{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ   27. HUKUK DAİRESİ        <br>     Esas No: 2023/1307 - Karar No:2024/155<br>                     T.C.<br>                ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>       27. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2023/1307 <br>KARAR NO\t: 2024/155<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>K A R A R<br><br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 28/09/2023<br>NUMARASI\t\t: 2023/93 E-2023/632 K<br><br>DAVACI\t: <br>VEKİLLERİ\t:   <br>DAVALI\t:<br>VEKİLİ\t: <br>DAVANIN KONUSU\t: Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ\t: 28/02/2024<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 29/02/2024<br>\tDavacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak davasında mahkemece davanın zamanaşımı nedeniyle usulden reddine dair verilen karara karşı süresi içinde davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan incelemede;<br>\tGEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:\t<br>\tDavacı vekili; müvekkili ile davalı (eski unvanı: ... San. ve Tic. A.Ş) arasında davalı tarafa ait ... Kömür İşletmesinde çeşitli meyil ve kesitte galeri açılması, su havuzları açılması, açılan galerilerin tavan saplama tahkimatı ile tahkim edilmesi, kazılan taş ve kömürlerin bant nakil ünitelerine nakledilmesi işine ilişkin galeri çalışma sözleşmesi imzalandığını, sözleşmenin birim fiyatlı olup, yapılan iş ile birim fiyatın çarpımı sonucu bedelin oluşacağını, birim fiyatların USD döviz cinsinden olup hakedişlerin tamamının USD cinsinden belirlendiğini ancak hakedişlere istinaden TL olarak kesilen faturaların ödemelerinin eksik ve geç yapılması nedeniyle müvekkili firmanın döviz kurundan ve eksik ödemeden kaynaklı zararı oluştuğunu, benzer durumun malzeme ile ilgili kesilen faturalar için de geçerli olup bundan kaynaklı eksik ödemelerde ticari faiz talep edildiğini belirterek fazlaya dair talep ve hakları saklı kalmak kaydıyla USD cinsinden birim fiyatlı sözleşmeye ve hakedişlere istinaden kesilen faturaların eksik ve geç ödenmesi nedeniyle doğan (müspet, munzam ve tespit edilecek sair) zararların tazmini adına şimdilik 250.000,00 USD'nin hakediş tarihlerinden itibaren 3095 sayılı Yasa'nın 4/a maddesi uyarınca işleyecek olan faizi ve USD döviz cinsinden toplam alacağın fiili ödeme günündeki Merkez Bankası'nın USD döviz alış ve satış kuru ortalaması dikkate alınarak tahsiline, sözleşme kapsamında müvekkili tarafından yapılan masraflara dair şimdilik 10.000,00 TL alacağın fatura tarihlerinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>\tDavalı vekili; taraflar arasındaki eser sözleşmesine dayalı ilişkinin 30/06/2017 ve 11/09/2017 tarihlerinde yapılan fesih protokolleri ile sonlandırıldığından 08/02/2023 dava tarihinde 5 yıldan fazla süre geçmiş olduğundan zamanaşımı nedeniyle davanın reddi gerektiğini, dava dilekçesinde zarara uğranıldığı iddiasında bulunulmasına rağmen bu taleplerin ne olduğu ve ne şekilde zarara uğranıldığının gösterilmesi gerektiğini, taraflar arasında 27/07/2016 tarihinde galeri açma ve tavan saplaması olmak üzere iki sözleşme yapıldığını, taraflar arasındaki sözleşmede birim fiyatların dolar bazında belirlenmesine rağmen davacı tarafça yapılan işlere ve temin edilen malzemeler ilişkin hakedişler düzenlenerek faturalara bağlandığını, tüm fatura ve hakedişlerin ABD doları olarak belirlenen birim fiyatlar üzerinden Türk Lirası bazında olduğu ve faturaların da TL olarak kesildiğini ancak her faturanın üzerinde o günkü dolar kuru gösterilerek faturaların karşılığı Türk Lirası fiyatlarına göre belirlenen miktarların o günkü ABD dolar kuru üzerinden TL olarak gösterildiği ve karşılıklı cari hesap şeklinde yürütülerek ödemelerin de buna göre davacı hesabına yapıldığını, uyuşmazlık konusu davada sözleşmenin ihlalinin söz konusu olmadığınısavunarak, akdi ilişkinin fesih protokolleri ile sonlandırıldığından davanın