{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ   27. HUKUK DAİRESİ        <br>     Esas No: 2023/1214 - Karar No:2024/115<br>                     T.C.<br>                ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>       27. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2023/1214 <br>KARAR NO\t: 2024/115<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>K A R A R<br><br>BAŞKAN\t\t: ...  (...)<br>ÜYE\t\t: ...  (...)<br>ÜYE\t\t: ...  (...)<br>KATİP\t\t: ...  (...)<br><br>DAVACI/ BİRLEŞEN <br>DAVADA DAVALI\t: \t<br>VEKİLİ\t:<br>DAVALI/ BİRLEŞEN <br>DAVADA DAVACI\t: ...<br>VEKİLİ\t: <br>DAVANIN KONUSU\t: Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ\t: 21/02/2024<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 21/02/2024<br>\tDavacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan eser sözleşmesinden   kaynaklanan asıl ve birleşen  alacak davalarında Dairemizin 23/11/2022 tarih ve 2021/408 Esas- 2022/1172 Karar sayılı kararı Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 21/09/2023 tarih ve 2023/800 Esas- 2023/2923 Karar sayılı ilamı ile bozulması üzerine dosyanın Dairemizin yukarıdaki esasına kayıt edilmesi ile yapılan duruşmalı yargılama sonucunda;\t<br>\tGEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:\t<br>\tDavacı vekili; davalı idare ile müvekkili şirket arasında 25.01.2012 tarihli Çukurova Havalimanının yap-işlet-devret modeli çerçevesinde yaptırılmasına ilişkin uygulama sözleşmesi imzalandığını, başlangıçta 357.000.000 Euro yatırım bedeli olduğu belirtilen işin yapılan ihale ile üç yıl yapım, dokuz yıl, on ay, on gün işletme süresi ile yap-işlet-devret modeli  olarak müvekkiline ihale edildiğini, Mersin Tarsus ilçesinde 30.000.000 yolcu kapasiteli Çukurova Bölgesel Havaalanı projesinin yapımına 15.03.2013 tarihinde davalı idare tarafından yapılan yer teslimi ile başlandığını, yap-işlet-devret modelinin karma, bütünüyle özel hukuk hükümlerine tabi sözleşme olduğunu, sözleşmenin 6.maddesinde ön görülen sabit yatırım tutarının 357.071.685 Euro olup, sözleşmenin 9. maddesinde belirtilen hallerde yatırım bedelinin artabileceği belirtilerek bu ilave sabit yatırımın yatırım ve işletme süresine yansıtılacağının belirtildiğini, müvekkilinin kendisine yapılan yer teslimi sonrasında derhal çalışmalara başladığını,  müvekkilinin kusuru dışında yaklaşık bir yıl zemin güçlendirme çalışmalarının idare gözetimi altında müvekkili şirketçe sözleşmede belirtilen bedele ilave olarak maliyetleri üstlenip yerine getirildiğini, 300.000 metre jetgrout ile güçlendirme yapıldığını, bu işin yaklaşık bir yıl sürüp maliyet artışına ve süre kaybına neden olduğunu, davalı idarenin sözleşmeye aykırı olarak bu süreye yapım ve işletme süresine ilave etmediğini, davalı tarafından yaptırılan değişiklikler de dahil projenin uygulanmasında gecikmeler ve maliyet artışına neden olunduğunu, bu kapsamda yapılması gereken işin % 20'sinin tamamlandığını, çalışmalar sürdürülür iken yapım süresi henüz dolmadan 04.09.2015 tarihinde işveren ... tarafından el konulduğunu ve sözleşmenin tek taraflı feshedildiğini, fesih tarihi itibariyle kredi sözleşmesi imzalanmadığından henüz sözleşmenin yürürlüğe girmediğini, yürürlüğe girmeyen sözleşmenin davacı yanca haksız olarak feshedildiğini, kesin teminatlarının irad kaydedildiğini, davalı idare tarafından yapılan tek taraflı feshin haksız olduğunu, sözleşme hükümlerine aykırı bulunduğunu, feshe neden olunacak bir durumu bildirir davalı tarafça daha önce yapılan bir ihtar olmadığı gibi sözleşmeyle müvekkiline tanınan otuz günlük uygun davranma süresinin de söz konusu olmadığını, sözleşmede yer alan feshe ilişkin sonuçların cezai şart niteliğinde olup, müvekkilinin mahvına neden olacağından iptalinin gerektiğini,  kabul anlamına gelmemekle birlikte müvekkilinin işi yapmasında gecikmesi halinde dahi davalı idarenin vuku bulan maddi kaybı olmadığını, yapılan feshin TMK'nun 2. maddesindeki dürüstlük kuralına aykırı bulunduğunu ileri sürerek, davalı idarenin sözleşmenin feshi konusunda yaratılan haksız muarazının men'i ile davalı yanca tek taraflı gerçekleştirilen feshin haksız olduğunun tespitine, fesih gerekçesiyle sözleşmenin 36.maddesine göre irad kaydedilen davacının kesin teminatının nakde çevrildiği tarihten itibaren 3095 Sayılı Kanunun 4/a.maddesi uyarınca uygulanacak faizi ile birlikte iadesine, davacının fesih tarihine kadar gerçekleştirdiği işlerin yaklaşık 70 milyon Euro'yu  aştığını ve bu miktarın cezasi şart