{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>44. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>DOSYA NO: 2020/2503 <br>KARAR NO: 2024/291<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul 2. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi<br>TARİHİ: 27/12/2019<br>NUMARASI: 2016/42 E. - 2019/570 K.<br>DAVANIN KONUSU: Haksız Rekabetten Kaynaklanan Maddi ve Manevi Tazminat<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 15/02/2024<br>Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan  inceleme sonucunda;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA DİLEKÇESİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin 1946 yılında İtalya'da kurulduğunu ve kısa sürede ... şirketler grubu olarak 27 ülkede şirketler kurmuş, ürünleri ile dünyanın her noktasına ulaşmayı başarmış olduğunu, müvekkilin yoğun üretim, pazarlama ve tanıtım faaliyetleri neticesinde çikolata ve şekerleme sektöründe tüm dünyada tanınan, dünya çapında dördüncü büyük çikolata ve şekerleme üreticisi unvanına kavuşmuş olduğunu, davalı şirketin çikolata-şekerleme türünden ürün ambalajları üzerinde, müvekkilinin ..., ..., ..., ..., ... VE ... markalarının ve bu markaları taşıyan ürünlerinin ülkemizde de çok iyi tanındığını ve beğenilerek satin alındığını, davalı şirketin müvekkilinin \"...\" markalı ürün ambalajları aleyhine haksız rekabet teşkil eden \"...\" ibareli ürün ambalajları ile bunlara ilişkin tasarım tescillerinden müvekkilinin haberdar olması üzerine davalıya karşı İstanbul 1. FSHHM’nin 2003/799 esas sayılı davasının açıldığını, yapılan ilk yargılamada davalının \"...\" ibareli markasını taşıyan ürünlerinin tescilli marka ve tasarımlara konu şekillerinden farklı olarak kullanılması nedeniyle müvekkilinin \"...\" ibareli ürün ambalaj kompozisyonları aleyhine haksız rekabet yarattığına karar verilmiş ise de Yargıtay'ca davalı lehine kısmen bozulmasına karar verildiğini ve ... esasına kayıt edildiğini, ancak karar düzeltme aşamasında kısmen bozulan bazı yönlerden kararın onanmasına karar verilerek dosyanın tescilli marka ve tasarımlara konu şekillerinden farklı olarak kullanılması sebebiyle müvekkilinin ürün ambalaj kompozisyonları aleyhine haksız rekabet yaratmış olduğuna dair verilen kararın kesinleştiğini, kesinleşmiş yargı kararına rağmen davalının \"...\" üçlü ürün ambalajlarını kullanmaya devam ettiğini, davalı eyleminin müvekkilini maddi ve manevi zarara uğrattığını, davalının müvekkilinin marka ve ürünlerinden haberdar olduğu dikkate alındığında, davalının müvekkilinin haksız rekabet teşkil eden kullanımlarının tesadüfen yaratmasının söz konusu olmadığını, davalının bilerek ve isteyerek kasten hareket ettiğini, haksız rekabet yaratan ürünlerin satışının tespit edildiği en erken tarih olan 2003 yılından itibaren satışından elde ettiği kazanca göre tazminata hükmedilmesi gerektiğini davalı yanın müvekkilinin markaları ile iltibas yaratarak müvekkilinin yıllardır tüketicilere sunduğu ürünlerinin tüketici nezdinde ulaştığı bilinirlik, güven ve söz konusu ürünlerin kalitesinden haksız yarar sağlamak suretiyle gelir elde ettiğini, davalının haksız rekabet yaratan kullanımlarının müvekkilinin itibarına ve kişilik haklarına zarar verdiğini iddia ederek, davalının \"...