TBK'nın 147/6 maddesinde öngörülen 5 yıllık süresinde açılmadığından zaman aşımı yönünden reddine, hukuki dayanağı bulunmayan davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>\tMahkemece; davacı tarafından inkar edilmeyen 30/06/2017 ve 11/09/2017 tarihlerinde yapılan fesih protokollerinde taraflar arasında akdedilen sözleşmenin karşılıklı olarak feshedildiğinin hüküm altına alındığı, TBK 147/6 maddesinde yüklenicinin yükümlülüklerini ağır kusuruyla hiç ya da gereği gibi ifa etmemesi dışında, eser sözleşmesinden doğan alacakların 5 yıllık zaman aşımının uygulanacağı düzenlemesine yer verildiği,  08/02/2023 dava tarihi itibariyle 5 yıllık zaman aşımı süresinin dolduğu ve zaman aşımının davalı tarafından (cevap verme süresinin uzatılması dilekçesinde de belirttiği gibi) cevap dilekçesi ile ileri sürüldüğü gerekçesiyle, davanın zaman aşımı nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.<br>\tDavacı vekili istinaf başvurusunda; mahkemece dava dosyasında gerekli inceleme ve araştırma yapılmaksızın ön inceleme duruşmasında davanın zaman aşımından reddedildiğini, kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, gerek dava dilekçesinde gerekse cevaplarında belirtilen hususlar ve sunulan delillerin dikkatlice incelenmediğini ve değerlendirilmediğini, toplanması talep edilen delillerin toplanmaksızın ve eksiklikler giderilmeksizin karar verildiğini, hiç incelenmeyen eksik hususların kısaca; davalı tarafından  yapılan ödemelere dair müvekkil firmanın hesabının bulunduğu...Şubesi'ne müzekkere yazılması gerekirken yazılmadığını ve davalının ticari defterlerinin  incelenmediğini, yine dosyadaki hakediş evraklarının, faturaların ve ödemelerin üzerinden  bir bilirkişi incelemesi yapılmadığını, davalı tarafından sunulan fesih protokolünün aslının dosyaya kazandırılmadığını, davanın zaman aşımı nedeniyle reddine ilişkin kararın gerekçesinin fesih protokolü olduğunu ancak davaya bakmakla görevli mahkemece belge aslılarının dosyaya kazandırılmaksızın daha ön inceleme aşamasında delilleri toplamadan  karar tesis edilmesinin açıkça hukuka aykırı olduğunu, davalı tarafından zaman aşımı def'i ileri sürülmüş ise de, bu durumun davanın her aşamasında göz önünde bulundurulmak suretiyle değerlendirilebilecek ve karara gerekçe yapılabilecekse de, deliller toplanmaksızın eksik inceleme neticesinde  tesis edilen kararların usul ve yasaya aykırı olacağını, kaldı ki zaman aşımını kesin hususların açıklandığını ve ilgili belge ve delillerin sunulduğunu, hak arama özgürlüğünün ve davayı kanıtlama haklarının açıkça kısıtlandığını ve davayı ispat edebilme adına sunulan beyanların ve delillerin yok hükmünde sayıldığını, mahkemece fesih protokollerine atıf yapılarak ret yönündeki gerekçede hukuki yanılgıya düşüldüğünü, davalının 11.05.2023 tarihli cevaba cevap dilekçesinin 6.maddesindeki beyanlarının kesin hakedişle ilgili olarak sürecin tamamlanmadığının ve tarafların sözleşme kapsamında ibralaşmamış olduğunun delili niteliğinde olduğunu, taraflar arasında cari hesap sözleşmesi şeklinde yürütülen bir ödemeler dengesinin söz konusu olduğunu, belirtilen fesih protokollerinin müvekkili firma sahibi tarafından imzalanmış olduğu kabul edilse bile (kaldı ki bu konuda müvekkili firma yetkilisi tarafından o protokollere  imza atıldığının şüpheli olup) bu fesih protokollerinin geçerli olduğundan ve 27.07.2016 tarihli ana sözleşme kapsamında hukuksal bir sonuç doğurduğundan bahsetmenin mümkün olmadığını, iki ayrı fesih protokolünün olmasının ve kendi içlerindeki çelişkilerin dahi fesih protokollerinin yanlış, tutarsız ve geçersiz olduğunun kanıtı olduğunu, HMK 216 ve devamı maddeleri gereğince mahkemesince resen incelenmek sureti ile belge asıllarının dosyaya kazandırılması ve kararın bunun üzerine tesis edilmesi gerektiğini, dosyaya sunulan fesih protokollerinin düzenlenme tarihinden sonra hakedişlere ve malzeme alımlarına istinaden davalıya kesilen ve içerikleri