{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM  22. HUKUK DAİRESİ     <br><br>T.C.<br>A N K A R A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ<br>22. H U K U K   D A İ R E S İ  <br><br>ESAS NO\t: 2021/1259 \t\t       (KABUL DÜZELTEREK YENİDEN<br>KARAR NO\t: 2024/106                                    ESAS HAKKINDA KARAR VERİLMESİ)<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br>BAŞKAN\t\t: ...  (...)<br>ÜYE\t\t: ...  (...)<br>ÜYE\t\t: ...  (...)<br>KATİP\t\t: ...  (...)<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 24/06/2021<br>ESAS NO\t\t: 2018/109 E 2021/570 K<br><br>DAVACILAR\t:<br>VEKİLLERİ\t<br>DAVALI\t:<br><br>DAVANIN KONUSU\t: Menfi Tespit <br>KARAR TARİHİ\t: 16/02/2024<br>YAZILDIĞI TARİH\t: 06/03/2024<br><br>\tTaraflar arasında yukarıda bilgileri belirtilen kararın Dairemizce incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca, yapılan ön inceleme sonucu, istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği ve eksiklik bulunmadığı anlaşıldığından inceleme aşamasına geçilmiştir. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildi.<br>\tGEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ\t<br>İDDİANIN ÖZETİ<br>Davacılar vekili; taraflar arasındaki et alış verişinin açık hesap yöntemi ile yürütüldüğünü,  davalının müvekkillerinden \"teminat olarak\" aldığı 7 adet senedin sonradan davalı tarafından üzerine keşide tarihi, vade tarihi ve borç miktarı yazılmak suretiyle; 3 tanesinin Ankara 20.İcra Müdürlüğünün 2016/4016 sayılı dosyası üzerinden 22.02.2016 tarihinde, 4 tanesinin de yine Ankara 20.İcra Müdürlüğünün 2016/12796 sayılı dosyası üzerinden 14.06.2016 tarihinde icra takibine konulduğunu, bonoların tamamının tanzim tarihinin aynı gün olduğunu, toplam bedeli 650.000,OO.TL olan 7 adet bononun vade tarihlerinin ise tanzim tarihinden 5 gün sonra başlayıp 14 gün sonra bittiğini, 3 adet bononun vadesinin de aynı gün olarak yazıldığını, tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde müvekkillerinin davalıyla aralarındaki ticari ilişkinin teminatı olarak ve boş olarak keşide edip verildiğini,  7 adet bononun davalı tarafından taraflar arasında ki anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğunun anlaşıldığını, müvekkili şirketin  ticari defterlerinde  dava tarihi itibariyle  davalıya 22.438,00.TL borcu bulunduğunu, bu  borcun kaynağının da müvekkili şirket yetkililerinin davalıya elden yaptığı ödemelerin ticari defterlerinde davalı lehine alacak olarak görünmesi olduğunu, aslında müvekkili şirketin böyle bir borcunun dahi bulunmadığını, icra takip tarihinden sonra da davalının müvekkili şirkete  kuzu eti satıp teslim ettiğini, sözde müvekkil şirketten 300 bin lira vadesi geçmiş alacağı varken ve icra takibi de derdest iken et satmaya devam ettiğini, ilk icra takibinden sonra sattığı 50 .000,00 TL  et ve ikinci icra takibinden sonra sattığı yaklaşık 165.000,00 TL  bedelli etin toplam değerinin 210 bira civarında olduğunu, hiçbir ticaret ehli kişinin, muaccel 650 bin lira alacağı olan kişiye mal veya hizmet satmayacağını, davalının başlattığı icra takipleri sayesinde taraflar arasında ki ticari münasebeti tamamen kendi lehine oluşturduğu şartlar ve istediği fiyatlar üzerinde kurgulayıp yönetmeye başladığını, davalının haksız ve kötü niyetli olduğunu belirterek Ankara 20.