\" ibareli üçlü ürün ambalajları ile, müvekkili aleyhine yarattığı haksız rekabet sebebiyle TTK madde 56/d ve son maddeleri uyarınca ilk tespit edilen kullanım tarihi olan 2003 yılından itibaren müvekkilinin davalıdan talep ve tahsile hakkı olduğu tazminat miktarının ayrı ayrı hesaplanmasına, fazlaya ilişkin haklarının saklı kalması kaydıyla şimdilik 1.000.000,00 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi tazminatın haksız rekabetin işlemeye başladığı tarihten itibaren, merkez bankasının Türk lirasına uygulamış olduğu senelik en yüksek mevzuat faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP DİLEKÇESİ: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin çikolata sektöründe faaliyet gösterdiğini müvekkilin ürettiği ürünler ve yarattığı markalarla Türkiye’de ve yurtdışında tanınmış bir firma olduğunu, müvekkili şirketin ürünleri üzerinde kullanmak üzere ... tescil nolu \"...\" ibareli kelime markasını TPMK nezdinde tescil ettirdiğini, İstanbul 1. FSHHM'nin 2003/799 Esas sayılı dosyada müvekkili markasının hükümsüzlüğüne karar verildiğini, kararın kesinleşme tarihine kadar koruma sağladığını, davanın 31/07/2003 tarihinde açıldığını ve tescile dayalı kullanım halinde tescil sahibi bundan yararlanır, ilkesi dikkate alınmaksızın inceleme yapıldığını, kararda müvekkili şirketin markasının tescilli olmasının göz önünde bulundurulmadığını, davaya dayanak oluşturan mahkeme kararı ve Yargıtay incelemesinin ilke kararlarından çok önce verildiğini, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında da belirtildiği üzere, tescile dayalı kullanımın hukuka aykırı olarak nitelendirilemeyeceğini, müvekkilinin tescile dayalı marka hakkı mevcut olduğunu, davacının marka ve tasarım haklarını ihlal etmediğini, İstanbul 1. FSHHM’nin 2003/799 esas sayılı dosyasında müvekkilinin ... nolu markasıyla ilgili olarak hükümsüzlük koşulları tartışılmış ve tespit edilmiş olmasına karşın müvekkilinin bu markada belirtilen \"...\" ibareli markalı ürünüyle ilgili olarak haksız rekabet nitelemesi bulunmadığını, davacı şirketin tazminat taleplerinin zamanaşımına uğradığını, davacının davaya dayanak yaptığı davası ile birlikte veya sonrasında tazminat talepli dava açma seçenekleri mevcut olmasına karşın bu haklarını süresi içinde kullanmamış olduğunu, davacının fiili kaybı ve uğradığını beyan ettiği zararların ispata muhtaç olduğunu, manevi tazminat talebi hakkında genel ifadelerle yetinildiğini, davacı şirketin manevi zarara dayanak gösterdiği tek hususun piyasaya sürülen ürünlerin kalite itibariyle düşük olduğu iddiasının dayanağının olmadığını, zamanaşımına uğrayan davanın usulden, haksız ve mesnetsiz davanın reddini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İlk Derece Mahkemesince; \"  her ne kadar dava doğrudan bir sınai mülkiyet ihlaline dayalı olarak açılmamış ise de İstanbul 1. FSHHM 'nin 2010/94 (eski 2003/799) esas sayılı dosyasındaki haksız rekabete ilişkin tespite dayalı olduğu, bahse konu kararda davalı kullanımlarının tescil harici kullanıma dayalı haksız rekabet olarak değerlendirildiği, dolayısıyla davalı kullanımının haksız rekabet olarak kabulü ve değerlendirmesi noktasında uyuşmazlığın temeli sınai mülkiyet kaynaklı olması hasebiyle mahkememizin görevli olduğu, davalının tescilli kullanıma ilişkin savunmasının bahse konu karardaki \"davalı şirketin ... markalı ürün ambalajında davacının ... ürün ambalajını ve kısmen yasaya aykırı şekilde gerçekleştirdiği  tescilini de kapsayacak şekilde ancak renk ve sunuş itibariyle tescilden farklı olarak davacının ürünüyle kopyaya