itibariyle davalı tarafından kabul edilmiş faturaların mahkemece dikkate alınmadığını, her ne kadar nihai bir hesap (kesin hakedişe dayalı)  takvimi belirlenmişse de davalının,  müvekkiline olan borcunu protokolde geçen tarihte de ödemediğini, parça parça Temmuz 2020 tarihine kadar tamamen keyfi bir takım ödemeler yaptığını, somut olayda sözleşme zamanaşımı geçerli olup kabul anlamı taşımaması ve aleyhe değerlendirmemek kaydı ile bir an için 5 yıllık bir zamanaşımı söz konusu olsa bile bu zamanaşımını kesen  unsurların ve ödemelerin  olduğunun görüleceğini, ayrıca kesin hesap ve kesin hakediş raporları çıkarılmamış ise burada sözleşmenin tüm hukuksal sonuçlarını kapsayacak şekilde  sonlandırıldığından da  bahsetmenin mümkün olmadığını, kaldı ki davalı tarafından zaman aşımı hesabında hata yapılmak sureti ile zamanaşımını durduran zorunlu arabuluculuk müracaatının dikkate alınmaksızın yapılan hesaplamanın doğru sonuç vermeyeceğini, davalının cevaplarında \"...Davacı tarafça kesilen bütün faturalar bu şekilde ödenmiş ve taraflar arasındaki ticari ilişki her iki tarafın muhasebe kayıtlarında cari hesap şeklinde yürütülmüştü\"  şeklinde ki  beyanlarının kabulünün mümkün olmadığını, TTK 89 maddesinin 2. fıkrasında cari hesap sözleşmelerinin yazılı yapılması aksi durumda geçerli olmayacağı  düzenlenmiş olup, taraflar arasında bu minvalde yapılmış yazılı  bir sözleşmeden bahsetmenin mümkün olmadığını, kaldı ki taraflar arasında cari hesap sözleşmesinin varlığı kabul edilse dahi bu sözleşmenin herhangi bir şekilde tasfiye edildiğine dair ortada bir delil ve belgenin bulunmadığını, müvekkilinin davalı firmaya kesmiş olduğu faturaların karşılığında, davalı tarafından keyfi ödemelerin 21.04.2017 yılında başladığını ve 21.08.2020 tarihinde son bulduğunu, TTK 101. maddesinde cari hesap sözleşmeleri ile ilgili olarak açılacak olan davalarda zaman aşımının sözleşmenin sona ermesinden itibaren beş yıl  olduğunun düzenlendiğini, davalının kısmi ödemelerinin ve borcu kabul ettiği dikkate alındığında, bu ödemelerin zamanaşımını kesen hususlar olduğunu, TBK 154.maddesinde borçlunun borcunu ikrar etmişse, özellikle faiz ödemiş veya kısmen ifada bulunmuşsa da rehin vermiş veya kefil göstermiş ise zaman aşımının kesileceğinin düzenlendiğini, bu nedenle davalının zamanaşımı def'inin açıkça hukuka aykırı olup, kabulünün mümkün olmadığını, mahkemece tüm bu beyanlara ve cevaplara itibar edilmeksizin ve deliller değerlendirilmeksizin karar verildiğini, kaldı ki fesih protokollerinin şüpheli olduğunun ve taraflar arasındaki ana sözleşme kapsamında geçerli olmadığının bir diğer kanıtının ise protokollerde  yer verilen tarihlerde aslında kesin hak edişin yapılamamış olması olduğunu, her ne kadar 11.09.2017 tarihli protokol sonuç kısmında yer verilen \"Fesih Tarihi itibariyle Yüklenicinin kesin hakediş hesabı çıkarılacak, kesin hakediş çerçevesinde doğacak alacakları Aralık 2017 yılı içerisinde ödenecektir\"  hükmü yer almışsa da, davalı firma tarafından bu hükme aykırı davranılmak sureti ile aslında fesih protokolü şartlarının ihlal edilmiş olduğunun dosya kapsamından açık bir şekilde anlaşılacağını,  davalının kendi kusuru ile kesin hak ediş işlemlerini tamamlamamış, herhangi bir kesin kesin hak ediş hazırlamamış ve bunu müvekkilinin bilgisine sunmak sureti ile teslim/ tebliğ işlemlerini yapmamış olmasının bahse konu protokollerin hukuksal geçerlilik kazanmadığının ispatı olduğunu, protokollerin tarafları bağlayıcı bir yönü bulunmadığı gibi karara gerekçe yapılmış olmasının da hukuken geçerli kabul edilmeyeceğini, davalının mahkemeye sunduğu deliller arasında bulunan hesap tablosunun kıyaslandığında rakamların birbirlerine çok yakın olduğunun açıkça görüleceğini, mahkemece davalı tarafından yapılan ödemeler, banka kayıtları ve davalının  ticari defter ve  kayıtları  incelemiş olsaydı bu iddiaların ve haklılığın ispatlanmış olacağını, TBK 154. maddesinde \"borçlunun borcunu kabul