İcra müdürlüğünün 2016/4016 ve 2016/12796 sayılı icra takip dosyalarının dayanağı olan 7 adet bononun kambiyo senedi vasfında olmaması sebebiyle iptaline, bu taleplerinin kabul görmemesi halinde müvekkillerinin takip nedeniyle borçlu olmadıklarının tespitine, her iki takibin ayrı ayrı iptaline, haksız ve kötüniyetli icra takibi sebebiyle davalının %40 tan aşağı olmamak üzere tazminat ile mahkumiyetine, takiplerin durdurulmasına karar verilmesini talep ve dava  etmiştir.<br>SAVUNMANIN ÖZETİ<br>Davalı vekili; taraflar arasında uzun yıllara yayılan bir ticari ilişki bulunduğu üzerinde çekişme olmadığını, taraflar arasında kurulan anlaşma kapsamında, müvekkilinin davacılara et sattığını, taraflar arasındaki sözleşme gereği alınmış bir teminat senedi bulunmadığını, ispat yükünün somut olaydaki emre muharrer senedin aslında teminat senedi olduğunu iddia eden davacıların üzerinde olduğunu, davacıların bu iddialarını ancak yazılı delille ispatlayabileceklerini, dava konusu bonoların üzerinde teminat senedi olduklarına ilişkin hiçbir kayıt bulunmadığını, senetlerin teminat olarak verildiğine dair bir tutanak ya da bir sözleşme hükmü de mevcut olmadığını, davacılar mal aldıkça müvekkiline daha düşük bedelli ve vadeleri zamana yayılmış bulunan senetler verdiklerini bu senetlerin bir kısmını zamanında ödeyemediklerini, ödenmeyen senetlerin, tarafların borcun tecdidi konusunda anlaşması sonucu davacılara teslim edildiğini ve yeni tarihli, kısa vadeli büyük tutarlı senetler alındığını, davacıların senetlerdeki vade ve tutarlara yönelik iddialarının yerinde olmadığını, icra takiplerinin başlamasından sonra davacılara herhangi bir şekilde et satışı yapılmadığını bildirerek davanın reddine, müvekkili lehine tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ<br> Mahkemece; taraflar arasında et satımı konusunda süre gelen bir ticari ilişki bulunduğu konusunda uyuşmazlık bulunmadığı, uyuşmazlık takip dayanağı senetlerin et satım sözleşmesinin teminatı olarak verilip verilmediği, senetlerin imza haricindeki bölümlerin davalı tarafından anlaşmaya aykırı doldurulup doldurulmadığı, davacı tarafın senetlerden dolayı borçlu olup olmadığı, huşuna ilişkin olduğu, dava konusu bonoların davalı kayıtlarında da avans veya teminat olduğuna ilişkin kayıt mevcut olmadığı, dava konusu bonoların teminat karşılığı verildiğine ve alındığına ilişkin taraf defterlerinde kayıt bulunmadığı, dava konusu bonolar üzerinde veya farklı bir yazılı belge ile bonoların teminat bonosu olduğuna dair belge bulunmadığı, taraflar arasında 2012 yılından bu yana et alım satım ilişkisine dayalı ticaretin olduğu, her iki tarafın ticari defterlerinin incelemesinde taraf kayıtlarının örtüşmediği, davacı kayıtlarında davalıya 21.690,25 TL borçlu olduğu, davalı ticari defterlerinde ise davalının davacıdan 249.434,68 TL alacaklı olduğunun tespit edildiği,  icra takiplerinin dayanağı olan 7 adet senedin tarafların ticari defter ve kayıtların da  kayıtlı olmadıkları, senetler üzerinde teminat senedi olduğuna ilişkin herhangi bir kaydın mevcut olmadığı, senetlerin et satım sözleşmesinin teminatı olarak verildiğine ilişkin belge sunulmadığı, takip dayanağı senetler nedeniyle davacıların borçlu olmadığına, senetlerin teminat senedi olduğuna, anlaşmaya aykırı olarak doldurulup bono vasfı kazandırıldığına ilişkin iddialarını ispat yükünün davacı tarafta olduğu, davacı tarafın sunmuş olduğu delillerle iddiasını kanıtlayamadığı, davacılar vekiline yemin delili hatırlatıldığı, davacılar vekilince yemin delilinden vazgeçildiğinin bildirdiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hükme karşı davacılar vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ<br>Davacılar vekili; taraflar arasında et alım satım ilişkisi bulunduğunu, bu ilişki kapsamında teminat olarak verilen senetlerin eksik unsurlarının sonradan anlaşmaya aykırı doldurularak icra takibine konu edildiğini, tarafların ticari defter kayıtlarının bu durumu doğruladığını, belirterek ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.