yakın düzeyde renk ve kompozisyon benzerliği yaratılmak suretiyle  davalının tescil ettirdiği marka içeriğini de aşarak davacının ürün ambalajını renk, motif, çizgi yönünden tüm detayları ile taklit ettiği\" tespit dikkate alındığında -davalı kullanımlarının tescil dışı kullanımdan kaynaklı olduğu- dinlenilemeyeceği, izahı yapılan emsal karardaki tespitler yine dosyaya ibraz edilen ürününden ve ürüne ait 09/01/2016 tarihli kasa fişinden davalının belirtilen tarih itibariyle yargılamaya konu ürün ambalajını kullanmaya devam ettiği dikkate alındığında zamanaşımı süresinin işlemediği dolayısıyla davalının zamanaşımı iddiasının ve dava öncesi son bir yıllık zarar hesaplaması yapılması gerektiğine yönelik itirazlarının yerinde olmadığı, dayanak kararın kesinleşmesi aşan döneme ilişkin hesaplamanın, kullanımın devam ettiği tespiti ve kesinleşen emsal karar gereği yerinde olduğu, talebe konu zararın net bir şekilde tespitini izahı yapılan gerekçelerle mümkün değil ise de  mali inceleme sonrası mamül stok hareketleri üzerinden hesaplanan vergi sonrası net karın TBK 50 hükmü dikkate alındığında hakkaniyete uygun düşeceği kanaatiyle davanın bu miktar üzerinden kabulüne, yine manevi tazminat yönünden izahı yapılan mevzuat tüm dosya kapsamı dikkate alındığında eylemin ağırlığı, tarafların ekonomik büyüklükleri, bozulan taciri dürüstlüğün tekrardan sağlanması bu noktadaki caydırıcılık ile hak ve nesafet gözetildiğinde talep olunan 100.000 TL'nin yerinde olduğu anlaşılmakla talebin tümden kabulüne karar verilmek gerekmiş, davacının faiz talebinin Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasının TL'ye uyguladığı yıllık en yüksek mevduat faizi olduğu, tarafların tacir oldukları ve 3095 sayılı yasa gereği taraflar arasında avans faizinin uygulanması gerektiği gözetilerek talebi aşmamak kaydıyla dava tarihinden itibaren (tazminat miktarlarının takdiren belirlendiği gözetilerek dava tarihi baz alınmıştır) faize hükmolunarak,'' gerekçeleriyle, Davacının maddi tazminat davasının KISMEN KABULÜ ile; 1.406.713,00 TL'nin dava tarihinden itibaren (Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasının TL'ye uyguladığı yıllık en yüksek mevduat faizini geçmemek kaydı ile) avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, davacının manevi tazminat davasının KABULÜ ile; 100.000 TL'nin dava tarihinden itibaren (Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasının TL'ye uyguladığı yıllık en yüksek mevduat faizini geçmemek kaydı ile) avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine,,\" karar verildiğini, Davacının maddi tazminat davasının KISMEN KABULÜ ile; 1.406.713,00 TL'nin dava tarihinden itibaren (Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasının TL'ye uyguladığı yıllık en yüksek mevduat faizini geçmemek kaydı ile) avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, davacının manevi tazminat davasının KABULÜ ile; 100.000 TL'nin dava tarihinden itibaren (Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasının TL'ye uyguladığı yıllık en yüksek mevduat faizini geçmemek kaydı ile) avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, karar verilmiştir.