{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   Ankara BAM 26. Hukuk Dairesi  2021/1021 Esas - 2024/165 Karar<br>T.C.<br>ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>26. HUKUK DAİRESİ<br><br>ESAS NO\t: 2021/1021 <br>KARAR NO\t: 2024/165<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>K A R A R<br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 02/07/2020<br>NUMARASI\t\t: 2019/498 Esas 2020/257 Karar<br><br>DAVACILAR\t  <br>VEKİLİ\t: <br>DAVALILAR\t:<br><br>DAVANIN KONUSU\t: Trafik Kazası Nedeniyle Maddi ve Manevi Tazminat<br>KARAR TARİHİ\t: 07/02/2024<br>GEREKÇELİ KARAR <br>YAZILMA TARİHİ\t: 23/02/2024<br>\tMahalli mahkemesince verilen karara karşı davacılar vekili ve davalılar vekilleri tarafından süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, başvuru şartlarının yerine getirildiği dosya üzerinde yapılan ön inceleme ile anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonunda;<br>\tTARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI<br>\tDavacılar vekili, 18.04.2019 tarihinde davalılardan ...’a ait, ... Sigorta AŞ’ne zorunlu mali mesuliyet sigorta poliçesi ile sigortalı ...’ın sevk ve idaresindeki ... plakalı araçla davacıların oğlu ...’nin sevk ve idaresindeki ... plakalı motosiklete çarpması sonucu ...’ın kazaya bağlı olarak 21.05.2019 tarihinde vefat ettiğini, davalı sigorta şirketine 19.07.2019 tarihinde başvurmalarına rağmen ödeme yapılmadığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere HMK 107 madde gereğince şimdilik davacı anne için 100 TL baba için 100 TL destekten yoksun kalma tazminatının davalı sigorta şirketi yönünden temerrüt, işleten ve sürücü yönünden kaza tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte, evlatlarını kaybeden davacı anne için 50.000 TL baba için 50.000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek avans yasal faizi ile birlikte sigorta şirketi dışındaki davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiş; 06.02.2020 tarihli bedel arttırım dilekçesi ile talebinin davacı anne yönünden 71.612,03 TL’ye baba yönünden 48.561,24 TL’ye yükseltmiştir.<br>\tDavalı ... Sigorta AŞ vekili, kazaya karışan ... plakalı aracın davalı şirket nezdinde 12.07.2018-12.07.2019 tarihleri arasında zorunlu mali mesuliyet sigorta poliçesi ile sigortalı olup sorumluluklarının gerçek zarar sigortalı araç sürücüsünün kusur oranı ve poliçe limiti ile sınırlı olduğundan Adli Tıp Kurumundan kusur raporu, müteveffanın gelirinin somut belgelerle ispat edilmesini, kaza tarihinden itibaren avans faiz talebinin hukuka aykırı olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.<br>\tDavalı ... vekili, Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğunu, maddi tazminat talebinin sigorta şirketine yöneltilmesini, Savcılık aşamasında alınan kusur raporunun gerçeği yansıtmadığını, tanıklar dinlendikten sonra kusur raporu alınmasını, kaza anında müteveffanın başında kask olmadığını, kazanın müteveffanın kusuru ile meydana geldiğini, davalı ...’in kusuru bulunmadığını, müteveffanın bakmakla yükümlü kimsesi olmadığını, davacıların maddi tazminat isteme hakları bulunmadığını, talep edilen manevi tazminatın fahiş olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.<br>\tDavalı ... vekili, Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğunu kazaya karışan ... plakalı aracın kazadan iki-üç ay önce ... tarafından ...'a satıldığını ancak noter işlemlerinin ertelendiğini, ...’in işleten sıfatının bulunmadığını, sigorta poliçesi teminatı nedeniyle maddi tazminatın taleplerinin sigorta şirketine yöneltilmesi gerektiğini, davacıların müteveffadan ayrı yaşadıklarını bu nedenle destek zararı doğmayacağını, talep edilen manevi tazminatın fahiş olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.<br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br>\tMahkemece davanın destekten yoksun kalma nedeniyle tazminat istemine ilişkin olduğu, tüm dosya kapsamı, dava, cevap, kusur raporu ve hesap raporu birlikte değerlendirildiğinde; 18.04.2019 tarihinde davacıların murisi ... ve davalı sigorta şirketine sigortalı araç sürücüsü davalı ...'ın karıştığı kaza sonucu davacıların murisi ...'nin öldüğü,  davacıların murislerinin desteğinden yoksun kalmış olduğu, bu itibarla destekten yoksun kalma tazminatını karşı tarafın kusuru olan %75 oranında talep edebileceği anlaşıldığı,  davacıların maddi tazminat davasının kabulü ile; davacı ... için 71.612,03-TL, ... için 48.561,24-TL destekten yoksun kalma tazminatının davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesi gerektiği,  davacıların oğullarının ölümü nedeniyle elem duymalarının muhakkak olacağı kabul edilerek davacıların manevi tazminat talebinin kısmen kabulü gerektiği belirtilerek, davacıların maddi tazminat davasının kabulü ile; davacı ... için 71.612,03-TL, ... için 48.561,24-TL destekten yoksun kalma tazminatının davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine, hükmedilen tazminata sigorta şirketi yönünden 02.08.2019 tarihinden, diğer davalılar yönünden 18.04.2019 tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine, sigorta şirketinin poliçe limiti ile sorumlu tutulmasına, davacıların manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile; ... için 20.000,00-TL, ... için 20.000,00-TL manevi tazminatın 18.04.2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ... ... ve ...'tan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş; karara karşı davacılar vekili ile davalılar vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvuru yapılmıştır.<br>\tİLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ<br>\tDavacılar vekili istinaf başvuru dilekçesinde; gerek savcılık soruşturulması sonucunda alınan Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen 28.06.2019 tarihli bilirkişi raporunda gerekse mahkemece alınan bilirkişi raporunda sürücü ...'ın %75 asli kusurlu, sürücü ...'nin ise %25 oranında tali kusurlu olduğu tespit edilmiş ise de müteveffaya yüklenen kusur oranını kabul etmediklerini, evlatlarını kaybeden anne –baba için hüküm altına alınan manevi tazminatın çok düşük olduğunu belirterek istinaf isteminin kabulü ile yerel mahkeme kararının manevi tazminat yönünden kaldırılmasına davacı anne ... için 50.000,00 TL, baba ... için 50.000,00 TL manevi tazminatın kabulünü karar verilmesini talep etmiştir.