{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\"><br>T.C.<br>DİYARBAKIR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  6. HUKUK DAİRESİ<br><br><br>DOSYA NO: 2024/108 <br>KARAR NO\t: 2024/541<br><br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A <br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ  K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t:DİYARBAKIR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>DAVANIN KONUSU\t:Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan)<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>KARAR TARİHİ\t:15/02/2024<br><br>Taraflar arasında görülen davada Mahkemece verilen kararın istinaf incelemesi davacı vekili tarafından istenmiş, 6100 sayılı HMK’nın 353. maddesi gereğince tetkikatın evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları, tüm belgeler okunup incelendikten sonra, gereği görüşülüp düşünüldü:  <br><br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:<br>Davacı vekili; davalının, dava konusu çeki haksız olarak elinde bulundurmakta olduğunu, davaya konu çekteki imzanın müvekkili şirket yetkilisine ait olmadığını, davalının çekten kaynaklanan taleplerini davacıya yöneltemeyeceğini, davacı ile davalı arasında herhangi bir ticari ilişki bulunmadığını, davalı ile davacı arasında borç ilişkisi bulunmadığını, aksini ispat yükü davalıda olduğunu, uygun bir teminat karşılığı çekteki imzaların davacı şirket yetkilisine ait olmaması sebebiyle ödenmemesi yönünde bankaya müzekkere yazılmasına ve takibe konulması durumunda durdurulması yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesi talep edilmiştir.<br><br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: .<br>Mahkemece yapılan yargılama neticesinde; 6100 sayılı HMK 209. maddesinde adi senede ilişkin düzenleme mevcut olup, kambiyo vasfına haiz senetler yönünden uygulanmasının mümkün bulunmadığı, imza inkarına yönelik imza sirküleri dışında dosyaya somut başka herhangi bir delilde sunulmadığı, davaya konu çek üzerindeki imzanın davacı şirket yetkilisine ait olmadığının ilk bakışta anlaşılamadığı, uyuşmazlığın yargılamayı gerektirdiği, bu haliyle yaklaşık ispat koşulunun sağlanmadığı gerekçesiyle talebin reddine karar verilmiştir.  <br>Karara karşı, davacı vekili tarafından  istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.<br><br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:<br>İstinaf kanun yoluna başvuran davacı vekili; yaklaşık ispata yarayacak her türlü delilin dava dilekçesi ile birlikte sunulduğunu, Mahkemenin kurum ve kuruluşlardan imza örneklerini resen toplamadığını, tedbirin uygulanmamasının çekin yazılması ve şirketin itibarının bitmesi sonucunu doğuracağını, HMK’nın 209.maddesinin genel nitelikte bir düzenleme olduğunu ve kambiyo senetleri içinde kıyasen uygulanacağını, ihtiyati tedbir verilmemesinin Anayasa’ya aykırı olduğunu beyan ederek istinaf isteminde bulunmuştur.<br><br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER VE  GEREKÇE:<br>6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca, istinaf sebepleri ve kamu düzeni ile sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda;<br>Dava, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (\"İİK\") m. 72 hükmü uyarınca icra takibinden önce açılan menfi tespit istemine ilişkindir.<br>Uyuşmazlık, davacının keşideci, davalının lehtar olarak yer aldığı .... keşide tarihli, .... seri numaralı ve ....TL bedelli çekteki keşideci imzasının davacı şirket yetkilisinin eli ürünü olmadığı iddiasına dayalı açılan menfi tespit davasında, çekin bankaya ibrazı halinde muhattap banka tarafından çek bedelinin davalıya ödenmemesi, çekin icra takibine konu edilmesi halinde  takibin durdurulması yönünde ihtiyati tedbir kararı verilip verilmeyeceğine ilişkindir.<br>Davacı  tarafından varlığı inkâr edilen bir hukukî ilişkinin mevcut olmadığının tespiti için açılan davaya menfi (olumsuz) tespit davası denir (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı, İstanbul 2013, s. 346). <br>Menfi tespit davası 2004 sayılı İİK'nın 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. İcra takibinden önce açılan menfi tespit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde on beşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir. İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında ise ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde on beşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesini isteyebilir.<br>Bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere menfî tespit davasında amaç, bir hukukî ilişkinin veya bir hakkın gerçekten mevcut olmadığının tespitidir.<br>Ayrıca, 6100 sayılı HMK m. 389 vd. hükümlerinde geçici hukukî himayenin bir türü olan ihtiyatî tedbirlere ilişkin düzenleme genel nitelikte olup; 2004 sayılı İİK m. 72 hükmünde menfî tespit davaları hakkındaki tedbirlerin özel olarak düzenlenmiş olması, bu davada, 6100 sayılı HMK m. 389 vd. hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmeyecektir. <br>Geçiçi hukuki koruma yargılamasını, asıl hukuki koruma yargılamasından ayıran özelliklerden biri, ispat ölçüsüdür. Kanunda açıkça öngörülmemişse ya da işin niteliği gerekli kılmıyorsa, bir davada yaklaşık ispat değil, tam ispat aranır. Çünkü hâkim, mevcut ispat ve delil kuralları çerçevesinde, tarafların iddia ettiği bir vakıa konusunda tam bir kanaate varmadan o vakıayı doğru kabul edemez. Oysa, 6100 sayılı HMK m. 390(3) hükmünde, ihtiyati tedbire karar verebilmek için yaklaşık ispat gerekli ve yeterli görülmüştür. Madde gerekçesinde ise, HMK m. 390(3) hükmündeki düşürülmüş ispat ölçüsü çerçevesinde, tam kanaat değil, kuvvetle muhtemel, yaklaşık bir kanaat yeterli görülmektedir.