<br>İSTİNAF: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece verilen karar usul veya yasaya aykırı olduğunu, davacının daha önce açılan başka bir dava dosyasında verilen marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet kararı örnek alarak davalı tarafından maddi ve manevi tazminat ödenmesini talep ettiğini, zamanaşımı defi taleplerinin reddedildiğini, bunun usulsüz olduğunu, müvekkili şirketin ... tescil numaralı “...” ibareli markasını TPE nezdinde 30. sınıfta tescil ettirdiğini, bu nedenle mahkeme kararıyla hükümsüzlük tarihine kadar tescilden kaynaklanan korumadan yararlandığını, bu konuda verilmiş 02.10.2013 tarihli Yargıtay HGK 2013/11-52 E. 2013/1416 K. sayılı kararı bulunduğunu, davaya dayanak olarak gösterilen kararda müvekkilin söz konusu 2000/21207 sayılı markasıyla ilgili olarak hükümsüzlük koşulları tartıştığını ve tespit edilmiş olmasına karşın müvekkilinin bu markada belirtilen “...” markalı ürünüyle ilgili olarak haksız rekabet nitelemesi bulunmadığını, bu nedenle de huzurdaki davanın haksız rekabet bakımından iddia ve savunmaları incelenmesi ve değerlendirilmesinin zorunlu olduğunu, davacının maddi ve manevi tazminat taleplerinin haksız olduğunu, talep edilen faiz türünün ve faizin başlangıç tarihinin hukuka aykırı olduğunu, karara esas alınan bilirkişi raporunda soyut formül ve hesaplamalar ile sonuca varılarak maddi tazminat hesaplandığını, manevi tazminat koşulları bulunmadığını, mahkemece kabul edilen 100.000,00TL tutarındaki manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu, davacıyı zenginleştirici nitelikte manevi tazminata hükmedilemeyeceğini, dava konusunun haksız fiile dayalı olması nedeniyle yasal faiz uygulanması gerektiğini, kararda avans faizi olarak hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olduğunu, faiz başlangıç tarihinin de yasaya aykırı olduğunu,  ıslah edilen tutar bakımından ıslah tarihi dikkate alınması gerektiğini, mahkemece dava tarihi dikkate alındığını tüm bu nedenlerle mahkeme kararının kaldırılmasını davanın reddini istinaf isteminin kabulünü talep etmiştir. Davacı vekili katılma yoluyla istinaf dilekçesinde özetle; Davalı yanın haksız ve hukuki dayanaktan yoksun istinaf taleplerinin REDDİNE, İstanbul 2. FSHHM'nin 27.12.2019 tarih, 2016/42 E. ve 2019/570 K. sayılı kararında yer alan kısmi ret kararı nedeniyle söz konusu kararın kaldırılmasını, davalarının tümden kabulü ile vergi öncesi net kar dikkate alınarak 1.617.570,00 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi tazminatın, haksız rekabetin işlemeye başladığı 31.07.2003 tarihinden itibaren, merkez bankasının Türk Lirasına uygulamış olduğu senelik en yüksek mevzuat faizi ile birlikte davalıdan alınarak müvekkiline verilmesini talep etmiştir. İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Davanın konusu, davalının \"...\" üçlü ürün ambalajları ile müvekkili aleyhine haksız rekabet oluşturması sebebiyle TTK 56.mad.uyarınca ilk tespit edilen kullanım tarihi 2003 yılından itibaren maddi ve manevi tazminatın Merkez Bankasının Türk Lirasına uygulamış olduğu, en yüksek mevduat faizi ile birlikte davalıdan  tahsili talep ve dava edilmiştir. İş bu davaya dayanak davacısı \"...\" ve davalısı \"... Tic. A.Ş.\" olan İstanbul 1. FSHHM'nin 2003/799 esas sayılı davasında yer alan taleplerden ikisi davalı adına tescilli olan ... nolu şekil marka tescilinin MarKHK m. 8/3 uyarınca hükümsüzlüğü; davalının \"...\" markalı ürün ambalajının davacının \"...