ettiğini gösteren, borcun kısmen ödenmesi, güvence verilmesi gibi fiiller bizzat borçlu tarafından veya onun onayı ile üçüncü şahıs tarafından yapıldığı takdirde zamanaşımı kesilir. Üçüncü şahsın, borçlunun bilgisi dışında alacaklıya ödemede bulunması zaman aşımını kesmez\" hükmünün yer aldığını, müvekkili firmaya  yapılan ödemeler kapsamında özellikle kur farkından kaynaklı zararlarının ve yine faturalar kapsamındaki eksik ödemelerin tespit edebilmesi ve muhasebesel olarak bu duruma vakıf olunabilmesi ancak davalı firma tarafından son ödemenin yapıldığı 21.08.2020 tarihli ödemeyle söz konusu olacağını, müvekkilinin alacaklarının tahsili açısından bir zamanaşımı  durumu söz konusu olacaksa bunun işlemeye başlayacağı tarihin ancak davalı tarafından son ödemenin yapılmış olduğu tarih olacağını, en son yapılan ödeme tarihinin zamanaşımında dikkate alınacakken kendi içinde çelişkili, uygulanmamış ve uygulanması zaten hayatın olağan akışına aykırı fesih protokollerinin tarihlerinin dikkate almanın açıkça bir hukuksal değerlendirme ve nitelendirme hatasına sebebiyet verdiğini, 11.09.2017 tarihli fesih protokolü 4. maddesinde \"Fesih tarihi itibariyle kesin hesap çıkarılacak ve buna göre Kesin Hakediş hazırlanacaktır. Hazırlanan kesin hak edişe göre son hak ediş 11. Eylül 2017 tarihinde düzenlenip iş sahibine teslim  edilmiştir\" hükmünün bulunduğunu, bu durumda  şayet davalı tarafından kesin hak ediş çıkarılıp müvekkiline bildirilmiş yada tebliğ edilmişse  davalının yine protokol  5. maddesinde yer aldığı şekli ile Aralık 2017 tarihinde borcunu ödemiş ve hesabın kapatılmış olması gerekeceğini, ayrıca ortada kesin bir hak ediş ve buna istinaden bir ödeme söz konusu olsaydı öncelikle davalının bu ödemesini ispat etmesi gerektiği gibi müvekkili firmaya parça parça ödemelerde bulunulmuş olmasının aslında borcun bitmediğinin ve tarafların borç miktarında mutabık kalmadıklarının bir delili olduğunu, bir diğer önemli hususun ise 11.09.2017 tarihli fesih protokolü konusuna bakıldığında; taraflar arasında akdedilen 27.07.2016 tarihli ana sözleşmenin 34. ve 36. maddelerine atıf yapılamak sureti ile sözleşmenin karşılıklı feshedildiğinin belirtildiğini ve  bunun dahi aslında 10 yıllık zamanaşımı durumunun uygulanması gerektiğinin önemli bir kanıtı olduğunu, bahse konu protokollerin eklerinde kesin hak edişle ilgili herhangi bir  hesap tablosunun yada belgenin olmadığını, müvekkili ile yapılan görüşme neticesinde ise  30.06.2017 tarihli fesih protokolüne imza atmadığının belirtildiğini, mahkemece gerekli araştırma yapılması gerekirken, salt taraflar arasında fesih protokolleri olduğundan bahisle zaman aşımından davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, usul ve yasalar kapsamında tarafların karşılıklı olarak süreçleri sonlandırmadığını, zamanaşımı şartlarının gerçekleşmemiş olduğunu, müvekkilinin yabancı olması davalı tarafından fırsat bilinerek müvekkilinin imzaladığı iddia olunan protokolleri, 27.07.2016 tarihli ana sözleşmenin hilafına sadece Türkçe metin olarak hazırlanmış ve böylelikle Türkçe okuma ve yazma  bilmeyen müvekkili firma yetkilisinin durumundan istifade edildiğini,  BK 154/1.maddesine göre borçlunun kısmi ifada bulunmasının zamanaşımını kesen işlemlerden olduğunun görüleceğini, dava konusu olayda davalı firma tarafından yapılan her ödemenin aslında zamanaşımını kesmekte ve yeni bir zaman aşımı süresinin işlemesine sebebiyet verdiğini, ödeme tablolarının davalı tarafından inkar edildiğini ancak kendileri tarafından yapılan  kısmi ödemelerin ikrar edildiğini belirterek, mahkeme kararının kaldırılarak, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. <br>\tDava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkin olup, mahkemece davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair verilen karara karşı davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. <br>\tİnceleme, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. <br>\t Sözleşmenin imzalandığı tarihte yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK'nın 147/6 maddesine göre “Yüklenicinin yükümlülüklerini ağır kusuruyla hiç ya da gereği gibi ifa etmemesi dışında, eser sözleşmesinden doğan alacaklar.” 