<br>UYUŞMAZLIK KONUSU OLAN HUSUSLAR<br>Uyuşmazlık; takip dayanağı senetlerin et satım sözleşmesinin teminatı olarak verilip verilmediği, senetlerin imza haricindeki bölümlerin davalı tarafından anlaşmaya aykırı doldurulup doldurulmadığı, davacı tarafın senetlerden dolayı borçlu olup olmadığı, hususuna ilişkindir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE<br> Dava, açığa imzalı olarak ticari ilişki kapsamında nakden ihdaslı senetlerin davalıya teminat olarak verildiği anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu ve bedelsiz olduğu iddiasına dayalı olarak açılan menfi tespit davasıdır.<br>İnceleme, 6100 sayılı HMK’nin 355. maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle sınırlı, ancak kamu düzenine ilişkin nedenler resen göz önünde tutularak yapılmıştır.<br>Ankara 20.İcra müdürlüğünün 2016/4016 sayılı dosyasında; davalı tarafça, 31.01.2016 tanzim tarihli 14.02.2016 vade tarihli, 100.000,00 TL bedelli 3 adet bono ya dayalı olarak ferileriyle birlikte toplam 301.491,78 TL nin davacılardan tahsili için  kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip başlatılmış olduğu anlaşılmıştır.<br>Ankara 20.İcra müdürlüğünün 2016/12796  sayılı dosyasında; davalı tarafça, 31.01.2016 tanzim tarihli 05.02.2016 vade tarihli 100.000,00 TL, 31.01.2016 tanzim tarihli 07.02.2016 vade tarihli 50.000,00 TL, 31.01.2016 tanzim tarihli 08.02.2016 vade tarihli, 100.000,00TL, 31.01.2016 tanzim tarihli 11.02.2016 vade tarihli 100.000,00 TL bedelli 4 adet bonoya dayalı olarak ferileriyle birlikte toplam 362.022,60 TL nin davacılardan tahsili için kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile  takip başlatılmış olduğu anlaşılmıştır.<br>Her iki takip dayanağı senetlerde, senet borçlularının davacılar, senet lehtarının davalı olduğu, senet metinlerinde, düzenleme yeri, düzenleme ve vade tarihi ile senet bedellerinin yazılı olduğu, senetlerin nakden ihdas edildiği kambiyo senedi niteliğinde oldukları anlaşılmıştır.<br>Dava konusu senetlerde‘’nakden’’ kaydı bulunduğu halde, davacılar senetlerin teminat amacıyla, davalı ise cevap dilekçesinde senetlerin mal alışverişi karşılığında düzenlendiğini kabul etmiştir. Senetlerin  nakden düzenlenmediği hususu her iki tarafın da kabulündedir.<br>Öncelikle alacağın dayanağını teşkil eden kambiyo senetlerinin  ve bu senetlerde  yer alan bedel kaydının hukuksal anlamını irdelemekte yarar vardır.<br>Bütün mücerret alacaklarda olduğu gibi kambiyo senedi alacağı da kural olarak uygun bir asıl borç ilişkisine, bir illi ilişkiye dayanır. Bir kambiyo senedi düzenleyip veren ve bu senedi alan herkes, bütün hukuki işlemlerin yapılmasına temel teşkil eden bir gayeye ulaşmak istemektedir. İşte bu gaye bir kambiyo senedinde mündemiç hakkın doğumu ve devri açısından hukuki sebebi teşkil eder. Kambiyo senedi düzenlenmesi dolayısıyla ortaya çıkan ilişki “kambiyo ilişkisi” ismiyle anılmaktadır. Kambiyo senedi vermek suretiyle borç altına giren borçlu “kambiyo taahhüdü”nde bulunmuş olur. Kambiyo ilişkisinin altında esas itibariyle bir asıl /temel borç ilişkisi vardır. Kambiyo senedinden kaynaklanan talebin geçerliliği, temel ilişkiden kaynaklanan temel talebin ve bununla ilgili olarak taraflar arasında varılmış amaca ilişkin mutabakatın geçerliliğinden tamamen bağımsızdır. Kambiyo senedinden doğan talep hakkına kambiyo hukuku, temel talebe ise bu talebin ait olduğu hukuk kuralları uygulanır.