{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C. <br>İSTANBUL <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ <br>13. HUKUK DAİRESİ <br>DOSYA NO: 2021/1681 <br>KARAR NO: 2024/335 <br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A <br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I <br>İNCELENEN KARARI VEREN <br>MAHKEME: İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ <br>TARİHİ: 07/04/2021 ( Gerekçeli Karar ) ( Davacı ... davalı istinafı )   09/07/2021 ( Ek Karar ) ( Davalı istinafı ) <br>DOSYA NUMARASI: 2014/1395 Esas - 2021/312 Karar <br>DAVA: Tazminat <br>KARAR TARİHİ: 22/02/2024 <br>İlk Derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından, ek karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: <br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde, dava dışı ... A.Ş.'ye ait emtiayı sigortaladıklarını, söz konusu emtianın davalı ...  A.Ş. tarafından taşındığını, taşınan emtiadan 27 koli, 311,69 kg ağırlığında 34.100,41 USD bedelli kısmının 26.06.2013 tarihinde İngiltere'de depodayken çalındığını, çalınan emtianın yenileri alınarak sigortalıları olan dava dışı ... A.Ş.'ye gönderildiğini, sigortalı şirkete ait emtianın fatura toplamının 72.797,15 TL olduğunu, zararın karşılanması için davalıya başvuruda bulunmalarına karşılık ödeme yapılmadığını, bu nedenle dava açtıklarını belirtmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde, acente sıfatıyla hareket ettiği için husumet itirazında bulunmuştur. Davanın CMR Konvansiyonu m. 32'ye göre bir yıllık süre içinde açılmamış olması nedeniyle zamanaşımı definde bulunmuştur. Davacı ... şirketinin sigorta poliçesini dosyaya sunmadığı gerekçesiyle davacının dava ehliyetinin bulunmadığı itirazında bulunmuştur. Davanın esasına ilişkin olarak da hırsızlık olayının taşıma sırasında kendi kusurlarından değil emtianın depoda bulunduğu esnada kaynaklandığını, bundan da kendilerinin sorumlu olmadığını, bu nedenle de meydana gelen zarardan sorumluluklarının bulunmadığını, sorumlulukları yoluna gidilecekse eğer CMR hükümlerine göre azami sorumluluk miktarının esas alınması gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 07/04/2021 tarih ve 2014/1395 Esas - 2021/312 Karar sayılı kararı ile; \" Dava, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 1472 göre sigorta şirketinin halefiyet yoluyla ödenmiş sigorta tazminatı alacağı davasıdır. Davacı taraf, sigorta poliçesini, hasar dosyasını, taşınan emtiaya ilişkin fatura ve sevk irsaliyesini, navlun faturasını, ekspertiz raporunu, ödeme dekontunu ve bilirkişi incelemesini delil olarak sunmuştur. Davalı taraf, taşıma senedini, zeyilnameyi, ticari defterlerini, tanık beyanlarını, keşif ve bilirkişi incelemesini delil olarak sunmuştur. Dava, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 1472 göre sigorta şirketinin halefiyet yoluyla ödenmiş sigorta tazminatı alacağı davasıdır. Davalının acente sıfatıyla hareket etmiş olmaları nedeniyle kendilerine husumet yöneltilemeyeceğine ilişkin husumet itirazı 6102 sayılı TTK m. 109'da yer alan \"Acente, kusursuz olduğunu ispat etmediği takdirde özellikle, müvekkili hesabına saklamakta olduğu malın veya eşyanın uğradığı hasarlardan sorumludur.