\" ürün ambalaj kompozisyonunu hiçbir teknik gereklilik olmaksızın iltibas oluşturduğunun ve haksız rekabet durumunun tespiti talepleridir. Mahkeme 24/04/2007 gün 2003/799 E. 2003/52 K. sayılı kararında: Hükümsüzlüğü talep edilen ... tescil nolu markadaki vurgulayıcı kısmın aşikâr şekilde davacının daha önce piyasada tanıttığı ambalajın neredeyse ayniyet düzeyinde hazırlanan şekil kısmından oluştuğu gerekçesiyle davalı markasının hükümsüzlüğüne; davalı şirketin ... markalı ürün ambalajında davacının ... ürün ambalajını ve kısmen yasaya aykırı şekilde gerçekleştirdiği  tescilini de kapsayacak şekilde ancak renk ve sunuş itibariyle tescilden farklı olarak davacının ürünüyle kopyaya yakın düzeyde renk ve kompozisyon benzerliği yaratılmak suretiyle ürünlerin, birbirinden ayırt edilemez şekilde ambalaj ve kompozisyonla sunulduğu; davalının tescil ettirdiği marka içeriğini de aşarak davacının ürün ambalajını renk, motif, çizgi yönünden tüm detayları ile taklit ettiği gerekçesiyle TTK m. 57, Paris Konvansiyonu 2. maddesi ve 10. maddesinin 2 ve 3/1 fıkraları gereğince haksız rekabet oluşturduğunun tespitine karar vermiştir. Yargıtay 11. HD'nin 03/07/2009 tarih 2007/12056 esas 2009/8227 sayılı kararı ile mahkeme kararının kısmen bozulmasına karar vermiştir. Ancak, yerel mahkemenin kararları yönünden temyiz itirazları reddedilmiş; aynı dairenin 12/02/2010 tarih ve 2009/14114 esas 2010/1609 sayılı kararı ile karar düzeltme talepleri de reddedilmiştir. Bozma ilamında bilirkişi raporunda sadece ürün ambalaj kompozisyonları yönünden karşılaştırma yapıldığı  davalı tasarımları tescil edildikleri haliyle yada tescil edildiklerinden farklı bir şekilde kullanıldıklarına ilişkin bir değerlendirme yer almadığından mahkemece bilirkişiden ek rapor alınmak suretiyle karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir. (İstinafa konu kararda \" Davalının ... tescil nolu markasının hükümsüzlük kararı ve \"...\" markalı ürünlerinin tescilli marka ve tasarımlara konu şekillerden farklı kullanılması sebebiyle davacının \"...\" ürün ambalaj kompozisyonu aleyhine haksız rekabet yaratmakta olduğuna dair karar kesinleşmiştir. İŞ BU DAVANIN DAYANAĞI DA BU TESPİT HÜKMÜ\"  olduğu belirtilmiştir.Yargıtay bozma ilamı üzerine  2010/94 E. 2012/222 K.sayılı karar ile haksız rekabet oluştuğunun açık olduğu, bu hususların bilirkişi raporunda tartışıldığı, davalı tarafın bilirkişi raporuna itirazları haklı bulunmayarak kesinleşen konularda yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığını, ... nolu tasarımın 1 ve 2 nolu tasarımları için verilen önceki karar kesinleştiğinden bu tasarımlar yönünden yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına, ... nolu tasarımın 3 ve 4 nolu tasarımları yönünden dava tarihi itibariyle dava açılma şartı oluşmadığından talebin reddine, ambalajlar yönünden farklı kutu ile selefonlu pakete ilişkin karar bozma kapsamı dışında kalıp kesinleştiğinden yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına, ... nolu tasarımın 1,2,3 9 nolu tasarımlar bakımından davanın reddine davalı tarafın ... 20 li 30 lu 35 li kutu ambalajlarında davalının tescilinden farklı olarak davacının ambalajlarında iltibas oluşturabilecek şekilde kullanması sebebiyle bu tasarımı kullanmasının önlenmesine karar verilmiş olup iş bu kararın Yargıtay 11. HD'nin 05/12/2013 tarih 2013/5927 esas 2013/22178 karar sayılı kararı ile onandığı, Yargıtay 11. HD'nin 18/03/2014 tarih 2014/1993 esas 2014/5274 karar sayılı karar düzeltme talebinin reddi ile  18/03/2014 tarihinde kesinleştiği görülmüştür. Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılmış, 19/04/2017 tarihli Doç.Dr. ..., ... ve ...'e ait bilirkişi heyet raporunda özetle; ... tescil no.lu \"...\" markasının 30.sınıfta davacı adına tescil edilmiş olduğu, ... tescil nolu \"...\" markasının 30.sınıfta \"Dolgulu kaplamalı gofret; çikolata\" emtiaları için davalı adına tescil edilmiş olduğu; ancak mahkeme kararı ile markanın hükümsüzlüğüne karar verilmiş ve marka tescilinin müddet olduğu, İstanbul 1. FSHHM’nin 2003/799 esas sayılı kararı ile ... nolu şekil marka tescilinin MarKHK m. 8/3 uyarınca hükümsüzlüğüne karar verilmiş olduğu, yerel mahkemenin bu yöndeki kararına yapılan temyizin Yargıtay 11. HD’nin 03/07/2009 tarih 2007/12056 esas 2009/8227 karar sayılı kararı ile reddedilmiş olduğu ve aynı dairenin 12/02/2010 tarih ve 2009/14114 esas 2010/1609 sayılı kararı ile karar düzeltme talebi reddedilerek 12/02/2010 tarihi itibariyle mahkeme kararının kesinleşmiş olduğu, markanın hükümsüzlüğü kararı kesinleşmiş olmasına rağmen davalının markayı kullanmaya devam ettiği hususunun dosya kapsamında ihtilafsız olduğu, davalı şirketin 12/02/2010 tarihinde kesinleşmiş yargı kararına rağmen \"...\" üçlü ürün ambalajlarını hâlihazırda kullanmaya devam etmesinin davacının emeğinden haksız faydalanma olarak TTK m. 54 ve TTK m. 55/l-a/4 uyarınca haksız rekabet kapsamında değerlendirilebileceği, haksız rekabet devam ettiği müddetçe zamanaşımı süresi dolmayacağı, taraflar arasında yargılama süreci ve dava sonunda davalının haksız rekabet fiilini işlediği mahkeme kararı ile de tespit edilmiş olmakla davalı iyiniyetli olarak nitelenemeyeceğinden sessiz kalmak suretiyle hak kaybı durumunun somut olay bakımından gerçekleşmediği, mevcut verilere göre haksız rekabette davacının talep edebileceği maddi tazminatın 350.000-500.000 TL arasında olabileceği, takdir olunacak miktara 19/02/2006 tarihinden itibaren Merkez Bankası değişken reeskont oranlarında faiz hesaplanması gerektiği belirtilmiştir. 20/03/2018 tarihli ... ve ...'a ait ek raporda özetle; davalının elde ettiği kazanca göre davacıya ödeyeceği tazminat hesabının 2006-2016 yıllarını kapsadığı, davalının 2006-2009 yılları arasındaki tüm satış faturalarının zayi olması nedeniyle mevcut bulunmadığı (vergi iadesi incelemesi nedeniyle vergi dairesine verilmiş ve sadece yurtdışıdışı satışlara ait bir kısım faturalar hariç), davalı genel satış hacminin yüksekliği nedeniyle 600-Yurtiçi Satışlar ve 601-Yurtdışı Satışlara ait defteri kebir sayfalarından 2010-2016 (19/02/2016) arasında 100.000 civarında faturanın/defteri kebir sayfasının söz konusu olduğu ve bu faturaların da tasnif edilmemiş olması nedeniyle tam olup olmadığının bilinmediği ve faturalara göre bir incelemenin aylar sürecek bir çalışmayı gerektireceği ve de 2006-2009 arası 4 yıllık dönemi eksik olacağından sağlıklı ve net bir sonuçta veremeyeceği, her ne kadar keşif tutanağında ticari defter ve faturalara dönük bir incelemeden söz edilmiş ise de, 4 yıllık faturaların mevcut olmadığına dair Mahkeme kararı olduğunun bilâhare bildirilmesi nedeniyle fatura incelemesinin kesin sonucu veremeyeceğinin anlaşılması, eldeki faturaların da tasnif edilmemiş olması nedeniyle bunların da tam olup olmadığının bilinmemesi ve de kesin sonuç veremeyecek faturalara dönük incelemenin, aylar alabileceği ve bunun da bilirkişi incelemesi sınırlarını fazlasıyla aştığı dikkate alınarak, muhasebe sistemine göre mamul stok hareketlerinden bir sonuca