<br>Bu genel açıklamadan sonra hemen belirtelim ki, bono, ödeme vaadi niteliğinde bir kambiyo senedidir. Bu nedenle bonoyu düzenleyen, asıl borçlu durumundadır. Bonoda şekil şartları; “Bono” ya da “Emre Muharrer Senet” ibaresi, kayıtsız şartsız bir bedel ödeme vaadi, vade, ödeme yeri, lehtar, keşide yeri ve tarihi, keşidecinin imzasıdır. Zorunlu şartlardan biri eksik olduğu takdirde, senedin bono niteliği kaybolur.  Bunlardan vade ve ödeme yeri esaslı şekil şartlarından değildir.<br>Sayılan zorunlu şekil şartlarının yanında seçimlik şartlar da vardır. Bonoya isteğe bağlı olarak, faiz, bedelin nakden yada malen alındığı veya yetkili mahkeme kayıtları da konabilir (Poroy,R.: Kıymetli Evrak Hukuku Esasları 11. Bası, İstanbul 1989, s. 237 vd.).<br>Yerleşik Yargıtay içtihatları ve öğretide kabul edildiği üzere, bonolara özgü seçimlik unsurlardan biri de temel borç ilişkisinden kaynaklanan borcun dayandığı nedenin gösterilmesine yönelik “bedel kaydı”dır. Yinelemek gerekirse “bedel kaydı” kambiyo senedinin ihtiyari kayıtlarındandır. Bu kayıt keşidecinin (borçlunun), senedin lehdarından (alacaklıdan) karşı edayı aldığını ispata yarar. Aslında kambiyo senetleri hukuku yönünden bu kayıtların bir anlamı ve önemi yoktur. Çünkü kambiyo senedinin düzenlenmesiyle, mücerret bir borç ilişkisi yaratılmaktadır. Bu nedenle de karşı edimin elde edilip edilmediğinin önemi de bulunmamaktadır. Temel borç ilişkisinin bir sözcükle senede yansıtılması şeklinde ortaya çıkan bedel kaydının varlığı ya da yokluğu senedin bono niteliğini etkilemez. Bedel kayıtları daha çok keşideci ile lehdar arasındaki iç ilişki yönünden ve ispat konusunda önem taşır. Kişisel defi nedenlerinin varlığının kanıtlanmasını kolaylaştırır.<br>Sözü edilen kayıtlar özellikle ispat hukuku açısından ilgilileri bağlayıcı niteliktedir. Bedel kaydı içeren bononun lehdarı, artık senedin “kayıtsız ve koşulsuz bir borç ikrarı olduğu” yolundaki soyutluk kuralına dayanamayacaktır.<br>Borç ikrarını içeren bir belge aleyhine kanıt sunulabilir. Ancak; ikrar borcun nedenini içeriyorsa, sadece bu nedenin gerçekleşmediğinin kanıtlanması gerekir.<br>Bono, bağımsız borç ikrarını içeren bir senettir. Bu nedenle bir illete bağlı olması gerekmez ve kural olarak ispat yükü senedin bedelsiz olduğunu ileri süren tarafa aittir. Ancak senette borcun nedeni “mal” ya da “nakit” olarak belirtilmişse, davacının yazılı borç sebebine dayanmaya hakkı olacağından, ispat yükü bunun aksini ileri süren tarafa ait olacaktır (HMK’nın m. 191/1, TMK m. 6). Eğer yanlardan biri senet metninde yazılı kaydın doğru olmadığını söylüyorsa, buna senedin talili denmektedir. Bu anlamda talil senet metninde açıklanan düzenleme (ihdas) nedenine aykırı beyanda bulunma anlamına gelmektedir ve bu hâlde ispat yükünün kaydın aksini iddia edene ait olacağında kuşku bulunmamaktadır.<br>Bonoda yazılı bulunan bedel kaydının hem borçlu hem de alacaklı tarafından talil edilmesi hâlinde ispat yükünün hangi tarafta olduğu hususu da üzerinde durulması gereken önemli bir konudur. Bonodaki bedel kaydının her iki tarafça talil edilmesi hâlinde ispat yükü borçlu üzerindedir. Diğer bir ifade ile bu durumda ispat yükü yer değiştirmez. HMK’nın 191. maddesinin 2. fıkrası ve TMK’nın 6. maddeleri uyarınca borçlunun bononun bedelsiz olduğunu ispat etmesi gerekir.