, davalıya karşı sorumluluk davası açılabilmesi için TTK'nun 408/1 ve 479/3-c bendi uyarınca  genel kurul kararı alınması için sonuçları hatırlatılarak kesin süre verilmesi, verilen kesin süre içerisinde eksikliğin giderilmemesi halinde bu talep bakımından davanın özel dava şartı yokluğu nedeniyle  usulden reddine karar verilmesi gerekirken, dava şartı olan bu husus üzerinde durulmaksızın, davanın zamanaşımından reddine karar verilmesi yerinde olmamış, kamu düzenine ilişkin bu husus dairemizce re'sen nazara alınmıştır. Yukarıda izah edilen gerekçelerle; davacının istinaf başvurusunun usulen kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 355 ve 353/1-a4 maddeleri uyarınca  kaldırılmasına, kaldırma gerekçesine göre davacının diğer istinaf sebeplerinin bu aşamada değerlendirilmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 10/11/2022 tarih ve 2022/337 Esas - 2022/665 Karar sayılı kararının HMK'nın 355,353/1-a4 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine, 3-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 4-Artan gider avansı olması halinde  yatıran tarafa iadesine, 5-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,   Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 29/02/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddeleri gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"e199cca32bdbf4b7","SID":"030bf5a621067fb3"}}