\" hükmü uyarınca davalının acente olarak kabulü halinde dahi acenteliğini üstlendiği kişinin hesabına saklamakta olduğu malın veya eşyanın uğradığı hasarlardan sorumlu olduğu kabul edilerek reddedilmiştir. Davalının davacı tarafın sigorta poliçesini dosyaya sunmamış olması nedeniyle dava ehliyeti bulunmadığı yönündeki itirazı davacının kendi sigortalısı ile yaptığı sigorta poliçesini dosyaya sunmuş olması nedeniyle reddedilmiştir. Davalının davanın CMR Konvansiyonu m. 32'ye göre bir yıllık süre içinde açılmamış olması nedeniyle ileri sürdüğü zamanaşımı defi dava konusu olayın 6098 sayılı TBK m. 72'ye göre iki yıllık zamanaşımı süresine bağlı olması ve hırsızlık olayının 26.06.2013 tarihinde gerçekleşmesinden sonra davanın da iki yıllık süre içinde 30.10.2014 tarihinde açılmış olması nedeniyle reddedilmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 1472'ye göre; \"Sigortacı, sigorta tazminatını ödediğinde, hukuken sigortalının yerine geçer. Sigortalının, gerçekleşen zarardan dolayı sorumlulara karşı dava hakkı varsa bu hak, tazmin ettiği bedel kadar, sigortacıya intikal eder. Sorumlulara karşı bir dava veya takip başlatılmışsa, sigortacı, mahkemenin veya diğer tarafın onayı gerekmeksizin, halefiyet kuralı uyarınca, sigortalısına yaptığı ödemeyi ispat ederek, dava veya takibi kaldığı yerden devam ettirebilir.\"  Davacı ... kendi sigortalısı için yaptığı ödemenin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 1472'inci maddesine göre halefiyet yoluyla tarafına ödenmesine karar verilmesini talep etmektedir. Bu maddeye göre davacı taraf öncelikle kendi sigortalısına yaptığı ödemeleri ispatlamalıdır. Davacı ... sigortalamış olduğu emtianın taşıma esnasında çalınması üzerine kendi sigortalısına aynı miktarda malı satın alıp teslim etmiş olduğunu dosyaya sunduğu ödeme makbuzları ile ispatlamaktadır. Dosyaya sunulan sigorta poliçesinin incelenmesi sonucunda davacı tarafın kendi sigortalısı ile aralarında yapılmış geçerli bir sigorta poliçesi olduğu da görülmektedir. Sigorta şirketinin kendi sigortalısının haklarına halef olabilmesi için gerçekleşen zarardan dolayı kendi sigortalısının sorumlulara karşı tazminat davası açma hakkına da sahip olması gerekmektedir. Bu sebeple davalı şirketin 6098 sayılı TBK m. 49'a göre kusur sorumluluğunun doğmuş olması gerekmektedir. Dava dosyasına sunulan belge ve bilgilerden davaya konu çalınan emtia için dava dışı şirket ile davalı şirket arasında antlaşma yapıldığı, emtianın taşınmak için İngiltere'de depoya götürüldüğü ve burada 27 koli 311,69 kg bölümünün çalındığı, durumun polise bildirildiği, davacı ... şirketinin de çalınan miktarda emtianın aynısından satın alarak dava dışı sigortalısına gönderdiği anlaşılmaktadır. Çalınan emtianın değerinin tespiti ile davalının kusur sorumluluğunun tespiti için 6100 sayılı HMK m. 266'ya göre bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmiştir. Hazırlanan 10.03.2016 tarihli bilirkişi raporunda CMR hükümlerine göre hesaplanan üst limit miktarının 10.408,92 TL olduğu, navlun faturasında davalının unvanının yazıyor olması nedeniyle CMR m. 17/I hükmüne göre taşıma faaliyeti esnasında meydana gelen