<br>Hemen burada, menfi tespit (borçsuzluğun tespiti)  konulu eldeki davada ispat yükünün özellikleri üzerinde de durulmalıdır.<br>2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesi gereğince borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığını ispat için menfî tespit davası açabilir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur (TMK m. 6 m.).<br>İspat yüküne ilişkin bu genel kural, menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir.<br>Menfi tespit davasında borçlu ya borçlanma iradesinin bulunmadığını ya da borçlanma iradesi bulunmakla birlikte daha sonra ödeme gibi bir nedenle ortadan kalktığını ileri sürebilir. Borçlu borcun varlığını inkâr ediyorsa, bu durumlarda ispat yükü davalı durumunda olmasına karşın alacaklıya düşer. Borçlu varlığını kabul ettiği borcun ödeme gibi bir nedenle sona erdiğini ileri sürüyorsa, bu durumda doğal olarak ispat yükü kendisine düşecektir.<br>Görülmektedir ki, menfi tespit davasında kural olarak, hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü davalı/alacaklıdadır ve alacaklı hukuki ilişkinin (borcun) varlığını kanıtlamak durumundadır. Borçlu bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmiş, ancak bu hukuki ilişkinin senette görülenden farklı bir ilişki olduğunu ileri sürmüşse bu kez, hukuki ilişkinin kendisinin ileri sürdüğü ilişki olduğunu ispat külfeti davacı borçluya düşmektedir. Zira davacı borçlu, senedin varlığını  kabul etmekle birlikte bir hukuki ilişkiye dayanmadığını değil, başka bir hukuki ilişkiye dayandığını ileri sürmekte; temelde bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmektedir.<br>Somut olaya gelince; dava, kambiyo senetlerinden dolayı borçlu olunmadığının saptanması istemine ilişkin olduğuna göre, konunun hem kambiyo hem de ispat hukuku açısından ve yukarıdaki açıklamaların ışığında ele alınması gerekir.<br>Dava konusu bonolarda davacılar keşideci, davalı lehtar olup, ihdas nedeni olarak “nakden” kaydı bulunmaktadır.<br>Davacılar, taraflar arasında et alışverişi nedeniyle bir ticari ilişki bulunduğunu, nakden  kayıtlı senedin bedelsiz olduğunu, dava dilekçesinde açıklandığı üzere nakit borç karşılığı düzenlenmediğini teminat olarak verildiğini ileri sürerek menfi tespit isteminde bulunmuş, davalı ise cevap dilekçesinde senedin ticari ilişki kapsamında mal alımı nedeniyle düzenlendiği şeklinde beyanda bulunmuştur.<br>Yukarıda da ifade edildiği üzere bono bağımsız borç ikrarı içeren bir senet olup, senette bedel kaydının mevcut olması hâlinde ispat yükü kaydın aksini savunan tarafa aittir. Somut olayda ise her iki yanın bonoların nakden  karşılığı olmadığına dair beyanları karşısında senedin her iki tarafça da talil edildiğinin kabulü zorunludur ve bu durumda TMK’nın 6. ve HMK’nın 191. maddesi uyarınca ispat yükünün davacılar senet borçlusunda olduğu yolundaki genel kuralın yer değiştirmeyeceği ve davacıların senedin bedelsiz olduğunu teminat olarak düzenlendiğini ve bedelinin ödendiğini ispatlaması gerektiği kabul edilmelidir.