olarak irad kaydedilmesinin müvekkilinin iksisaden mahvına sebebiyet verdiği gözetilerek, idarece tek taraflı ve haksız olarak gerçekleştirilen fesih tarihine kadar müvekkilince gerçekleştirilen iş bedellerine bedelsiz olarak el konulması yönündeki cezai şartın gerçekleştirilen iş bedellerinden şimdilik çoğa ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla 200.000 Euro'nun fesih tarihinden itibaren 3095 Sayılı Kanunun 4/a.maddesi uyarınca en yüksek faizi birlikte Euro  ile davalıdan tahsilini talep ve dava etmiş, yargılama sırasında verilen 03/07/2019 tarihli ıslah dilekçesi ile; teminat mektubu bedeli için şimdilik 10.000 Euro'nun kesin teminatın nakte çevrildiği tarihten itibaren, imalat bedeli nedeniyle 45.880  Euro'nun ıslah tarihinden itibaren, toplam 46.080 Euro'nun 3095 sayılı Kanunu'nun 4/a maddesi uyarınca en yüksek Euro faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile müvekkiline verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>\tDavalı vekili; davacı şirketin sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirememesi nedeniyle sözleşmenin müvekkilince haklı olarak feshedildiğini, dava konusu yatırımın 3996 sayılı Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap- İşlet- Devret modeli ile yaptırılmasına ilişkin Kanun ve bu Kanun'un uygulama usul ve esaslarına ilişkin 2011/1807 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararı'nda yer alan usul ve esaslara tabi olduğunu, ihale şartnamesinin 8.maddesi uyarınca idareye verilen teklif mektubunda işin yapılacağı yerin gezilerek görüldüğü hususunun kabul edildiğinin belirtildiğini, bu nedenle arazinin tüm risklerinin yerinde görülerek kabul edildiğini, anahtar teslimi olarak ihaleye çıkıldığını, uygulama sözleşmesinin \"sorumluluk ve tazminat\" başlıklı 17.maddesi hükmü dikkate alındığında, davacıya idareye onay için sunulan projelerden kaynaklı herhangi bir ilave maliyet veya ek süre talep hakkı tanınmadığının açık olduğunu, davacının idareye onay için sunduğu uygulama projelerinin yapımı için ilave yatırım süresi talep etme hakkının bulunmadığını, yatırım süresinin 36 ay olduğunu, süre artış koşullarının sözleşmenin 9.maddesinde düzenlendiğini, sözleşmenin imzalanmasından sonra 15/03/2013 tarihinde yer tesliminin yapılarak yatırım döneminin başladığını, iş programının gerisinde kalınması nedeniyle davacının gerek yazılı gerekse şifahi olarak uyarıldığını, ancak uyarılara rağmen iş programına uyulmaması ve iş programını geciktireceğinin anlaşılması nedeniyle sözleşmenin 31/08/2015 tarihi itibariyle feshedildiğini, davacının herhangi bir gecikme olmadığı ve fesih şartlarının oluşmadığı iddiasının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, finansman temininde zorluk çektiğini, işin iş programına göre yürümemesi nedeniyle zamanında tamamlanmasının mümkün olmadığını, sözleşmenin 36.maddesinde yer alan hükümlerinin cezai şart niteliğinde olup, iptali yönündeki talebin de hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, sözleşmenin feshine ilişkin koşulların sözleşmenin 36.a maddesinde düzenlendiğini, TBK'nun 182.maddesinde tarafların cezai şart miktarının nasıl belirleyeceklerinin düzenlendiğini, TTK'nun 18.maddesi gereğince tacirin basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerektiğini, aynı Kanun'un 22. maddesinde ise tacir sıfatına haiz borçlunun cezai şartın indirilmesini talep edemeyeceğinin düzenlendiğini, bu nedenle tacir sıfatı olan davacının cezai şart miktarının indirilmesini talep etme hakkının bulunmadığını, yine aynı şekilde cezai şartın fahiş olup, iktisaden mahvına neden olması nedeniyle iptalini talep etmesinin de hukuki dayanaktan yoksun olup, iyi niyet kurallarına uygun olmadığını, söz konusu yaptırımların genel müdürlüğün ve kamunun uğradığı zararla kıyaslandığında makul düzeyde bulunduğunu savunarak; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>\tBİRLEŞEN ANKARA 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'NİN 2018/815 ESAS SAYILI DOSYASINDA; <br>\tDavacı vekili; davalı şirketin sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirememesi nedeniyle davacı tarafça sözleşmenin haklı olarak feshedildiğini, devletin ve özel sektörün ilgili birimlerince önemli bir kaynak harcamasının yanı sıra emek ve zaman harcanılarak tamamlanan çalışmalar neticesinde de ülkenin en önemli kamu yatırımlarından biri olan bu proje için 15/12/2011 tarihinde uluslararası ihaleye çıkıldığını, ihale süreci sonrasında taraflar arasında