<br>\tDavalı ... vekili istinaf dilekçesinde; yerel mahkemece hiç bir itirazları dikkate alınmadan davanın eksik ve hukuka aykırı bilirkişi raporu doğrultusunda kabulüne karar verildiğini, mahkemece ayrı bir kusur raporu alınması gerekirken hesap ve kusur raporununun tek bir bilirkişi raporuyla alındığını, kusura ilişkin bütün itirazlarının göz ardı edildiğini, trafik kazasının hemen sonrasında trafik kaza raporunu tanzim eden trafik görevlilerinin olay yerini, olayın oluşunu yeterince değerlendirmeden alelacele tanzim ettikleri trafik kaza tespit tutanağı hatalı olduğu gibi, ATK raporunda da kusursuz olan davalının asıl kusurlu olduğuna ilişkin görüş ve değerlendirmelerin de gerçeği yansıtmadığını, trafik kaza raporunu ve dosyada mevcut raporun içeriğini ve kusuru kabul etmediklerini, davalı ... Sigorta AŞ tarafından kusura ilişkin olarak uzman bir bilirkişiden rapor alınmış olup, her iki rapor arasında fahiş fark olduğunu, raporlar arasındaki çelişkinin giderilmediğini, Kaza tespit tutanağının kroki sayfası ile kazanın meydana geldiği kavşağın görüldüğü Google haritalar sisteminden temin edilen resimlerden de anlaşılacağı üzere, trafik polisi görevlileri tespit ettikleri kavşağın durumunu tanzim ettikleri kaza tespit tutanağında kroki sayfasında yazı ile “dönel kavşak” olarak yazdıklarını aynı raporda “dönel kavşaklarda dönüş kuralına riayet etmemek” kuralı ihlal edilmiştir diyerek, kavşağın “dönel kavşak” olduğunu tekrar belirttiklerini, bu tespitler ve resimlerdeki kavşakta bulunan trafik işaret levhasına göre de bu kavşağın dönel kavşak olduğunun kesin olduğunun vurgulandığını, bilirkişinin bu tespiti yaptıktan sonra, raporunda devamla; “... Plaka sayılı aracın dönel kavşağa çok önce girdiği,……….... plaka sayılı aracın ilk geçiş hakkını kullanması; ... plakalı aracında kavşakta yavaşlayıp, gerekiyor ise durup diğer araca ilk geçiş hakkını vermesi gerekmesine rağmen vermediği “ tespit edilmiş olmasına rağmen kaza sonrası düzenlenen kaza tespit tutanağında ... plakalı aracın 53/c maddesini ihlal ettiği, KYTK nın 53/c maddesinde araçların dönel kavşak içerisinde nasıl dönüş yapacağını belirtilen hükümlere yer verildiğini ve fakat kavşaktaki geçiş önceliğini belirtmediğini, Kavşaktaki geçiş önceliğini KYTK’nın 57. maddesinde yer verildiğini ve bu sebep ile kavşağın dönel kavşak olarak tespit edilmesi sonucu davalının aracının ilk geçiş hakkının bulunduğu belirlenmesine rağmen kusur değerlendirilmesinin hatalı yapıldığını, delil olarak sunulan özel raporda ... plaka sayılı aracın gerçekleşen kazada KYTK’nın 52/a maddesini ihlal etmiş olması sebebi ile %20 oranında tali kusurlu, diğer araç olan ... Plaka sayılı araç sürücünün ise KYTK’nın 57/a 57/b-6 maddelerini ihlal ederek, aynı kanunun 84. maddesinde belirtilen ve asli kusurlu sayılan hallerden H fıkrasında belirtilen “Kavşaklarda geçiş önceliğine uymama” kusurunu işlediğinden, kazanın oluşumunda %80 oranında asli kusurlu olduğunun belirlendiğini, mahkemenin bu konuda uzman bir bilirkişiden itirazları da dikkate alarak kusur raporu aldıktan sonra hesap raporu alması gerekirken kusura ilişkin hiç bir itirazları dikkate alınmayarak, kaza tespit tutanağındaki tamamen hatalı bir şekilde atıf yapılan kanun maddesine göre kusur ve hesap raporu alınmasının haksız ve hukuka aykırı olduğunu, trafik kazası dönel kavşakta meydana gelmiş olup, ilk geçiş hakkının davalıya ait olduğunu ve desteğin asli kusurlu olduğunu, mahkemece kaza anında araçta bulunan tanıklar dinlenilmiş olup, tanıkların davalının kavşağa yaklaştığında aracı durdurup sağını kontrol ettikten sonra geçiş yaptığını ve müteveffanın kaskının olmadığını beyan ettiğini, davalının kaza tespit tutanağında müteveffanın kaskının olduğuna dair yapılan kodlamanın ne anlama geldiğini bilmediği için o an ki şokun etkisiyle kaza tespit tutanağına imza attığını, davalının maddi ve manevi tazminatla sorumlu tutulmasının hukuka aykırı olduğunu, davalının gidişine göre geçiş noktasını dikkatli ve kontrollü geçerken ve oldukça düşük hızla seyrederken hiçbir kural ihlali yapmadığını olayda kusursuz olduğunu, müteveffanın kavşağa yaklaştığında, ilk geçiş hakkının kavşak içinde olanlara ait olduğunu bildiği ve hızını azaltması gerektiği halde tam aksine hız sınırlarını aşarak çok hızlı bir şekilde motosikleti sürdüğünden, geçiş önceliği kuralını ihlal ederek, hız sınırını aşan ve kaskını takmayan müteveffa ... olayın tam ve tek kusurlusu olduğunu, müteveffanın alkollü olup olmadığı bilgisi dosyada mevcut olmayıp eksik inceleme ile hüküm kurulduğunu, bilirkişi tarafından “ destek süreleri destek payları, gelir durumu” gibi hususların Mahkemece belirlenmesi gerektiğini, bilirkişinin ara karar gereği, kendi belirlediği oran üzerinden bir hesaplama yaptığını, destek oranlarının oldukça yüksek hesaplandığını, müteveffanın evlilik öncesi döneminde dahi %50 oranı üzerinden hesaplama yapılmasının hayatın olağan akışına da aykırı olduğunu, hayatın olağan akışına göre işe başladığı süreden evlenene kadar maaşından anne ve babasından da ayrı olan müteveffanın kendisinin kıyafet, telefon, yeme-içme, gezme vs ihtiyaçlarını karşıladığı düşünüldüğünde annesine babasına bir desteği olamayacağını, müteveffanın evlenene kadar gelirinin en fazla %12,5 ini anne ve babasına ayıracağını, müteveffanın çocuk sahibi olma zamanlarının tespit edilmediğini, hesaplamanın çocuk sahibi olma zamanı gerçeğine göre güncellenmesi de gerektiğini, bilirkişi raporunda yetiştirme gideri ve düğün, çeyiz indirimi yapılmadığını, itirazları göz önüne alınarak yeniden inceleme yapılması gerekirken, mahkemenin eksik ve hatalı bilirkişi raporunu esas alarak hüküm kurmasının haksız ve hukuka aykırı olduğunu,  emekli maaşıyla geçinen davalının hükmedilen manevi tazminatı ödeyebilmesinin mümkün olmadığını, Borçlar Kanununun 51.ve 52 maddeleri gereğince tamamen kusursuz olan davalı aleyhine hükmedilen haksız ve fahiş miktardaki manevi tazminat kararının kaldırılarak reddine karar verilmesi gerektiğini, faiz başlangıç