<br>O hâlde açıklanan nedenlerle mahkemece, ispat yükü kendisinde olan davacılara (senet borçlusuna)  bu iddiasını kanıtlayabilmesi için olanak verilip, tüm delilleri toplanıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, her iki tarafında senedin ihdas nedenini talil ettiği,  çifte talil nedeniyle  ispat yükünün davacılarda olduğu davacıların iddiasını usulüne uygun yazılı delillerle ve incelenen ticari defter kayıtlarıyla senetlerin avans ya da teminat olarak verildiğinin ve bedelsiz olduğunun kanıtlanamadığı davacıların  iddiasını ispat noktasında davalıya yemin teklif etme hakkını da kullanmadığı, gerekçesiyle davanın reddine şeklinde hüküm kurması gerekirken bu husus üzerinde hiç durulmamıştır.<br>Bu durumda Dairemizce, HMK'nın 353/1-b-2.maddesine göre, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığından mahkemenin gerekçesi yönünden hata edildiğinden \"gerekçe düzeltilerek ve değiştirilerek yeniden esas hakkında\" karar verilmesi gerekmiştir. Davacılar vekilinin istinaf isteminin mahkemenin gerekçesine yönelik olarak kabulü ile,  HMK'nın 353/1-b-2.maddesi gereğince, ilk derece mahkemesinin gerekçesi düzeltilerek Dairemiz gerekçesinde yer alan nedenlerle yeniden esas hakkında hüküm tesisine karar vermek  gerekmiştir.<br>HÜKÜM :Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun KISMEN KABULÜ ile;<br>2-Ankara 11. Asliye Ticaret Mahkemesi 2018/109 Esas 2021/570 Karar ve 24/06/2021 Tarihli kararının HMK 353/1-b-2 maddesi gereğince DÜZELTİLEREK YENİDEN ESAS HAKKINDA KARAR VERİLMESİNE,<br>3-a)Davanın  REDDİNE,<br>\t\tb)Alınması gereken 59,30 TL  harçtan peşin alınan 11.100,38 TL harçtan mahsubu ile kalan 11.041,08 TL harcın kararın kesinleşmesinden sonra talebi halinde davacı tarafa iadesine, <br>\t\tc)Davacılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerilerinde bırakılmasına,<br>\t\td)Davalı tarafından yapılan 38,73 TL yargılama giderinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine,<br>\t\te)-AAÜT uyarınca belirlenen 49.550,00 TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak kendisini vekille temsil ettiren davalıya verilmesine,<br>\t\tf)HMK 333. maddesi uyarınca artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine, <br>                 İstinaf aşamasında yapılan harç ve masraflar yönünden ;<br>          4-İstinaf kanun yoluna başvuran davacı tarafından yatırılan istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,<br>          5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,<br>          6-HMK'nin 333.maddesi gereğince gider avansından kalanının karar kesinleştiğinde yatırana  iadesine,<br>          7-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>Dair dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda 361/1. maddesi gereğince kararın tebliği tarihinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde kararı veren Bölge Adliye Mahkemesi ya da buraya gönderilmek üzere temyiz edenin bulunduğu yer Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi veya İlk Derece Mahkemesine verilecek dilekçe ile Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 16/02/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi. \t\t<br><br>Başkan...<br>   e-imzalıdır<br><br>Üye...<br>  e-imzalıdır <br><br>Üye...<br>   e-imzalıdır<br><br>Katip...<br>  e-imzalıdır <br><br><br><br><br><br><br><br>  NOT: BU BELGE ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, AYRICA FİZİKİ OLARAK İMZALANMAYACAKTIR.<br> \"5070 sayılı Kanun m. 5 ve 6098 sayılı TBK m. 15. uyarınca elektronik imza ile oluşturulan belgeler elle atılan fiziki imza ile aynı sonucu doğurur.\" <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"f49dc14e82a12cdf","SID":"4f3b31f9a6724eff"}}