zarardan sorumluluğunun bulunduğu, davalının emtiayı CMR m. 9'a göre hiç bir çekince ve itirazi kayıt ileri sürmeden aldığı tespit edilmiştir. Tarafların itirazı üzerine alınan 03.06.2016, 04.01.2019 ve 10.06.2019 tarihli ek raporlarda da aynı tespitlerde bulunulmuştur. CMR Konvansiyonu m. 23'e göre; \"Bu anlaşmanın hükümleri gereğince bir taşıyıcı, yükün kısmen veya tamamen kaybından dolayı tazminat ödemekle sorumlu tutulduğundan, bu tazminatın yükün taşınmak üzere kabul edildiği yer ve zamandaki kıymetine göre hesaplanır.\" Hazırlanan bilirkişi raporlarında bu madde dikkate alınmadan hesaplama yapıldığı anlaşıldığından dosya tekrar bilirkişiye verilerek bu maddeye göre hesaplama yapılması istenilmiştir. Hazırlanan 12.02.2020 tarihli bilirkişi raporunda İngiltere ile resmi yazışma yapılarak çalınan emtianın İngiltere piyasası fiyatlarının öğrenilmesinden sonra hesaplama yapılabileceği tespit edilmiştir. Türkiye İhracatçılar Meclisine, İstanbul Ticaret Odasına ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına yazı yazılarak davaya konu emtianın İngiltere piyasası ticari borsa fiyatı sorulmuş ancak bu kurumlardan olumlu yanıt alınamamıştır. Dosya içerisinde bulunan belgelerin Türkçe tercümesi yaptırıldıktan sonra dosya tekrar bilirkişiye verilerek CMR hükümlerine göre hesaplama yapılması istenilmiştir. Hazırlanan 18.02.2021 tarihli bilirkişi raporunda tercüme edilen belgelerin mal faturası ve çeki listesi olduğu, bu belgelerden mal bedellerinin ve ağırlıklarının tespitinin mümkün olmadığı, CMR m. 23'e göre yükün taşınmak üzere kabul edildiği yer ve zamandaki kıymetine göre hesaplama yapılamıyorsa hesaplanacak tazminatın aynı cins ve kalitedeki malların normal değerine göre yapılacağı, bunun da eksik bürüt ağırlığının kg başına 8,33 hesap birimini aşamayacağı, buna göre yapılan hesaplamada emtianın çalındığı tarihteki değerine göre tazminat miktarının 7.592,58 TL, dava tarihine göre ise 27.990,77 TL olduğu tespit edilmiştir. Bilirkişi raporu ile yapılan tespit davacı ... şirketinin talebi ile uyuşmamaktadır. 6102 sayılı TTK m. 875/I'e göre; \"Taşıyıcı, eşyanın taşınmak üzere teslim alınmasından teslim edilmesine kadar geçecek süre içinde, eşyanın zıyaından, hasarından veya teslimindeki gecikmeden doğan zararlardan sorumludur.\" Bu madde kapsamında davalı şirketin meydana gelen hırsızlık olayından ötürü tazminat sorumluluğu bulunmaktadır. 6102 sayılı TTK m. 876'ya göre; \"Zıya, hasar ve gecikme, taşıyıcının en yüksek özeni göstermesine rağmen kaçınamayacağı ve sonuçlarını önleyemeyeceği sebeplerden meydana gelmişse, taşıyıcı sorumluluktan kurtulur.\" Bu madde kapsamında taşıcı olan davalı şirkete getirilen kurtuluş kanıtı getirme yükümlülüğü kapsamında davalı şirket zararın meydana gelmesinde en yüksek özeni göstermesine karşın sonuçlarını önleyemeyeceğine ilişkin bir delili dosyaya sunamamıştır. Zarar taşıma faaliyeti süreci içinde taşınan malın bulunduğu depodan çalınması sonucunda meydana gelmiştir. Hazırlanan bilirkişi raporlarında CMR m. 17/I'e göre davalının yükü teslim aldığı tarihten teslim edinceye kadar geçecek süre içerisinde meydana gelen tam ve kısmi kayıplardan sorumlu olduğu tespit edilmiş olup, yükün taşıma esnasında geçici olarak bir depoya kaldırılmış olması taşıma faaliyetini kesintiye uğratmamakta ve davalının sorumluluğunu da ortadan kaldırmamaktadır. Bu gerekçelerle davalı şirketin hazırlanan 18.02.2021 tarihli bilirkişi raporunda tespit edilen tazminat miktarından sorumlu olduğu kabul edilerek 7.592,58 TL üzerinden aşağıdaki gibi davanın kısmen kabulü yönünde hüküm kurulmuştur. 