tarihinin de hukuka aykırı ve hatalı olduğunu, kabul anlamına gelmemekle beraber, tazminata hükmedilmesi halinde faiz başlangıç tarihinin dava tarihinden itibaren olması gerektiğini, usulüne uygun bir başvuru bulunmadığından ve bu sebep ile temerrüt gerçekleşmediğinden karar da yer alan faiz başlangıç tarihinin de hukuka aykırı ve hatalı tespit edildiğini belirterek istinaf isteminin kabulü ile yerel mahkeme kararının kaldırılmasına davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>\tDavalı ... Sigorta AŞ vekili istinaf dilekçesinde özetle, itirazları incelenmeden ve eksik bilirkişi incelemesi sonucu verilmiş olduğundan, kararın ortadan kaldırılması gerektiğini, dava konusu uyuşmazlıkta hesap ve kusur raporlarının tek raporda birleştirildiğini, HMK ve diğer usul hükümleri çerçevesinde itiraz hakları engellenerek hukuki dinlenilme hakkı ihlal edildiğini, teknik uzmanlık gerektiren ve bu tarz davalar için olmazsa olmaz kusur incelemesinin gereğinin yerine getirilmediğini, dava dosyasında ayrı bir kusur raporu bulunmadığından 07.01.2020 tarihli bilirkişi raporunun kusur tespitine ilişkin kısmında sigortalı araç sürücüsünü %75 oranında kusurlu olduğu yönünde beyanda bulunulduğunu, fakat iş bu tespiti yapan bilirkişinin teknik olarak bu konuda uzmanlığı bulunmadığının göz ardı edildiğini, raporda sigortalı araç sürücüsüne izafe edilen kusur oranının fahiş ve hatalı olup hesap bilirkişi raporunda yer alan bu kusur oranının kabulünün mümkün olmadığını, mahkemeye kusura ilişkin olarak uzman bir bilirkişiden alınan kusur raporu sunularak, her iki rapor arasında ki fahiş farkın giderilmesi amacıyla, Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinden uzman bilirkişi incelemesi yapılması talep edilmiş olmasına rağmen mahkemece itirazlarının dikkate alınmadığını, dosya içerisinde yer alan belgeler incelendiğinde, uyuşmazlığa konu kaza açısından vefat eden ...’nin sürücüsü olduğu ... plakalı aracı kullanılırken; dönel kavşağa yaklaşırken hızını azaltması, dönel kavşak içerisinde dönüş yapan araca ilk geçiş hakkını vermek üzere gerekiyor ise durması gerekirken durmadığı, dönel kavşaktan çıkan diğer aracın sağ yan tarafından çarpması sonucu kazanın meydana geldiğini, bu sebep ile, aracının bu sürüş hareketine göre KYTK’nın 57A, 57B/6 maddelerini ihlal ederek ve yine KYTK’nın 84.maddesinde belirtilen ve asli kusur sayılan hallerden h fıkrasında belirtilen “Kavşaklarda geçiş önceliğine Uymama” kusurunu işlediğinden kazanın oluşumunda asli kusurlu olduğunun göz ardı edildiğini, davalı sigorta şirketi tarafından kazaya ilişkin olarak, mahkemece rapora karşı itirazlarının dikkate alınmaması sebebiyle, uzman bilirkişiden görüş talep edildiğini , uzman raporunda KTT’nın kroki sayfası ile kazanın meydana geldiği kavşağın görüldüğü Google haritalar sisteminden temin edilen resimlerden de anlaşılacağı üzere,…Trafik polisi görevlileri tespit ettikleri kavşağın durumunu tanzim ettikleri KTT .de kroki sayfasında yazı ile “Dönel Kavşak” olarak yazdıkları, yine aynı raporda “dönel kavşaklarda dönüş kuralına riayet etmemek” kuralı ihlal edilmiştir diyerek, kavşağın “Dönel Kavşak” olduğunu tekrar belirttikleri, bu tespitler ve resimlerdeki kavşakta bulunan trafik işaret levhasına göre de bu kavşağın dönel kavşak olduğunun kesin olduğu vurgulanmış olup devamla; “... plaka sayılı aracın dönel kavşağa çok önce girdiği,……….... plaka sayılı aracın ilk geçiş hakkını kullanması; ... plakalı aracında kavşakta yavaşlayıp, gerekiyor ise durup diğer araca ilk geçiş hakkını vermesi gerekmesine rağmen,” vermediği tespit edilmiş olup, uzman bilirkişi raporunda ayrıca görevli memurlarca kaza sonrası düzenlenen KTT. de ... plakalı aracın 53/c maddesini ihlal ettiğini yazdığını, KYTK’nın 53/c maddesinde araçların dönel kavşak içerisinde nasıl dönüş yapacağını belirtilen hükümlere yer verildiğini ve fakat kavşaktaki geçiş önceliğini belirtmediğini, kavşaktaki geçiş önceliğini KYTK’nın 57. maddesinde yer verildiğini ve bu sebep ile kavşağın dönel kavşak olarak tespit edilmesi sonucu davalı şirketin sigortalısı araç olan ... Plaka sayılı aracın ilk geçiş hakkının bulunduğunu,… KTT’deki atfın hatalı olduğunu da ayrıca tespit ettiğini, bu tespitler sonrasında uzman bilirkişinin ... plaka sayılı aracın gerçekleşen kazada KYTK’nın 52/a maddesini ihlal etmiş olması sebebi ile %20 oranında tali kusurlu olduğunu, diğer araç olan ... Plaka sayılı araç sürücünün ise KYTK’nın 57/a 57/b-6 maddelerini ihlal ederek, aynı kanunun 84. maddesinde belirtilen ve asli kusurlu sayılan hallerden H fıkrasında belirtilen “Kavşaklarda geçiş önceliğine uymama” kusurunu işlediğinden, kazanın oluşumunda %80 oranında asli kusurlu olduğunu belirlediğini, mahkemece hesap bilirkişi raporunda yer alan kusur oranlaması hem olaya hem de hukuka aykırı nitelikte olup, ayrı bir uzmanlık gerektiren ve tespiti zorunlu kusur durumunun eksik inceleme ile geçiştirilerek hüküm verildiğini, zorunlu başvuru şartının yerine getirilmediğine ilişkin itirazlarının da dikkate alınmadığını, davacılarca davalı şirkete yapılan başvuruya istinaden şirket nezdinde hasar dosyası açılmışsa da ibrazı zorunlu ve usulüne uygun evrakların tamamlanmadığını, dolayısıyla şirkete yapılan başvurunun KTK 97 çerçevesinde geçerli ve usulüne uygun bir başvuru sayılmasının mümkün olmadığını, faiz başlangıç tarihinin hatalı olduğunu, kabul anlamına gelmemekle beraber, tazminata hükmedilmesi halinde faiz başlangıç tarihinin dava tarihinden itibaren olması gerektiğini belirterek istinaf isteminin kabulü ile yerel mahkeme kararının kaldırılmasına davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>\tDavalı ... vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; kazaya karışan aracın kazadan iki üç ay önce haricen ... tarafından ...‘e satıldığını, buna kanıt olarak facebook üzerinden satışa dair ilanlar ve satıldığına dair mesajların yerel mahkemeye sunmuş olmasına, ...'