5 yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Yanlar arasındaki ilişki eser sözleşmesinden kaynaklandığından, olayda uygulanması gereken zamanaşımı süresi 5 yıldır. 6098 sayılı TBK'nın 149. madde hükümleri gereğince zamanaşımı süresi alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar. Eser sözleşmelerinde sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa iş bedeli alacağı eserin tamamlanıp teslim edildiği tarihte, sözleşmenin feshi halinde ise fesih iradesinin karşı tarafa ulaşmasıyla muaccel hale gelir.<br>\tAynı Kanunun \"zamanaşımının kesilmesi\" başlıklı  154.maddesinde borçlu borcu ikrar etmişse, özellikle faiz ödemiş veya kısmen ifada bulunmuşsa ya da rehin vermiş veya kefil göstermişse, alacaklı, dava veya def’i yoluyla mahkemeye veya hakeme başvurmuşsa, icra takibinde bulunmuşsa ya da iflas masasına başvurmuşsa zaman aşımını süresinin kesileceği düzenlenmiş olup, davacı cevaba cevap dilekçesinde  taraflar arasındaki 11.09.2017 tarihli fesih protokolünde  \"Fesih Tarihi itibariyle Yüklenicinin kesin hakediş hesabı çıkarılacak, kesin hakediş çerçevesinde doğacak alacakları Aralık 2017 yılı içerisinde ödenecektir\" hükmünün düzenlendiğini ancak davalının fesih protokolü  gereğince kesin hakedişi düzenlemediğini ve belirtilen tarihte ödeme yapmadığını, müvekkili tarafından fesih tarihinden sonra da davalıya faturaların gönderildiğini ve davalının ticari defterlerine işleyerek  2020 yılının 8.ayına kadar davacı müvekkiline kısmi ödemeler yaptığını belirterek , zamanaşımını kesen sebeplerin bulunduğunu ileri sürmüş, mahkemece bu husus üzerinde durulmadan ve gerekçeli kararda bu konuda bir değerlendirme yapılmadan karar verildiği anlaşılmıştır.  <br> \tYine, fesih protokolünde, tasfiye kesin hesabın çıkarılacağı ve  aralık 2017 yılında  ödemelerin yapılacağı belirtilmiş olmakla  taraflarca kesin hesabın çıkarılıp çıkarılmadığı, çıkarılmışsa bunun borç ikrarı niteliğinde olup olmadığı hususunun değerlendirilmesi gerekir.<br>\tMahkemece bu durumda, TBK'nın yukarıda belertilen hükümleri dikkate alınarak  zaman aşımını kesen nedenlerin olup olmadığı hususu üzerinde durularak ve taraflarca sunulan  deliller toplanarak gerekli  inceleme yapılmak suretiyle sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır. <br>\tAçıklanan nedenlerle; davacı vekilinin  istinaf başvurusunun kabulüne, mahkeme kararının HMK'nun 353/1-a.6 maddesi gereğince kaldırılmasına, dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde yeniden görülmesi için ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.<br>\t\t\t\t\t\t\tHÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>    <br>\t1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne,<br>\t<br>\t2-Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 28/09/2023 tarih ve 2023/93 Esas- 2023/632 Karar sayılı kararının HMK'nun 353/1-a.6 maddesi gereğince kaldırılmasına,<br>\t3-Dairemiz kararına uygun şekilde davanın yeniden görülmesi için dosyanın   ilk derece mahkemesine gönderilmesine,<br>\t<br>\t4-Davacı tarafından yatırılan 269,85 TL istinaf karar harcının talep halinde kendisine iadesine, <br>\t5-İstinaf talep eden davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,<br>\tDosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nun 353/1-a maddesi gereğince KESİN olarak 28/02/2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi. \t   <br><br>Başkan<br> e-imzalıdır<br><br>Üye <br> e-imzalıdır<br><br>Üye<br> e-imzalıdır<br><br>Katip <br> e-imzalıdır   <br>e-imzalıdır       e-imzalıdır        e-imzalıdır       e-imzalıdır<br><br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"dc7764b02d9c2a1e","SID":"63da536ddaadd375"}}