varılması tercihine gidilmesinin yerinde olacağı, faturalar için dikkate alınacak dönem olan 2010-2015 dönemine ilişkin davalının mamul stok hareketleri listelerinden hareketle, davalının dava konusu ürün satış tutarlarının stok devir hızına göre hesaplanmasının mümkün olduğu gözetilmiş ve bu önemli ve geçerli muhasebe kuralına göre yapılan hesaplamada davalının dava konusu ürün satışından 2010- 2015 arası dönemde toplam 1.246.307,00 TL net kar elde ettiğinin hesaplanabildiği, bu tutara genel stok devir hızına göre 2009 yılı için hesaplanan 55.137,00 TL, 2008 yılı için de 16.808,00 TL ve ortada hiçbir veri olmadığından kıyasen 2007 için 10.000,00 TL, 2006 için de 7.500,00 TL olmak üzere davacının davalıdan talep edebileceği maddi tazminat tutarının 1.335.752,00 TL olabileceği, belirtilmiştir. 26/07/2019 tarihli ..., ..., ... ek raporda özetle;  20/03/2018 tarihli ek raporunda 2008 yılı satış tutarının hesaplanması sırasında sehven yapılan maddi hatanın düzeltilmesi ve 2008 yılına kıyasla belirlenen 2006-2007 yılları kar tutarlarının yeniden uyarlanması sonrasında; davaya konu ürün satış tutarlarına vergi öncesi kar marjlarının uygulanması sonucunda 2006-2015 yıllarında elde edilen kar tutannın 1.617.570 TL olduğu, davaya konu ürün satış tutarlarına vergi sonrası kar marjlarının uygulanması ve 2008 yılına kıyasla belirlenen 2006-2007 yılları kar tutarlarının yeniden uyarlanması sonrasında; 2006-2015 yıllarında elde edilen kar tutarının 1.406.713 TL olduğu, dava konusu ürün satışından 2006-2015 döneminde elde edilen kar tutarlarının ve buna bağlı olarak davacının davalıdan talep edebileceği maddi tazminat tutarının; vergi sonrası kar marjlarının dikkate alınması halinde 1.406.713 TL olabileceği, belirtilmiştir. Haksız rekabet, TTK m.54 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. TTK m.56 hükmüne göre, \"haksız rekabet sebebiyle müşterileri, kredisi, mesleki itibarı, ticari faaliyetleri veya diğer ekonomik menfaatleri zarar gören veya böyle bir tehlikeyle karşılaşabilecek olan kimse; a)Fiilin haksız olup olmadığının tespitini, b)Haksız rekabetin men'ini, c)Haksız rekabetin sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılmasını, haksız rekabet yanlış veya yanıltıcı beyanlarla yapılmışsa bu beyanların düzeltilmesini ve tecavüzün önlenmesi için kaçınılmaz ise, haksız rekabetin işlenmesinde etkili olan araçların ve malların imhasını, d)Kusur varsa zarar ve ziyanın tazminini, e)Türk Borçlar Kanununun 58 inci maddesinde öngörülen şartların varlığında manevi tazminat verilmesini, isteyebilir. Davacı lehine ve (d) bendi hükmünce tazminat olarak hâkim, haksız rekabet sonucunda davalının elde etmesi mümkün görülen menfaatin karşılığına da karar verebilir\". düzenlemesi yer almaktadır. TTK m.56/1-e hükmüne göre, haksız rekabet sebebiyle müşterileri, kredisi, mesleki itibarı, ticari faaliyetleri veya diğer ekonomik menfaatleri zarar gören veya böyle bir tehlikeyle karşılaşabilecek olan kimse Türk Borçlar Kanununun 58'inci maddesinde öngörülen şartın varlığında manevi tazminat verilmesini isteyebilir. TTK 'nın zamanaşımı başlıklı Madde 60-  \"56 ncı maddede yazılı davalar, davaya hakkı olan tarafın bu hakların doğumunu öğrendiği günden itibaren bir yıl ve her hâlde bunların doğumundan itibaren üç yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Şu kadar ki, haksız rekabet fiili aynı zamanda 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu gereğince daha uzun dava zamanaşımı süresine tabi olan cezayı gerektiren bir fiil niteliğinde ise, bu süre hukuk davaları için de geçerli olur. \"  düzenlemesi yer almaktadır. Somut olayda, davacı tarafın davada, davalı ürün ambalajının müvekkilinin ürün ambalajının taklidi olduğunun ileri sürüldüğü, yapılan yargılama neticesinde davacı ürününün piyasaya sunum şekli, ürün ambalajının davalı tarafça taklit edildiği, taraflar arasında görülen davada verilen ve kesinleşen mahkeme kararına rağmen davalı tarafça kullanıma devam edildiği anlaşılmakla, haksız rekabet nedeniyle davanın kabulüne karar verilmesinin yerinde olduğu anlaşılmıştır. Davalıya ait dosyaya sunulan kasa fişinden, davaya konu ürün ambalajını kullanmaya devam ettiği, TTK 60. Madde ve TTK 56. Maddeler gereğince zamanaşımı süresinin dolmadığı kanaatine varılmıştır. Bilirkişilerce yapılan tazminat hesabında, davalı tarafça yapılan davaya konu ürün satışı üzerinden hesaplama yapıldığı ancak 2006-2008 yıllarına ait envanterin ürün bazında kayıt yapılmadığı, kıyas yoluyla hesaplama yapıldığı, stok hareketlerinin çıkarılamadığı, vergi öncesi net karın bilirkişilerce 1.406.713 TL olarak hesaplandığı,  mahkemece yazılı gerekçe ile TBK 50. Maddeye göre tazminatın belirlenmesinin usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmıştır. Taraflar tacir olmakla, maddi ve manevi tazminat taleplerinin de davalının ticari faaliyetinden ve haksız rekabetinden kaynaklandığı anlaşılmakla, maddi ve manevi tazminat talepleri yönünden avans faizi işletilmesinin yerinde olduğu kanaatine varılmıştır. Tazminatın başlangıcı haksız fiil tarihi ise de, dava tarihine kadarki haksız eylem yönünden tazminat hesabı yapıldığından, mahkemece  dava tarihinden itibaren faiz işletilmesinin de usul ve yasaya uygun olduğu, davacı vekilinin faizin başlangıç tarihi ile maddi ve manevi  tazminat miktarına yönelik aksi yöndeki istinaf sebebinin yerinde olmadığı kanaatine varılmıştır. Saptanan ve hukuksal durum bu olunca; tarafların dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dosyadaki tespitlere ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla  yapılan inceleme neticesinde davalı vekilinin istinaf başvurusunun ve davacı vekilinin katılma yoluyla yaptığı istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine  karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1- Usûl ve yasaya uygun  İstanbul 2. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 27/12/2019 tarih ve 2016/42 E., 2019/570 K. sayılı kararına karşı davacı vekilinin katılma yoluyla yaptığı istinaf başvurusunun ve davalı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ayrı ayrı  ESASTAN REDDİNE, 2- 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 54,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 373,20 TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 3- 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken  102.923,56 TL nispi istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 25.730,89 TL harcın mahsubu ile bakiye 77.192,67 TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 4- Taraflarca  istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 5- İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına, 6- Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 15/02/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"6838fb6c6ba1a0fd","SID":"9817fc4540e9fb0e"}}