ın da aracın kendisine satıldığını kabul etmesine rağmen davalı ... yönünden davanın taraf yoksunluğundan reddine karar verilmesi gerekirken kabulünün yasaya aykırı olduğunu, kusur oranları, maddi ve manevi tazminat yönleriyle kararın yasaya ve hakkaniyete aykırı olduğunu, sunmuş oldukları delillerin hiçbirinin dikkate alınmadığını satış konusunda ... yada eşinin dinlenilmediğini, yerel mahkemece ayrı bir kusur raporu alınmadan hesap ve kusur raporunun tek bir bilirkişi raporuyla alındığını kusura ilişkin bütün itirazlarının göz ardı edildiği, trafik kazasının hemen sonrasında trafik kaza raporunu tanzim eden trafik görevlilerinin olay yerini, olayın oluşunu yeterince değerlendirmeden alelacele tanzim ettikleri trafik kaza tespit tutanağı hatalı olduğu gibi, ATK raporunda da ...’ın asıl kusurlu olduğuna ilişkin görüş ve değerlendirmelerin de gerçeği yansıtmadığını, trafik kaza raporunu ve dosyada mevcut raporun içeriğini ve kusuru kabul etmediklerini, davalı ... Sigorta AŞ tarafından kusura ilişkin olarak uzman bir bilirkişiden rapor alınmış olup, her iki rapor arasında fahiş farkın olduğu açık bir şekilde ortaya çıktığını çelişkinin giderilmediğini, bilirkişi raporuna karşı yapılmış olan tüm itirazlar ve bilirkişi raporundan sonra raporda birçok teknik eksiklik bulunduğu yönünde dosyaya sundukları itirazları değerlendirilmeden karar verildiğini, trafik kazası dönel kavşakta meydana gelmiş olup, ilk geçiş hakkının ...'a ait olduğunu, trafik görevlileri tarafından tutulan kaza tespit tutanağında, olayın dönel kavşakta meydana geldiği belirtilmiş olmasına rağmen tamamen hatalı kanun maddesine atıf yapıldığı için olayda davalının asli kusurlu olarak tespit edildiğini  müteveffanın kaskının olmadığı tanıklarca beyan edilmesine rağmen bu durumun kusur oranı belirlenirken dikkate alınmadığını, ...’in ve ...'ın maddi ve manevi tazminatla sorumlu tutulmasının hukuka aykırı olduğunu, müteveffanın alkollü olup olmadığı bilgisi dosyada mevcut olmayıp eksik inceleme ile hüküm kurulduğunu, bilirkişi tarafından “ destek süreleri destek payları, gelir durumu” gibi hususların mahkemece belirlenmesi gerektiğini, ancak bilirkişinin ara karar gereği, kendi belirlediği oran üzerinden bir hesaplama yaptığını, desteğin Ankara gibi bir şehirde geçinmesi bile bir mucize olup maaşının yarısını ailesine vermesinin bu şartlar altında imkansız olduğunu, manevi tazminatın yüksek olduğunu müteveffanın babasıyla olan ilişkisinin iyi olmadığını, bırakın maddi olarak babasına para göndermeyi babası ile aralarının bozuk olduğu ve görüşmediklerinin bizzat davalıya hastanede babası tarafından söylendiğini,  faiz başlangıç tarihinin de  hatalı olduğunu, kabul anlamına gelmemekle beraber, tazminata hükmedilmesi halinde faiz başlangıç tarihinin dava tarihinden itibaren olması gerektiğini belirterek istinaf istemenin kabulü ile yerel mahkeme kararının kaldırılmasına davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>\tDELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE<br>\tDavacılar vekili ile davalılar vekillerinin HMK’nın 355 maddesi gereğince istinaf sebepleri ile bağlı olarak, dosya içerisindeki bilgi ve belgeler, mahkeme kararının gerekçesi, dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesi ile yapılan inceleme sonunda; <br>\tDava kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı ile manevi tazminat istemine ilişkindir. <br>\tDavacılar vekili, 18.04.2019 tarihinde davalılardan ...’a ait, ... Sigorta AŞ’ne zorunlu mali mesuliyet sigorta poliçesi ile sigortalı ...’ın sevk ve idaresindeki ... plakalı araçla davacıların oğlu ...’nin sevk ve idaresindeki ... plakalı motosiklete çarpması sonucu ...’ın kazaya bağlı olarak 21.05.2019 tarihinde vefat ettiğini, davalı sigorta şirketine 19.07.2019 tarihinde başvurmalarına rağmen ödeme yapılmadığını belirterek HMK 107 madde gereğince şimdilik davacı anne için 100 TL baba için 100 TL destekten yoksun kalma tazminatının davalı sigorta şirketi yönünden temerrüt, işleten ve sürücü yönünden kaza tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte, evlatlarını kaybeden davacı anne için 50.000 TL baba için 50.000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek avans yasal faizi ile birlikte sigorta şirketi dışındaki davalılardan müştereken ve mütesilsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiş; 06.02.2020 tarihli bedel arttırım dilekçesi ile talebinin davacı anne yönünden 71.612,03 TL’ye baba yönünden 48.561,24 TL’ye yükseltmiş, mahkemece desteğin %25, davalı araç sürüsünün %75 kusurlu olduğu gerekçesiyle davacıların maddi tazminat davasının kabulü ile; davacı ... için 71.612,03-TL, ... için 48.561,24-TL destekten yoksun kalma tazminatının davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine, hükmedilen tazminata sigorta şirketi yönünden 02.08.2019 tarihinden, diğer davalılar yönünden 18.04.2019 tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine, sigorta şirketinin poliçe limiti ile sorumlu tutulmasına, davacıların manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile; ... için 20.000,00-TL, ... için 20.000,00-TL manevi tazminatın 18.04.2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ... ... ve ...'tan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine dair verilen karara karşı davacılar vekili kusur oranı ve manevi tazminat miktarının düşük olduğuna; davalı sigorta şirketi vekili kusur oranına, dava öncesi usulüne uygun başvuru yapılmamasına ve faiz başlangıcına, davalı ... vekili, işleten sıfatına, kusur ve müterafik kusur oranına, maddi ve manevi tazminat miktarına ve hesaplama yöntemine, faiz başlangıcına, davalı ... vekili, kusur ve müterafik kusur oranına, maddi ve manevi tazminat miktarına ve hesaplama yöntemine, faiz başlangıcına yönelik istinaf sebepleri ileri sürmüşlerdir.<br>\tDavalı ... Sigorta AŞ vekili, davacılar tarafından davadan önce sigorta şirketine usulüne uygun başvuru yapılmadığını, davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini ileri sürmüş ise de; dava açılmadan önce sigorta şirketine başvuruyu düzenleyen 2918 sayılı KTK’nın 97. Maddesinde; “sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması” gerektiği belirtilmiş, bu yazılı başvuruya eklenmesi zorunlu ve dava şartı olan başvurunun yapılmamış sayılmasına neden olacak belgeler belirtilmemiştir. Dosya kapsamına göre, davalının da kabulünde olduğu gibi, dava açılmadan önce, davacılar tarafından, davalı sigorta şirketine 19.07.2019 tarihinde yapılan başvurunun davalıya 22.07.2019 tarihinde tebliğ edilerek hasar dosyasının açıldığı anlaşıldığından, KTK’nın 97. maddesinde belirtilmeyen belgelerin ibraz edilmemesi nedeniyle dava şartının yerine getirilmediğine ilişkin itirazı ile temerrüt tarihi olan 02.08.2019 tarihinden itibaren maddi tazminata yasal faiz uygulanmasına ilişkin itirazı yerinde görülmemiştir.