sözleşme imzalandığını, 15/03/2013 tarihinde yer teslimi yapılarak yatırım dönemi başlatıldığını, dava konusu sözleşmenin feshi nedeniyle davacının zarara uğradığını belirterek; tamamen davalı şirket tarafından finanse edilerek gerçekleştirilecek olan ve Mart 2016 tarihinde faaliyete geçmesi gereken Çukurova Havaalanının, bu tarihte faaliyete geçmediğini, bu nedenle mevcut Adana Havalimanı faaliyetine devam ettiğini, idarelerince bu havaalanının işletme giderlerine katlanılmaya devam edildiğini, davalı şirket ile yapılan sözleşme feshedilmemiş olsaydı bu harcamaların yapılmayacak olduğunu, Hava limanının 2016 yılında faaliyete geçeceği öngörüsü ile Adana Havalimanına son beş yılda hiç idame, yenileme yatırımı yapılmadığını ancak fesih nedeniyle mecburen idame yenileme yatırımlarının yapılmak zorunda kalındığını, davalı- karşı davacı şirket ile yapılan sözleşme feshedilmemiş olsaydı bu harcamaların da yapılmayacak olduğunu, sözleşmenin yürürlüğe girmesinin ardından 3 yıllık yatırım dönemi olan 2013-2016 yılları arasında tamamen davalı şirket tarafından finansmanı sağlanarak inşa edilmesi gereken Çukurova Havaalanının, sözleşmenin feshi nedeniyle gerçekleştirilemediğini ve idarelerince kamu kaynakları kullanılarak 2016 yılından itibaren hayata geçirilmeye çalışılmakta olduğunu, inşaat sürecinin 2020’ye kadar sürmesinin planlandığını, söz konusu inşaat işlerinin 2013-2016 dönemindeki maliyeti ile 2016-2020 dönemindeki maliyetinin farklı olacağının aşikar olduğunu, sözleşmenin feshinden dolayı yaşanan gecikmeden ve projenin tüm finansmanının idarece sağlanmasından dolayı zarara uğradıklarını (finansman maliyeti, yatırım maliyetlerindeki artışlar, inşaat birim fiyatları artışı vs.), Çukurova Havalimanının 2016 yılında faaliyete geçmesiyle birlikte sözleşme çerçevesinde idareye ödenecek gelirlerden, sözleşmenin feshi nedeniyle mahrum kalındığını, sözleşmenin feshi nedeniyle davalı şirketin işletme süresinin sona ermesinden sonra idareye devredilecek olan Çukurova Havaalanının, kiralama ihalesi ile ihalede oluşacak kira bedeli karşılığında işlettirilmesi konusunda da gecikme yaşanmış olduğunu, bu nedenle de idarenin zarara uğradığını, Çukurova Bölgesinde kısıtlı kapasiteyle ve elverişsiz şartlarda havacılık hizmeti verilmek zorunda kalınması nedeniyle zarara uğranıldığını, Çukurova Havalimanının faaliyete geçmesiyle birlikte artacak olan kapasite ile seyrüsefer gelirlerinde de artış beklenildiğini ancak sözleşmenin feshi ile Havaalanının faaliyete geçmesinde yaşanacak gecikme süresi boyunca bu gelir artışının sağlanamayacak olduğunu, bu durumun da idarelerinin zararına neden olduğunu, Çukurova Havalimanının Yap-Işlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılmasına ilişkin Uygulama Sözleşmesi kapsamında davalı-karşı davacı Şirket tarafından gerçekleştirilmesi gereken yatırımın, şirketin kusuru ile sözleşmenin feshedilmesi üzerine idare tarafından kamu kaynakları kullanılarak gerçekleştirilmek zorunda kalınması nedeniyle zarar doğduğunu, sözleşmenin feshi nedeniyle Çukurova Havalimanının planlanan tarihte açılamaması ve Adana Havalimanında faaliyete devam etmek zorunda kalınması nedeniyle, Adana Havalimanında yapılmak zorunda kalman bakım ve onarım harcamaları ile işletme giderleri nedeniyle idarenin zarara uğradığını, sözleşmenin feshi nedeniyle Çukurova Havalimanının planlanan tarihte açılamaması ve Adana Havalimanında işletmenin aksamaması için 2016/2017 yıllarında bazı zorunlu yatırımlar yapılmış olduğunu, bunların da zarar olarak dikkate alınması gerektiğini,  sözleşmenin feshi nedeniyle Çukurova Havalimanının planlanan tarihte açılamaması ve Adana Havalimanında faaliyete devam etmek zorunda kalınması nedeniyle, feshedilen sözleşmede yer alan garanti edilen yolcu sayılarının üzerinde tahakkuk eden iç ve dış hat yolcu sayılarına tekabül eden gelirlerden idareye ödenmesi gereken paydan mahrum kalındığını, taraflar arasındaki sözleşmeye göre, idarenin her yıl belirli sayıdaki yolcu sayısını ve buna bağlı olarak da hesaplanan iç ve dış hat yolcu servis ücret gelirlerini davalı şirkete garanti ettiğini ancak sözleşmenin feshi nedeniyle idarenin gelir kaybına neden olduğunu, kira bedeli karşılığında işlettirilmesi konusunda da gecikme yaşanmış olduğunu, bu nedenle de zarara uğradıklarını, Yap işlet Devret (YID) dönemi sonrasında kiralama ihalesi neticesinde elde edilecek kira gelirlerinden kaynaklı zararın detaylarının ise, Çukurova Havalimanının yapım başlangıç tarihi 