<br>Ancak, yaklaşık ispatla yetinilmiş olması, ispatın aranmayacağı ya da ispat kurallarının tamamen dışına çıkılacağı anlamına gelmez. Bir taraf iddiasını mahkeme önüne ne kadar inandırıcı şekilde getirirse getirsin, bu sadece bir iddiadan ibarettir. İddia edilen vakıanın sabit yani doğru kabul edilebilmesi için, ispat yükü üzerine düşen tarafın, bunu kanundaki delil sistemi içinde yine kanunun aradığı ispat ölçüsü çerçevesinde ispat etmesi gerekir. <br>Öte yandan, kambiyo senedine açılan menfi tespit davasında sahtecilik iddiasında bulunulması halinde uygulanacak hüküm, 2004 sayılı İİK’nın 72. maddesi olup 6100 sayılı HMK’nın 209. maddesinin söz konusu uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır (Aynı yönde bkz. Yargıtay 19. HD'nin 10/09/2018 tarihli, 2017/1388 E., 2018/3978 K. sayılı; Yargıtay 12. HD'nin 30/04/2018 tarihli, 2016/31754 E., 2018/3908 K. sayılı kararları). Borçlunun sahtelik nedenine dayalı olarak açtığı menfi tespit davası, 2004 sayılı İİK'nın 72. maddesi kapsamında bir dava olup, anılan maddedeki usule göre mahkemeden alınacak ihtiyati tedbir kararı ile icra takibi durdurulabilir. Sahtelik nedeniyle açılan menfi tespit davası gibi, cumhuriyet savcılığına aynı nedenle yapılan şikayet ve ceza mahkemesinde açılan dava da kendiliğinden icra takibini durdurmaz ve bekletici mesele yapılamaz. Ancak cumhuriyet savcılığı veya ceza mahkemesince tedbir kararı verilirse icra takibi durdurulabilir. Yukarıda açıklanan ilke ve kurallar ışığında, takibin kesinleşmesi öncesi veya sonrasında takibe konu senedin sahteliğinin iddia edilmesi, 6100 sayılı HMK'nın 209. maddesi uyarınca takibin durdurulması sonucunu doğurmaz. Anılan hüküm, genel mahkemelerde açılan davalarla ilgili olarak senedin hiçbir işleme esas alınamayacağını, başka bir anlatımla delil olarak kullanılamayacağını öngörmekte olup icra takibine etkisi yoktur.<br>Yukarıda anılan ilke ve esaslar çerçevesinde somut olayın değerlendirilmesinde; eldeki uyuşmazlık kambiyo senedine dayalı olarak takipten önce açılan menfi tespit davası olup uyuşmazlığın 2004 sayılı İİK m. 72 hükmü kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Zira 2004 sayılı İİK m. 72 hükmü, 6100 sayılı HMK m. 209 hükmüne nazaran özel düzenleme niteliğindedir.<br>2004 sayılı İİK m. 72/2-3 hükümleri kapsamında menfi tespit istemi istemiyle dava açan borçlunun sadece ihtiyati tedbir isteminde bulunması ve teminat yatırması yeterli değildir. Zira geçici hukuki korumalar hakkında genel nitelikteki 6100 sayılı HMK m. 390(3) hükmündeki yaklaşık ispat olgusunun 2004 sayılı İİK m. 72 kapsamında hükmedilecek tedbirler bakımından da aranması gerekir. Bu durumda davacı tarafça sadece imzanın davacı şirket yetkilisine ait olmadığı iddiasının bu aşamada sadece beyandan ibaret olduğu, davaya konu çek üzerindeki imzanın davacı şirket yetkilisine ait olmadığının ilk bakışta anlaşılamadığı, imzanın davacı şirket yetkilisine ait olup olmadığı hususunun yargılamayı gerektirdiği, uyuşmazlıkta yaklaşık ispat olgusunun gerçekleşmediği, buna ilişkin somut herhangi bir delil sunulmadığı anlaşılmakla, davacı tarafın dava konusu çek yönünden 2004 sayılı İİK m. 72/2 gereği takibin durdurulması yönündeki ihtiyati tedbir talebinin ve çek bedeli ödenmemesi için bankaya müzekkere yazılması talebinin reddedilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. <br>Yukarıda belirtilen sebeplerle, Dairemizce yapılan değerlendirmede; ilk derece mahkemesinin .... tarihli ara kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, incelemenin istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmadığı, ihtiyati tedbir isteyen davacı tarafın istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşıldığından, istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın m. 353(1)-b-1 hükmü gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br><br>H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-)Davacı vekilinin İlk Derece Mahkemesinin yukarıda anılan ... tarihli ara kararına yönelik istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın m. 353(1)-b-1 hükmü uyarınca ESASTAN REDDİNE, <br>2-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL maktu istinaf karar ve ilâm harcından davacı tarafından peşin olarak yatırılan 269,85 TL harcın MAHSUBUNA, bakiye 157,75‬ TL harcın davacıdan tahsil edilerek Hazineye GELİR KAYDINA, <br>3-)İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden davacı üzerinde BIRAKILMASINA,<br>4-)İstinaf incelemesi duruşma açılmadan yapıldığından davalı yararına vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,<br>5-)6100 sayılı HMK'nın 7035 sayılı Kanun ile değişik m. 359(4) hükmü uyarınca Dairemiz kararının İlk Derece Mahkemesince taraflara TEBLİĞİNE,<br>dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın m. 362(1)-f hükmü gereğince KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi.15/02/2024<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"4012fb71b571ea1b","SID":"2dcb7dd035144943"}}