<br>\tDavalı ... vekili kazaya karışan ... plakalı aracın ... tarafından dava konusu trafik kazasından iki üç ay önce haricen davalı ...’e satıldığı, ...’in işleten sıfatı bulunmadığını ileri sürülmüştür.<br>\tİşleten tanımı, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 3. maddesinde “Araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehni gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişidir. Ancak ilgili tarafından başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu ispat edilirse, bu kimse işleten sayılır.” şeklinde yapılmıştır. 2918 sayılı KTK'nın 3. maddesinde işleten sıfatının belirlenmesinde şekli ve maddi ölçüt olmak üzere iki ayrı ölçüden yararlanılmıştır. Şekli ölçüye göre trafik sicilinde malik görülen kişi işletendir. Maddi ölçüye göre ise, trafik sicilinde adı geçen kişinin önemi bulunmamakta olup önemli olan araç üzerindeki fiili hakimiyet, araçtan ekonomik yarar sağlama, masraf ve rizikolara katlanma gibi ölçütlerdir. İşletenin belirlenmesinde doktrin ve Yargıtay'ın kabul ettiği görüş maddi ölçüdür.<br>\t2918 sayılı KTK'nın 85. maddesi “Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar.” hükmünü içermektedir.<br>\tBu yasal düzenleme karşısında, kazaya karışan araçların meydana getirdikleri zararlardan araç sahiplerinin hukuken sorumlu olacağı ilkesi benimsenmiş ise de, bu araçların sahipleri tarafından herhangi bir sebeple yararlanılmasının bir başka kimseye devir edilmesi halinde (çok kısa bir süre olmaması kaydıyla), artık üzerindeki fiili hakimiyetin kalmaması ve bu sebeple ekonomik yönden de bir yararlanma olanağının kalktığı durumlarda, o aracı kaza sırasında fiili hakimiyeti altında bulunduran ve ondan iktisaden yararlanan kimsenin işleten sıfatıyla meydana gelen zarardan sorumlu tutulması gerekip, bunun sonucu olarak da araç malikinin sorumlu tutulmaması gerekecektir. Gerek doktrinde, gerekse Yargıtay'ın uygulamalarında, işleten sıfatının belirlenmesinde araç üzerinde fiili hakimiyet ve ekonomik yararlanma unsurlarının birlikte bulunması ve fiili hakimiyetin uzun süreli olması gerekmektedir. Ancak bu konuda getirilecek delillerin üçüncü kişileri bağlayabilecek nitelikte ve güçte olması, özellikle zarara uğrayanların haklarını halele uğratacak bir sonuç yaratmaması şarttır.<br>\tBunun yanında, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 20/d maddesinde “Tescil edilmiş araçların her çeşit satış ve devirleri, satış ve devri yapılacak araçtan dolayı motorlu taşıtlar vergisi, gecikme faizi, gecikme zammı, vergi cezası ve trafik idari para cezası borcu bulunmadığının tespit edilmesi ve taşıt üzerinde satış ve/veya devri kısıtlayıcı herhangi bir tedbir veya kayıt bulunmaması halinde, araç sahibi adına düzenlenmiş tescil belgesi veya trafik tescil kayıtları esas alınarak noterler tarafından yapılır. Noterler tarafından yapılmayan her çeşit satış ve devirler geçersizdir.” hükmünü içermektedir. Görüldüğü gibi Yasa'nın 20/d maddesinde tescil edilmiş araçların her çeşit satış ve devirlerinin ancak noterler tarafından yapılacağı hükmüne yer verilmiştir. Ancak böyle bir satış ve devir işlemi, araç üzerindeki mülkiyet hakkını devre elverişlidir. Bu devrin yöntemince aracın kayıtlı olduğu tescil müdürlüğüne bildirilmemesi yüzünden aracın tescil kaydında bir değişiklik yapılmaması satışa konu aracın mülkiyetinin geçişini engellemez ise de, anılan yasa maddesinde belirtilen türden resmi bir satış ve devir işlemi yapılmaksızın, satış işlemine dayalı olarak işleten sıfatının ve araç üzerindeki mülkiyet hakkının devredildiğinin kabulü mümkün değildir.<br>\tSomut olayda; kaza 18.04.2019 tarihinde meydana gelmiş olup davalı ... kaza tarihi itibariyle kayıt malikidir. Bu durumda yukarıda anılan 2918 sayılı KTK'nın 3. maddesi ve 20/d maddesi birlikte göz önünde bulundurulduğunda, aracın maliki olan davalı ... tarafından aracın kanunen aranan resmi şekle uygun olarak satışının yapıldığını gösterir herhangi bir kaydın bulunmadığı, haricen satım hususunu kabulünün 3. kişi konumunda bulunan davacılara karşı ileri sürülmesinin mümkün olmadığı, araç işleteni sıfatı devam eden davalı ...’ın zarardan sorumlu olduğundan aleyhine hüküm tesisinde bir isabetsizlik bulunmamıştır. <br>\tDavacılar vekili ile davalılar vekili kusur oranına itiraz etmişlerdir. Somut olayda kaza tespit tutanağı, hazırlık aşamasında alınan ATK’nın 28.06.2019 tarihli raporu istinaf aşamasından geçerek kesinleşen Ankara 41.Asliye Ceza Mahkemesinin 28.04.2022 tarih 2019/679 Esas, 2022/333 Karar sayılı ilamı, eldeki davada alınan 07.01.2020 tarihli bilirkişi raporundan 18.04.2019 günü saat 18:30 sıralarında Ankara Altındağ ilçesi Karacaören mahallesi TOKİ Konutları Ego Otobüslerinin son durak kavşağında, sürücü ...’ın sevk ve idaresindeki ... plakalı aracı ile Pursaklar istikametinden EGO otobüsleri son durak kavşağına gelerek dönel kavşaktan sola 1538 cadde istikametine geçmek istediği esnada, sağ tarafından 1538 cadde istikametinden 1599 cadde Pursaklar istikametine seyir halinde bulunan sürücü ...’nin sevk ve idaresindeki ... plakalı motosikletinin ön kısımları ile ... plakalı aracın sağ ön tekerlek kısmına çarpması sonucu yaralanmalı ve maddi hasarlı trafik kazasının meydana geldiği, trafik kazası sonucu motosiklet sürücüsünün yaralandığı, kaza sonrası hastaneye sevk edildiği tedavisi devam ederken 21.05.2019 günü hayatını kaybettiği, trafik kazasının meydana geldiği yerin meskun mahal, bölünmüş yol, cadde ve asfalt kaplama, eğimsiz düz yol olup dört yönlü kavşak, gündüz, havanın açık ve yol yüzeyinin kuru, şerit çizgileri mevcut, dönel kavşak içerisinde, dönel kavşak uyarı levhalarının bulunduğu, 2 şeritli yolun 8 metre genişliğinde olduğu, motosiklet sürücüsünün geldiği yol üzerinde kavşağa yaklaşık 100 metre kala 30 Km. “Azami hız levhası”nın, 50 metre kala “Anayol Tali yol Kavşak levhası”nın bulunduğu, 1599 cadde ve 1538 cadde hız limitinin 50 Km. olduğu, sürücü ...’nin, sevk ve idaresindeki motosiklet ile meskun mahalde bölünmüş yolda seyri esnasında, olay mahalli kavşağı geldiğinde, kavşağa hızını azaltarak müteyakkız biçimde yaklaşmayarak, bu haliyle karşı istikametten gelip kavşaktan sola dönerek seyir yoluna çıkan ve kendisine ilk geçiş hakkını bırakmayan sürücü ...'