07.03.2013 olup, yatırım süresi olan 36 ayın eklenmesiyle işletmenin başlama tarihinin 07.03.2016 olacağını, 9 yıl 10 ay 10 gün işletme süresinin eklenmesi ile YİD döneminin 17.01.2026 yılında sona ermesi ve havalimanının idareye teslim edilmesi gerektiğini ve bu tarihte idarece anılan havalimanının kiralama modeli ile ihaleye çıkılarak kira geliri elde edilmeye başlanacağı dikkate alındığında, gecikilen süre kadar kira gelirinden idarenin mahrum edildiğini, Çukurova Havalimanının Yap-Işlet-Devret modeli Çerçevesinde Yaptırılmasına ilişkin Uygulama Sözleşmesinin, Davalı şirketin yükümlülüklerini yerine getirememesi üzerine feshi nedeniyle idarelerin uğramış olduğu zararın tespiti ile bu zararın fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 350.000.00 TL'nin (Üçyüz ellibin Türk Lirası) sözleşmenin fesih tarihinden itibaren işleyecek olan ticari işlerde uygulanan en yüksek temerrüt faiziyle birlikte davalı şirketten tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, ayrıca  tarafları ve dava konusu aynı olan aralarında bağlantı bulunan işbu dava dosyasının Ankara 12. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde açılan 2016/537 esas sayılı dosya ile birleştirilmesine karar verilmesini istemiştir.<br>\tDavalı vekili; davacı idarenin, dava konusu sözleşmenin, idare tarafından 31.08.2015 tarihinde feshedilmesine rağmen yaklaşık 3 sene sonra asıl dava dosyasının tekemmül ettiği aşamada, kötü niyetli bir şekilde yargılamayı uzatmak ve sürüncemede bırakmak amacıyla sözleşmenin feshedilmesi nedeniyle kendilerinin de zararı olduğu iddiasıyla huzurdaki birleşen davayı ikame ettiğini, işbu davanın öncelikle tefrikine ve akabinde reddine karar verilmesini talep ettiklerini, M.K. m. 31 ve m. 33 hükümleri uyarınca her ne kadar birleşen davanın hukuki nitelendirilmesi mahkemece yapılacak olsa da davalı idarenin ikame ettiği birleşen davadaki taleplerinin “menfi zarar” istemli olduğunu, menfi zarar talebinin yasal dayanağının ise Mülga B.K m. 108/11 (TBK m. 125) hükmü olduğunu, sözleşmeyi fesheden ve bu fesihle haklı olan alacaklı menfi zararını isteyebileceğini, yoksa feshettiği sözleşmeye dayanarak o sözleşmeden doğan istekler ileri süremeyeceğini, nitekim, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin yerleşik kararlarının da sadece menfi zarar istemini mümkün kılmakta olduğunu, sözleşmenin feshi halinde davacı idarenin ancak menfi zararlarını talep edebileceğini, müspet zararları isteyemeyeceğini, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin emsal nitelikteki kararına göre menfi zararın talep edilebilmesi için, sözleşmeyi fesheden tarafın haklı olduğunun tespiti ve kesinleşmesinin gerektiğini, asıl davada fesihte haklılık durumu da dava konusu edildiğinden, mahkemece bu hususta verilecek karara göre birleşen davanın görülebilmesinin mümkün olduğunu, aksi durumun, mantığa ve dolayısıyla usul ekonomisi ilkesine de açıkça aykırı olduğunu, davanın öncelikle zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesini; davacı idare tarafından dava konusu sözleşmenin haksız bir şekilde feshedildiğini, dolayısıyla menfi zarar talebinde bulunulmasının mümkün olmadığını, dava konusu sözleşmenin idare tarafından feshedilmesinden dolayı idarenin hiçbir zararı olmadığı gibi haksız zenginleşmesi söz konusu olduğunu, öyle ki; idarenin 2015 yılında sözleşmeyi feshetmesine rağmen 2018 yılına kadar dava açmamış olmasının da uyuşmazlıktan zarar etmediklerini hatta haksız zenginleştiklerini göstermekte olduğunu, Çukurova Havalimanının faaliyete geçmemesi nedeniyle mevcut Adana Havalimanının kullanılmaya devam edilmesi nedeniyle işletme giderlerine yönelik zarar iddiasının ciddiye alınmasının mümkün olmadığını, kaldı ki; havalimanının işletilmesi nedeniyle gideri olduğu gibi gelirinin de olacağı ve ayrıca, Adana Havalimanı Çukurova Havalimanı faaliyete geçtiğinde dahi işletilmeye devam edileceği hususlarının da idarenin iddialarını ciddiye alınmasına engel teşkil ettiğini, ayrıca Adana Havalimanının işletilmesinden dolayı İdarenin yüksek miktarda kar sağladığını, Adana Havalimanının yenilenmesi nedeniyle yapılan harcamaların dava konusu sözleşmenin feshedilmesiyle doğrudan ya da dolaylı bir ilgisinin olmadığını, burada da dava konusu sözleşmenin feshedilmesinden dolayı fiili bir zarar ortaya konulamadığını, davacının kendi menfaatleri için yaptığı giderin zarar olarak öne sürülmesinin abes olduğunu, Çukurova Havalimanının faaliyet geçmemesi nedeniyle idareye ödenecek gelirden mahrum kalındığı iddiasının da tamamen dayanaksız olduğunu, gecikmeden dolayı kiralama gelirinden mahrum kalındığı yönündeki davacı idare iddiasının da dayanaksız olduğu gibi müspet zarar kapsamında olduğunu, bu nedenle talep edilmesinin mümkün olmadığını, Çukurova Havalimanı faaliyete geçmemesi nedeniyle, kapasite ve sefer artışı nedeniyle oluşacak gelirden mahrum kalınması iddiasının da geçerliliğinin olmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>\tAnkara 12. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 18/01/2021 tarih ve 2016/537 Esas- 2021/12 Karar sayılı kararı ile asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın reddine dair verilen karara karşı taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuş, Dairemizin 23/11/2022 tarih ve 2021/408 Esas- 2022/1172 Karar sayılı kararı ile birleşen davada davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, taraf vekillerinin asıl davaya ilişkin istinaf başvurularının kabulüne, mahkeme kararının kaldırılmasına, asıl davanın kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiştir. Dairemizin bu kararına karşı taraf vekillerince temyiz başvurusunda bulunulması üzerine Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 21/09/2023 tarih ve 2023/800 Esas- 2023/2923 Karar sayılı bozma ilamı ile;<br> \"1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.<br>2.Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve HMK'nın 355. maddesindeki kamu düzenine aykırılık halleri resen gözetilmek üzere istinaf incelemesinin,  istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı kuralına uygun biçimde inceleme yapılıp karar verilmiş ve verilen kararda bir isabetsizlik görülmemiş olmasına göre davacı ve birleşen dosya davalısı yüklenici vekilinin tüm, davalı ve birleşen dosya davacısı idare vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.<br>3.Bölge Adliye Mahkemesince hükme esas alınan 01.09.2022 tarihli asıl bilirkişi raporunda, davacının toplam teklif bedelinin 357.071.685 Euro olduğu belirtilmiş, toplam teklif bedelini oluşturan kalemler, 8 kalem olarak tablo halinde gösterilmiştir. Toplam teklif bedeline dahil olan “yatırım dönemi faizi ve komisyonları” kalemi bakımından davacı ve birleşen dosya davalısı yüklenici alacağı asıl ve ek raporda 851.336,34 Euro olarak hesaplanmıştır. Davacının yatırım dönemi faiz ve komisyonları hesaplanırken davacının davaya konu işteki taşeronu olan ... A.Ş.’nin ticari defterleri de incelenerek dava dışı bu şirketin raporda isimleri yazılı bankalardan kullandığı krediler için  yaptığı faiz ödemeleri tutarı 663.682,94 Euro da hesaplamaya dahil edilmiştir.<br>Dava konusu sözleşme davalı ve birleşen dosya davacısı olan ... Genel Müdürlüğü ile davacı ve birleşen dosya davalısı olan ... A.Ş. şirketi arasında imzalanmıştır. Sözleşme tarafı olmayan dava dışı  ... A.Ş.’nin bankalardan kullandığı kredilerin faizlerinden de, davacı şirketin kendisinin kullandığı kredilerin faizleriyle birlikte davalının sorumlu tutulması ve bu suretle dava dışı şirketin kullandığı kredilerin faizi için bankalara yapmış olduğu 663.682,94 Euro ödemenin de  toplam alacağa eklenerek davalı idareden tahsiline karar verilmesi doğru olmamıştır. <br>4. Yine Bölge Adliye Mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacı yüklenicinin “Proje ve Mimarlık Bedeli” kalemi bakımından iş ilerleme oranının %100 olduğu, davaya konu yapının yapılması için gereken tüm projelerin hazırlandığı belirtilerek, bu kalem nedeniyle davacı yüklenicinin teklif eki cetvelde yazılı 5.280.000 Euro’yu talep edebileceği açıklanmıştır. Davalı idare vekili, müşavirlik hizmetinin sürekli bir biçimde iş sonuna kadar alınması gereken bir hizmet olup, dava konusu yatırım için ödemenin tamamının daha işin başında yapılmış olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu ileri sürerek rapora itiraz etmiş, ek bilirkişi raporunda davalı idare vekilinin müşavirlik hizmeti bakımından yaptığı itirazla ilgili değerlendirme yapılmaksızın, yapının yapılması için gereken tüm projelerin hazırlanmış olduğu, bu nedenle bu kalem için ilerleme yüzdesinin %100 olarak değerlendirmeye alındığı belirtilmiştir. Müşavirlik hizmetinin niteliği gereği bütün işi kapsayacağı ve iş süresinin sonuna kadar sürekli olarak sunulacak bir hizmet olduğu açıktır. Bu durumda yüklenici tarafından yapılan iş oranı dikkate alınarak müşavirlik hizmet bedelinin belirlenmesi gerekirken davalı vekilinin bu hususla ilgili bilirkişi raporuna yapmış olduğu itiraz da olduğu halde, ek raporda müşavirlik hizmeti bakımından değerlendirme yapılmaması ve mahkemece  projelerin tamamının hazırlanmış olduğu gerekçesiyle proje ve müşavirlik hizmet bedeli bakımından teklif eki cetvelde yazılı miktarın tamamından davalının sorumlu tutulması doğru olmamıştır.