ın kullandığı otomobil ile çarpıştığı olayda, dikkat ve özen yükümlülüklerine aykırı hareketi ile 2918 Sayılı KTK’nın 52/A maddesi gereğince tali kusurlu (%25 oranında ); sürücü ..., sevk ve idaresindeki otomobil ile meskun mahalde bölünmüş yolda seyri esnasında olay mahalli kavşağı gelip, sola dönüş yaptıktan sonra karşı yola girmeden, orta adada kavşak depolama alanında durup, sağından gelen ve doğru seyretmekte olan motosikletin geçişini beklemesi gerekirken, aksine sağdan gelen trafiği kontrol etmeden dikkatsiz ve hatalı biçimde yola girmesi sonucu, ilk geçiş hakkını bırakmayarak önünü kapattığı sürücü ...'nin kullandığı motosikletle çarpıştığı olayda, dikkatsizliği, tedbirsizliği ve kurallara aykırı hareketi ile 2918 Sayılı KTK’nın 53/B ve 84/F maddeleri gereğince asli kusurlu (%75 oranında )olduğu, ...’nin kaza sırasında kaskının bulunduğu, alkollü olduğu yönünde bir tespit bulunmadığını belirlenmiş olması nedeniyle bilirkişi raporları olayın oluş şekli ve dosya kapsamına uygun olmakla mahkemece benimsenmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından davacılar vekili ile davalılar vekillerinin kusura ve müterafik kusura ilişkin istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. <br>\tDavalılar ... ve ... vekili faiz başlangıcının kaza tarihinden değil dava tarihinden olması gerektiğini ileri sürmüştür.<br>\tSomut olayda uyuşmazlık, haksız fiilden kaynaklanmaktadır. Haksız fiil faili, ihtar ve ihbara gerek olmaksızın, zararın doğduğu anda, başka bir anlatımla haksız fiil tarihinden itibaren zararın tamamı için temerrüde düşmüş sayılır. Dolayısıyla zarar gören, haksız eylem tarihinden itibaren temerrüt faizi isteme hakkına sahiptir. O halde, faiz başlangıcının, davalı sürücü ve malik yönünden kaza tarihinden başlatılmasında bir isabetsizlik bulunmadığından davalılar vekilinin faiz başlangıcına ilişkin istinaf sebebinin reddi gerekmiştir. <br>\tDavalılar ... ve ... vekili, desteğin geliri, destek payları ve süreleri, çocuk sayısı, yetiştirme giderinin hatalı hesaplandığını ileri sürmüştür. <br>\t6098 sayılı TBK'nın 53. maddesi gereğince, Ölüm hâlinde ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıpları zarar sorumlularından tahsilini talep edebilir. Destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan zarardır. Buradaki amaç, destekten yoksun kalanların, desteğin ölümünden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunmasıdır. Olaydan sonraki dönemde de, destek olmasa bile, onun zamanındaki gibi aynı şekilde yaşayabilmesi için muhtaç olduğu paranın ödettirilmesidir. Haksız bir eylem sonucu desteğini yitiren kimse TBK'nın 53. maddesine dayanarak uğradığı zararın ödetilmesini isteyebilir.<br>\tDestekten yoksun kalanların destek paylarını belirlerken desteğin gelirinin bir kısmını kendisine bir kısmını da eş ve çocukları ile anne ve babasına ayıracağı varsayılmalıdır. Bunun dışında destekten yoksun kalanlardan bir kısmının davacı olup diğer kısmının davacı olmadığı durumda talepte bulunmayan destek görenlerin paylarının da hesaplamada göz önünde tutulması gerekmektedir. <br>\tDestekten yoksun kalma tazminatının hesaplanmasında, destek payları doğru belirlenerek, destekten yoksun kalanlara müteveffanın sağlığında sağlamış/sağlayacak olduğu yardımın miktarı da doğru şekilde hesaplanmalıdır. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin kabul görmüş pay esasına göre; çocuksuz durumda destek, desteğin gelirini eşi ile ortak paylaşacağı varsayımına dayalı olarak, gelirden desteğin %50 ve eşin %50 pay alacağı kabul edilmektedir. Çocukların eş ile birlikte destek payı alacağı durumda ise destek gelirden eşi ile birlikte 2’şer pay alırken çocuklara birer pay verileceği, yine eş ve çocuklar ile anne - babanın pay alacağı durumlarda desteğe 2 pay, eşe 2 pay, çocukların her birine 1’er pay, anne ve babaya 1’er pay ayrılarak, böylece gelirin tamamının dağıtılacağı esasına dayalıdır. Çocukların sayısı arttıkça hem desteğe ayrılan pay, hem de eş ve çocuklar ile anne ve babaya ayrılacak paylar düşecektir. Çocukların destekten çıkması ile birlikte destekten çıkan çocuğun payları destek, eş ve diğer çocuklara dağıtılacak, anne ve babaya verilmeyecektir. Böylece geriye kalan eş ve çocukların payları ile desteğin payı artacaktır. Bu pay esası Türk aile sistemine uygun düşmektedir. Çünkü Türk aile sisteminde desteğin geliri aile bireyleri tarafından birlikte paylaşılmakta, aile bireyleri arttıkça gelirden alınacak pay düşmekte, aile bireyi azaldıkça da gelirden alınacak pay yükselecektir. Anne ve babadan birinin destekten çıkması ile payı diğerine aktarılacak, anne ve baba ile çocukların tamamının destekten çıkması durumunda ise yine çocuksuz eş gibi desteğe 2 pay, eşe 2 pay esasına göre %50 pay desteğe, %50 pay eşe verilerek varsayımsal olarak gelir paylaştırılarak tazminat bu ilkelere göre hesaplanmalıdır. <br>\tYargıtay'ın yerleşik uygulamalarına göre; çocuklar için destekten yoksun kalacakları sürenin belirlenmesinde yaşları, okuldaki eğitim durumları, içinde yaşadıkları sosyal ve ekonomik koşulların ayrı ayrı değerlendirilmesi, yükseköğrenim yapacaklar ise, 25 yaşının doldurulmasına kadar; yükseköğrenim yapmamakta ise yerleşik ve kabul gören uygulamaya göre, erkek çocukları için 18 yaşın, kız çocukları için 22 yaşın desteğin sona ereceği yaş olarak kabul edilerek hesaplama yapılması gerekmektedir.<br>\tHükme esas alınan 07.01.2020 tarihli aktüer bilirkişi raporunda ... doğumlu ...'nin, 18.04.2019 tarihinde meydana gelen kaza nedeniyle, 21.05.2019 tarihinde (bekar olarak) vefat ettiği, geriye hak sahibi olarak 15.02.1970 doğumlu davacı anne ... ile 01.04.1966 doğumlu baba ...'nin kaldığı, müteveffa ...'nin, davaya konu olayda, başkalarının geçimini eylemli ve düzenli olarak sağlayan veya geçimine katkıda bulunan ya da ileride geçimini sağlaması/katkıda bulunması kuvvetle muhtemel olan kişi olarak tanımlanan destek olduğu ... doğumlu müteveffa ...’nin ölüm tarihi itibariyle (20) yaşında hesaplama tarihi (07.01.2020) itibarıyla 21 yaşında olup TRH 2010 bakiye yaşama tablosuna göre muhtemel bakiye ömrünün 54 yıl olup, 74 yaşına kadar yaşama ihtimali bulunduğu, desteğin annesi ...‘nın 15.02.1970 doğumlu ölüm tarihi itibariyle 49 yaşında, hesaplama tarihinde 50 yaşında olup TRH 2010 yaşam tablosuna göre bakiye ömrü 31 yıl olup, 80 yaşına kadar yaşama ihtimali olduğu, destekten yoksun kalan annenin bakiye ömrü müteveffanın bakiye ömründen kısa olduğundan destek süresinin kendi ömrüyle sınırlı olduğu ve müteveffanın aktif döneminde geçtiği desteğin babası ...‘nin 01.04.1966 doğumlu olup ölüm olay tarihi itibariyle 53 yaşında, hesaplama-rapor tarihi itibarıyla 54 yaşında olduğu, TRH 2010 (E) bakiye yaşama tablosuna göre muhtemel bakiye ömrü 23 yıl olup, 76 yaşına kadar yaşama ihtimali bulunduğu, destekten yoksun kalan babanın bakiye ömrü müteveffanın bakiye ömründen kısa olduğundan destek süresinin kendi ömrüyle sınırlı olduğu ve müteveffanın aktif döneminde geçtiği, destek olay tarihinde yaklaşık 20 yaşında olup, henüz evlenmeden bekar olarak vefat ettiği, Yargıtay'ın yerleşik kararlarında, müteveffanın evlenme ve çocuk sahibi olma ihtimaline göre destek paylarının değiştiği, Yargı içtihatları gereği, desteğin, 18 yaşına gelmesi ile birlikte gelir elde edeceği ana ve babasına destek olacağı, ancak ileriki yaşlarda (desteğin) çocuğun büyüyerek evleneceği ve en az iki çocuğunun olacağı gelirinin bir kısmını ana ve babasına da ayıracağının varsayıldığı, somut olayda desteğin 21 yaşında askere gideceği ve 6 ay askerlik yapacağı, (bu dönemde gelir elde edemeyeceği için, anne-babaya destek olamayacağı), müteveffanın 23 yaşında evleneceği, evlenme öncesi davacıların yanında kaldığı dönemde onlara olan desteğinin yüksek olacağı (%50 destek %25 anne,%25 baba )evlenmesini müteakip yaklaşık iki yıl arayla, 25 yaşında birinci çocuğunun, 27 yaşında ikinci çocuğunun olacağı, çocukların (erkek çocuğun 18, kız çocuğun 22 yaşı hitamına kadar olmak üzere ortalama) 20 yaşı hitamlarına kadar babalarının desteğini alacakları, bu suretle davacıların destek paylarının azalarak asgariye düşeceği, davacıların kendi muhtemel ömür sonuna kadar destekten yararlanacakları desteğin evleninceye kadar gelirinin yarısını kendi ihtiyaçları yarısını da anne ve babası için ayıracağı varsayılarak bu dönemde desteğe iki, anne ve babaya birer pay vermek suretiyle desteğin tüm gelirine oranlandığında evlenmeden önceki dönem içinde anne ve babaya %25 pay verilmesi gerektiği, desteğin ileride evlenmesi ile birlikte desteğe iki eşe iki anne ve babaya birer pay vererek yine desteğin tüm gelirinin oranlanarak anne ve babaya %16'şar pay ayrılması, desteğin bir çocuğunun olması durumunda iki pay desteğe iki pay eşe bir pay çocuğa ve birer pay anne ve babaya ayrılmak suretiyle desteğin tüm gelirine oranlandığında anne ve baba için %14'er pay verilmesi daha sonra ikinci çocuğun doğacağı varsayılarak bu kez desteğe iki, eşe iki, çocukların her birine birer ve anne ve babaya birer pay verilerek desteğin tüm gelirine oranlanarak anne ve babaya % 12,5'er pay verilmesi gerektiği, daha sonra anne ve babadan yaşam tablosuna göre hangisi destekten çıkacaksa kalan kişiye diğerinin payının ilave edilerek destek tazminatlarının hesabının yapıldığı, desteğin 20 yaşında ölmesi nedeniyle yetiştirme gideri düşülmemesi, desteğin gelirinin SGK kayıtlarına uygun olarak asgari ücret üzerinden hesaplanması, destek payları ve sürelerinin Yargıtay uygulamalarına göre belirlenmesi  nedeniyle 07.01.2020 tarihli aktüer raporunun hükme esas alınmasında bir isabetsizlik görülmediğinden ve dairemiz tarafından yazılan yazıya SGK tarafından verilen cevapta davacılara peşin sermaye değerli gelir bağlanmadığının bildirilmiş olmasına göre  davalılar ... ve ... vekilinin anılan yönlere ilişkin istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.<br>\tDavacılar vekili manevi tazminatın düşük olduğunu, davalılar ... ve ... vekili yüksek olduğunu ileri sürmüştür.<br>\t6098 sayılı TBK. 56. maddesi hükmüne göre, hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Manevi tazminat, zarara uğrayanda, manevi huzuru gerçekleştirecek ve tazminata benzer bir fonksiyonu da olan özgün bir nitelik taşır. Manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. Zarar görenin zenginleşmemesi, zarar sorumlusunun da fakirleşmemesi gerekmektedir. Takdir edilecek miktarın, mevcut halde elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.6.1976 günlü ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde de takdir edilecek manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden, hakim bu konuda takdir hakkını kullanır iken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.<br>\tManevi tazminat zenginleşme aracı olmamakla beraber, bu yöndeki talep hakkındaki hüküm kurulurken olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amaçlanmalı ve bu sebeple tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli de gözönünde tutularak, hak ve nesafet kuralları çerçevesinde bir sonuca varılmalıdır. Zira, Türk Medeni Kanununun 4. maddesinde, kanunun takdir hakkı verdiği hallerde hakimin hukuka ve hakkaniyete göre hükmedeceği öngörülmüştür.<br>\tKesinleşmiş ceza ve eldeki davadaki bilirkişi raporları, davalı ...’ın kavşaklarda geçiş önceliğine uymaması nedeniyle davacıların oğlunun ölümüne neden olduğu 18.04.2019 tarihli kazada, davalı sürücünün asli kusurlu, davacıların oğlu ...