<br>5. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davalı ve birleşen dosya davacısı ... Genel Müdürlüğü yetkilileri tarafından imzalanmış olan 04.09.2015 tarihli tutanak ekindeki listede bulunan malzeme ve imalatlara idare tarafından ek konulduğu, bu malzeme ve imalatların inşaatın kalanının yapımı sırasında idare yararına kullanılabileceği belirtilerek, tutanak ekinde bulunan malzemeler bilirkişi raporunda tablo halinde gösterilmiş ve raporun sonuç kısmında idare tarafından el konulan davacıya ait malzeme ve ekipman bedellerinden davacının talep edebileceği toplam bedelin iş ilerleme oranları da dikkate alınarak yapılan hesaplama sonucu 3.853.011,42 Euro olduğu hesaplanmıştır.<br>Davalı idare vekili 23.09.2022 tarihli dilekçesinde “Demirbaş malzemelere el konulma gibi bir durumun mevzubahis olmadığını, gerek bizzat davacı şirket yetkilileri tarafından gerekse anlaşmış olduğu firmalar üzerinden yatırım dışındaki ekip ve ekipmanların saha dışına çıkarıldığını, bu nedenle bilirkişi raporunda ... tarafından el konulan malzemeler başlıklı 3. maddede yer alan tüm tutarların hesaba dahil edilmemesi gerektiğini” belirterek rapora itiraz etmiştir. Bilirkişi kurulunca düzenlenen 01.11.2022 tarihli ek raporda, davalı vekilinin davacının söz konusu ekipmanları satarak devrettiği ya da ekipmanları saha dışına çıkarmış olduğu yönünde beyanı olsa da bu hususta herhangi bir evrak sunmadığı, davacının bu ekipmanları saha dışına çıkarmasına yönelik irsaliye ya da taşıma belgesine rastlanılmadığı açıklanmış ve iş ilerleme oranlarının bilirkişilerce yeniden belirlenmesi nedeniyle ... tarafından el konulan davacıya ait malzeme ve ekipman bedellerinden davacının talep edebileceği miktarda 3.867.447,55 Euro olarak yeniden saptanmıştır. <br>Davalı 21.11.2022 tarihli ek bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde “Ek raporun 7. sayfasında davacı şirketin demirbaş listesinde yer alan kalemlerin saha dışına çıkarılması ya da devredilmesine yönelik belge yer almadığı belirtilmekte ise de, fesihten sonra şantiye sahasındaki demirbaş ve malzemelerin davacı şirket tarafından saha dışına çıkarıldığına dair yazı ve tutanakların ekte sunulduğunu” belirterek buna ilişkin belgeleri ek-3, 4, 5 ve 6 olarak itiraz dilekçesine eklemiştir. Dilekçe eki belgelerin incelenmesinde, davacı şirketin 28.10.2015 tarihli davalı idareye başvurusu üzerine, davalı idarenin 16.02.2016 tarihli yazısı ile yazı ekinde gösterilen malzemelerin yüklenici firma tarafından şantiye dışına çıkarılmasına izin verdiği, yazı eki tutanakta inşaat alanından çıkışı yapılan malzemelere ait sevk irsaliyelerinin ekte olduğunun belirtildiği ve malzeme listesinin sunulduğu, yine aynı içerikte 14.02.2017 ve 16.02.2017 tarihli yazıların da itiraz dilekçesine ekli olduğu anlaşılmaktadır. <br>Ek bilirkişi raporuna anılan belgeler eklenerek davalı vekili tarafından itiraz edilmesine rağmen Bölge Adliye Mahkemesince itirazları karşılayan ek rapor alınmadan karar verilmiştir. Karar gerekçesinde anılan itirazlar karşılanmamış, bu alacak kalemi yönünden ek rapora itibar edilmesinin dayanak ve gerekçeleri denetime elverişli olarak gösterilmemiştir. 6100 sayılı HMK’nın 281 ve devamı maddelerinde mahkemece tarafların itirazı üzerine ya da kendiliğinden bilirkişi raporundaki eksik ve noksanların tamamlanması ve açıklığa kavuşturulması için ek rapor alınabileceği gibi gerçeğin ortaya çıkması için görevlendirilecek bilirkişi ya da bilirkişiler vasıtasıyla tekrar inceleme yaptırılabileceği de düzenlenmiştir. <br>     6. Bu durumda mahkemece proje ve müşavirlik hizmet bedeli kalemi bakımından, bu iş kaleminin proje ve müşavirlik olarak iki ayrı işi kapsaması nedeniyle müşavirlik bedelinin de yapılan iş oranı dikkate alınarak hesaplanması için ek rapor alınması ve yine 04.09.2015 tarihli tutanaktaki malzeme ve ekipman bedellerinden davalı idarenin sorumlu olduğu miktarın tespiti yönünden,  öncelikle davacı yükleniciden, davalı idarenin  itiraz dilekçesi ekinde sunduğu belgelere karşı beyanı sorulup tespit edildikten sonra, bir önceki paragrafta açıklandığı üzere hükme esas raporu düzenleyen bilirkişi kurulundan 6100 sayılı HMK’nın 281/2 maddesi gereğince davalı idarenin bu alacak kalemine ilişkin itirazları yönünden itiraz dilekçesi ekindeki belgeler de dikkate alınarak gerekçeli ve denetime elverişli ek rapor alınıp değerlendirilerek ve yatırım dönemi faizi ve komisyonları kalemi bakımından dava dışı şirketin kullandığı krediler için ödediği faizlerden davalının sorumlu tutulamayacağı dikkate alınarak sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekir. Eksik inceleme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın yukarıda açıklanan nedenlerle bozulması uygun bulunmuştur.\" gerekçesiyle Dairemizin kararının bozulmasına karar verilmiştir. <br>Bozma üzerine Dairemizin 2023/1214 Esasına kaydedilen dosyada Yargıtay bozma ilamı taraf vekillerine ve fer'i müdahil vekiline tebliğ edilmiş, 20/12/2023 tarihli duruşmada taraf vekillerine bozma ilamına karşı bir diyecekleri olup olmadığı sorulmuş, taraflarca  takdirin mahkemeye ait olduğu beyan edilmiş, verilen ara kararı ile usul ve yasaya uygun  Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin  21/09/2023 tarih ve 2023/800 Esas- 2023/2923 Karar  sayılı bozma ilamına uyulmasına, aynı celsenin 1 nolu ara kararı gereğince  Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda asıl davada davacı- birleşen davada davalı vekiline,  davalı tarafın 21/11/2022 tarihli itiraz dilekçesi ekinde sunulan tutanak ve belgeleri ve aynı içerikli 14/02/2017 ve  16/02/2017 tarihli yazısına beyanda bulunmak üzere 1 haftalık süre verilmesine, 2 nolu ara kararı ile  beyan dilekçesi sunulduğunda  Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda ek rapor alınmak üzere  dosyanın  önceki bilirkişi heyetine tevdine karar verilmiştir. <br>Bilirkişi heyeti tarafından 19/01/2024 tarihli ek rapor sunulmuş, bilirkişi ek raporu usulüne uygun olarak taraf vekillerine tebliğ edilmiş, ek rapora karşı taraf vekillerince verilen beyan ve itiraz dilekçeleri dosyaya konulmuştur.  <br> Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin bozma kararı doğrultusunda alınan bilirkişi ek raporunda; Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda sözleşmenin tarafı olmayan dava dışı ... İnş. San. Tar. ve Hayv. AŞ'nin bankalardan kullandığı kredilerin faizlerinin 663.682,94 Euro olup, davacının talep edebileceği kredi faizlerinden mahsubu sonucu davacı tarafça talep edilebilecek bedelin 187.653,40 Euro olduğu, proje ve müşavirlik bedeli yönünden yapılan irdelemede ise, davaya konu işte inşaat sektöründe \"Müşavirlik\" (Yapım Kontrollüğü) olarak adlandırılan sistem şeklinde bir kontrollüğün fiilen alınmamış/ planlanmamış olduğu, bu nedenle davacı teklifinde geçen proje ve müşavirlik bedeli ibaresindeki \"Müşavirlik\"in projeler konusunda alınması gereken/ alınan danışmanlıklardan ibaret olduğunun düşünüldüğü, proje işlerinin de tamamlandığı göz önüne alındığında, bahsi geçen müşavirlik işinin de tamamlanmış olduğunun değerlendirildiğini, mahkemenin aksi kanaatte olması halinde ise proje ve müşavirlik bedelinin Yargıtay ilamında verilen esaslar doğrultusunda yapılan hesaplama sonucu alt pursantajlarının proje bedelinin %80, müşavirlik bedelinin %20 olup, buna göre proje ve müşavirlik bedelinin 4.359.484,40 Euro olduğu, yine davalı nezdinde kalan davacı demirbaşları konusunda ise Yargıtay bozma ilamında belirtilen davalı idarenin 21/11/2022 tarihli ek bilirkişi raporuna itiraz dilekçesi ve ek-3, ek-4, ek-5 ve ek-6'nın incelenerek, her biri ile ilgili ayrı ayrı değerlendirme yapılarak, hükme esas alınan raporda herhangi bir değişiklik yapılmasına gerek olmadığı sonucuna varıldığı hususu değerlendirilmiş olup, hükme esas olan raporda belirtilen davalı idarede kalan davacı demirbaşlarına ait tablonun Yargıtay kararının 1.maddesi gereğince teminat dönemi faizi ve komisyonlarında bu raporda belirtilen değişiklik nedeniyle, iş ilerleme oranının %12,83 olarak güncellenmesi sonucu talep edilebilecek bedelin 3.869.577,09 Euro olduğu, buna göre davacının yapmış olduğu iş tutarının Yapım Müşavirliği'nin davacının teklifinde bulunmadığı esasına göre (45.828.046,85 Euro + 3.869.577,09 Euro) toplam 49.697.623,94 Euro, aksi kanaatte olunması halinde ise toplam alacağın (44.907.531,65 Euro + 3.869.577,09 Euro) 48.777.108,74 Euro olarak tespit edildiği belirtilmiştir.   <br>Yukarıda belirtilen 19/01/2024 tarihli bilirkişi ek raporunda müşavirlik hizmeti yönünden  alternatifli değerlendirmenin yapıldığı, Dairemizce Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda  taraflar arasındaki sözleşmede müşavirlik hususunun düzenlendiği kabul edilerek  ve ek rapordaki müşavirlik hizmeti yönünden ve  uyulmasına karar verilen Yargıtay bozma ilamı gereğince yapılan değerlendirmelerin ve hesaplamanın oluşa uygun ve denetlenebilir olduğu anlaşılmakla, davacının toplam alacağının  (44.907.531,65 Euro + 3.869.577,09 Euro) 48.777.108,74 Euro olduğu, taleple bağlılık ilkesi gözetilerek ve mahkemece verilen ilk kararın taraf vekillerince  istinaf edilmesi nedeniyle istinaf nedenleri  de gözetilerek oluşan müktesep haklar dikkate alınarak  asıl davanın kabulü ile 46.080.000,00 Euro'nun 200.000,00 Euro'luk kısmına 10/06/2016 dava tarihinden, bakiyesi 45.880.000,00 Euro'nun ise 03/07/2019 ıslah tarihinden itibaren 3095 sayılı kanunun 4/a maddesi gereğince devlet bankalarının Euro cinsinden açılmış bir yıllık vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı ile davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, 10.000,00 Euro'luk teminat mektubu bedelinin teminatın irad kaydedildiği 08/09/2015 tarihinden itibaren 3095 sayılı kanunun 4/a maddesi gereğince devlet bankalarının Euro cinsinden açılmış bir yıllık vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı ile davalıdan alınarak davacıya ödenmesine,  birleşen davanın reddine karar verilerek aşağıdaki hüküm kurulmuştur. \t<br>\tHÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>\t1-Asıl davanın KABULÜ ile, <br>\t-46.080.000,00 Euro'nun 200.000,00 Euro'luk kısmına 10/06/2016 dava tarihinden, bakiyesi 45.880.000,00 Euro'nun ise 03/07/2019 ıslah tarihinden itibaren 3095 sayılı kanunun 4/a maddesi gereğince devlet bankalarının Euro cinsinden açılmış bir yıllık vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı ile davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, <br>\t-10.000,00 Euro'luk teminat mektubu bedelinin teminatın irad kaydedildiği 08/09/2015 tarihinden itibaren 3095 sayılı kanunun 4/a maddesi gereğince devlet bankalarının Euro cinsinden açılmış bir yıllık vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı ile davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, <br>\t2-Birleşen Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/815 Esas sayılı dosyasında açılan davanın REDDİNE, <br>3-Asıl Davada;<br>a)Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 20.044.938,41 TL karar ve ilam harcının peşin alınan 11.234,61 TL ile ıslah ile alınan 5.000.000,00 TL olmak üzere toplam 5.011.234,61‬‬ TL harçtan mahsubu ile bakiye 15.033.703,80 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazine'ye irat kaydına, <br>b)Davacı tarafından yatırılan 11.234,61 TL peşin harç ve ıslah ile alınan 5.000.000,00 TL olmak üzere toplam 5.011.234,61‬‬ TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, \t<br>c)Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan 55.465,52 TL, istinaf aşamasında yapılan 261,10 TL ve temyiz aşamasında yapılan 152,00 TL olmak üzere toplam 55.878,62‬ TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, <br>d)Davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, <br>e)Davacı kendini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte olan A.A.Ü.T gereğince hesaplanan 3.238.407,61 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, <br>4-Birleşen Davada;<br>a)Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 80,70 TL karar ve ilam harcının peşin alınan 5.977,13 TL harçtan mahsubu ile fazla yatırılan 5.896,43‬ TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, <br>b)Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, <br>c)Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, <br>d)Davalı kendini vekil ile temsil ettirdiğinden yürürlükte olan A.A.Ü.T gereğince hesaplanan 32.950,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, <br>5-6100 sayılı HMK.nun 333. maddesi gereğince, taraflarca yatırılan gider ve delil avansının kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde yatıran ilgili tarafa iadesine,<br>Dair, davacı- birleşen davada davalı vekili ile davalı- birleşen davada davacı vekilinin yüzlerine karşı kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay'da TEMYİZ yolu açık olmak üzere 21/02/2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.  21/02/2024          10:03:37\t<br>Başkan ...<br>Üye ...<br>Üye ...<br>Katip ... <br><br><br>e-imzalıdır       e-imzalıdır        e-imzalıdır       e-imzalıdır<br><br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"9d1e7d5bf44511f0","SID":"2dc419892acbca22"}}