‘ın tali kusurlu olduğu, olay tarihi, zararın ağırlığı, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, kaza tarihindeki (2019) paranın alım gücü göz önünde bulundurulduğunda, davacılar yönünden belirlenen tazminat miktarının hak ve nesafet kuralları çerçevesinde bir miktar daha yüksek olması gerektiği sonuç ve kanaatine varılarak davalılar ... ve ... vekilinin manevi tazminatın miktarına yönelik istinaf sebebinin reddine, davacılar vekilinin manevi tazminatın miktarına yönelik istinaf isteminin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davacı anne ve baba için ayrı ayrı 40.000'er TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılar ... ve ...’dan müştereken ve müteselsilen tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine, davacılar arasında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunduğundan kabul ve reddedilen miktar üzerinden davacılar ve davalılar lehine ayrı ayrı vekalet ücreti takdir edilmek üzere HMK’nın 353/1.b.2. maddesi gereğince yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına karar vermek gerekmiştir.<br>\tHÜKÜM : Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;<br>\tI-Davalılar ..., ... ve ... Sigorta AŞ vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,<br>\tII-Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile; ilk derece mahkemesi kararın KALDIRILMASINA, <br>\tHMK’nın 353/1.b.2.maddesi gereğince YENİDEN ESAS HAKKINDA HÜKÜM KURULMASINA,<br>\tBuna Göre; <br>\t1-Davacıların maddi tazminat davasının kabulü ile; davacı ... için 71.612,03-TL, ... için 48.561,24-TL destekten yoksun kalma tazminatının davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine, hükmedilen tazminata sigorta şirketi yönünden 02.08.2019 tarihinden, diğer davalılar yönünden 18.04.2019 tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine, sigorta şirketinin poliçe limiti ile sorumlu tutulmasına,<br>\t2-Davacıların manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile; ... için 40.000,00-TL, ... için 40.000,00-TL manevi tazminatın 18.04.2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ... ... ve ...'tan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine, Fazlaya ilişkin istemin reddine,<br>\t3-Maddi tazminat yönünden alınması gerekli 8.209,03 TL harçtan 410,00 TL ıslah harcının mahsubu ile kalan 7.799,03 TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak hazineye gelir kaydına, <br>\t4-Manevi tazminat yönünden alınması gerekli 5.464,80 harçtan 342,24 TL peşin harcın mahsubu ile kalan 5.122,56 TL harcın davalılar ... ve ...'tan müştereken ve müteselsilen alınarak hazineye gelir kaydına, <br>\t5-Davacı tarafından yapılan 236,10 TL posta ve tebligat gideri, 1.000,00 TL bilirkişi ücreti, dava açılırken ödenen 386,64 TL yargılama harcı ve 410,00 TL ıslah harcı olmak üzere toplam 2.032,74 TL yargılama giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya ödenmesine, <br>\t6-Maddi tazminat yönünden kendisini vekille temsil ettiren davacı ... yararına hüküm tarihinde yürürlükte olan AAÜT gereğince takdir ve tespit edilen 10.109,56 TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ...'ya verilmesine, <br>\t7-Maddi tazminat yönünden kendisini vekille temsil ettiren davacı ... yararına hüküm tarihinde yürürlükte olan AAÜT gereğince takdir ve tespit edilen 7.112,96 TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ...'ye verilmesine, <br>\t8-Kabul edilen manevi tazminat yönünden kendisini vekille temsil ettiren davacı ... yararına hüküm tarihinde yürürlükte olan AAÜT gereğince takdir ve tespit edilen 17.900 TL vekalet ücretinin davalılar ... ve ...'dan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ...'ya verilmesine, <br>\t9-Kabul edilen manevi tazminat yönünden kendisini vekille temsil ettiren davacı ... yararına hüküm tarihinde yürürlükte olan AAÜT gereğince takdir ve tespit edilen 17.900,00 TL vekalet ücretinin davalılar ... ve ...'dan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ...'ye verilmesine, <br>\t10-Reddedilen Manevi tazminat yönünden kendisini vekil ile temsil ettiren davalı ... yararına AAÜT gereğince takdir ve tespit edilen 10.000 TL vekalet ücretinin davacılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davalı ...'a ödenmesine,<br>\t11-Reddedilen Manevi tazminat yönünden kendisini vekil ile temsil ettiren davalı ... yararına AAÜT gereğince takdir ve tespit edilen 10.000 TL vekalet ücretinin davacılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davalı ... 'a ödenmesine,<br>\t12-Arabuluculuk Kanununun 18/A(13). maddesi uyarınca karar tarihinde yürürlükte bulunan Arabuluculuk Ücret Tarifesi uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 1.320,00 TL arabuluculuk giderinin manevi tazminat isteminin arabuluculuğa tabi olmaması nazara alınarak davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak hazineye gelir kaydına,<br>\t13-Taraflarca yatırılan gider avansından kullanılmayan kısmın karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine, <br>\tIII-İstinaf Başvurusu Nedeniyle Yapılan Harç Ve Masraflar Yönünden; <br>\t1-Davalılardan Harçlar Kanunu gereğince 10.941,43 TL karar ve ilam harcından peşin yatırılan 2.735,36 TL +2.681,00 TL+ 2.052,25 TL harcın mahsubu ile kalan 3.473,18 TL harcın davalılardan sigorta şirketinin sorumluluğu 2.106,98 TL ile sınırlı olmak üzere  müştereken ve müteselsilen  tahsili ile  hazineye gelir kaydına, <br>\t2-Davalılar ... Sigorta AŞ,... ve ... tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerlerinde bırakılmasına,<br>\t3-Davacılar tarafından yatırılan 54,40 TL istinaf karar ve ilam harcının istek halinde davacılara iadesine,<br>\t4-İstinaf başvurusu nedeniyle davacılar tarafından yapılan 120,50 TL. yargılama giderlerinin davalılar ... ve ...’dan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara ödenmesine,<br>\t5-Davacılar ve davalılar tarafından yatırılan delil ve gider avansından kullanılmayan kısmın HMK.nın 333. maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde yatırdıkları oranda davacılar ve davalılara iadesine, <br>\t6-Karar tebliği, harç mahsup, iade ve tahsil işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,<br>\tDosya üzerinden yapılan inceleme sonunda HMK’nın 362/1.a maddesi gereğince miktar itibariyle KESİN olmak üzere 07.02.2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi. <br><br>\t\t\t\t<br><br>Başkan <br>Üye <br>Üye <br>Katip <br> <br>    * Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümleri gereğince elektronik imza ile imzalanmıştır.  <br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"95d9004c0cdf791b","SID":"41d0d96accb387d4"}}