6102 sayılı TTK m. 1472'ye göre davacı ... kendi sigortalısına tazminat ödemesini yapması ile davalı şirkete karşı tazminat alacağı muaccel hale gelmiştir. 6098 sayılı TBK m. 117'ye göre; \"Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer.\" Yani borcun muaccel olması borçlunun temerrüde düştüğü anlamına gelmemektedir. Bu nedenle davalı 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 117'ye göre davacının kendi sigortalısına ödeme yapması ile temerrüte düşmüştür. Bu nedenle faiz başlangıç tarihi de 30.10.2013 tarihidir. Davacının sigortalısı ile davalı arasında 6102 sayılı TTK hükümlerine göre ticari taşımacılık ilişkisi bulunduğundan ve davacı da kendi sigortalısının haklarına halef olduğundan davacının ticari faiz talebinin kabulüne karar verilmiştir. \" gerekçeleri ile; \" 1-Davanın KISMEN KABULÜNE, 2-7.592,58-TL'nin 30/10/2013 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ... \" karar verilmiş ve verilen karara karşı, davacı vekili ile davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: <br>DAVACI VEKİLİ İSTİNAF DİLEKÇESİNDE ÖZETLE; İşbu hükmün usul ve yasaya aykırı olduğunu, bu nedenle istinaf kanun yoluna başvurma zorunluluğu hasıl olduğunu, Taşıyıcının sorumluluğunun, kurtuluş kanıtı getirilebilen bir sebep sorumluluğu olduğunu, davalı tarafın kendi kusuruna dayanarak sorumluluğunun sınırlandırılması talebinde bulunamayacağını, Diğer yandan hırsızlık olayının davalının antreposunda meydana geldiğini, bu açıdan da taşıyıcının sorumluluğunun yanında depo sahibi olarak da sorumlu olduğunu, bu açıdan da olağan sebep sorumluluğu kapsamında olan davalı açısından CMR kapsamında sorumluluğun sınırlandırılması yoluna gidilemeyeceğini, Taşıyıcının sorumluluğunun kurtuluş kanıtı getirilebilen bir sebep sorumluluğu olduğunu, davalı tarafın kendi kusuruna dayanarak sorumluluğunun sınırlandırılması talebinde bulunamayacağını, Davalının ürünlerin depoda saklanması sırasında gerekli güvenlik önlemlerini almadığını, Hasar halinde ödenecek tazminat miktarıının; taşınma eşyasının tam ya da kısmi zıya halinde taşınmak üzere teslim alındığı yer ve zamandaki değerine, eşyanın hasarı hâlinde ise taşınmak üzere teslim alındığı yer ve zamandaki hasarsız değeri ile hasarlı değeri arasındaki farka göre hesaplanacağını, tazminat hesaplanmasında taşınma eşyasının piyasa fiyatının esas alınacağını, belli değilse değerin, aynı tür ve nitelikteki malların cari değerine göre belirleneceğini (TTK m. 880), taşıyıcının ziya ve hasar nedeniyle yukarıdaki şekilde ödeyeceği tazminata ek olarak zararın saptanması için yapılan zorunlu giderleri de tazminle yükümlü olduğunu (TTK m. 881), TTK’nın 894. maddesinde yapılan atıf gereği taşıyıcının eşyayı koruma yükümlülüğünün de “en yüksek özen yükümlülüğü” olması gerektiğini (TTK m. 876), taşıyıcının özen yükümlülüğünü düzenleyen TTK’nın 876. maddesinin gerekçesinde, Türk hukukuna yabancı olan “en yüksek özen yükümlülüğünü” teriminin, mehaz Alm.TK’da kullanılan “büyük bir özen gösterilmesi” ifadesinin karşılığı olarak kullanıldığının belirtilmekte olduğunu (KARAN, H.: Karayolunda Uluslararası Eşya Taşıma Sözleşmesi Hakkında Konvansiyon–CMR Şerhi, Ankara 2011 (CMR Şerhi)., s. 321) Yine gerekçede maddede kabul edilen ana kuralın; ziya, hasar veya gecikmenin kaçınılmaz veya umulmadık olması halinde sorumluluğun doğmayacağı olduğu belirtildiğinden taşıyıcının sorumluluğunun, kurtuluş kanıtı getirilebilen bir sebep sorumluluğu olduğunu söylemenin yanlış olmayacağını (ARKAN, S.: “Eşyanın Karayolu ile Uluslararası Taşınmasına İlişkin Konvansiyon (CMR) Üzerinde Bir İnceleme”, [Sorumluluk ve Sigorta Hukuku Bakımından Eşya Taşımacılığı Sempozyumu, Sigorta Hukuku Türk Derneği Yayını, Ankara 1984], s. 16; KARAN, H.: CMR Şerhi, s. 325), Taşıyıcının bu sorumluluktan ancak zararın, yardımcısının en yüksek özeni göstermesine rağmen kaçınamayacağı ve sonuçlarını önleyemeyeceği sebeplerden meydana geldiğini ispatlayarak kurtulabileceğini (TTK m. 876) (Ayrıntılı bilgi için bkz.ADIGÜZEL, B.: “Eşya Taşımalarında Taşıyıcı Yardımcısı Kavramı ve Yardımcıların Taşıyıcının Sorumluluğuna Etkisi”, 2008, C. III, S. 2, s. 291-330 (“Eşya Taşımalarında”). s. 298. ) Davalı yanın Türkiye'ye taşınması için teslim aldığı emtianın, Maybells Rainham'da bulunan depolarındayken çalındığını, davalı yanın tacir olduğunu ve basiretli bir tacir gibi hareket etmesi gerekmekte olduğunu, davaya konu hırsızlık olayının meydana gelmesinde, yüke özen borcu kapsamında basiretli bir tacire yakışacak azami tavrı sergilemesi, öncelikle yükün güvenliğini sağlayacak tedbirleri alması, en basitinden aracın güvenlikli ve kamera sistemi olan bir depoya naklinin sağlanması hususlarının beklenecek olduğunu, Yeterli güvenlik önlemi alınabilse idi, dava konusu olayın gerçekleşmeyebilecek olduğunu, bu hususta karşı tarafça ortaya konulmuş kurtuluş kanıtı bulunmamakta olduğunu, ayrıca; TTK’nın 898. maddesinde, taşınma eşyası taşımalarındaki muhtemel sorumsuzluk hallerinin özel olarak sayılmış olduğunu, buna göre taşıyıcının, durum ve şartlara göre üzerine düşeni yaptığını ve tüm önlemleri aldığını ve talimatlara uyması şartıyla hasarın; i. Değerli maden, taş, mücevher, posta pulu, madenî para, belge veya kıymetli evraktan, canlı hayvan veya bitkilerden, ii. Gönderen tarafından yetersiz paketleme veya etiketlemelerden, iii. Gönderen tarafından işleme tabi tutulan, yüklenen veya boşaltılan eşyalardan, iv. Kendisi tarafından ambalajlanmamış olan eşyalardan veya v. Doğal veya ayıplı yapısı dolayısıyla kolaylıkla zarar görebilecek nitelikteki eşyalardan kaynaklandığını ispatlayarak sorumluluktan kurutulabileceğini, Taşınma eşyası taşımasında sayılan özel durumlardan birinin mevcut olmasının, zararın bu tehlikeden kaynaklandığının kabul edilmesi için yeterli olup, gönderen ya da gönderilen zararın mevcut bu tehlikeden kaynaklanmadığını ispat etmek zorunda olduğunu, yukarıda vurguladığı gibi taşıyıcının, özel sorumluluktan kurtulma hâllerinden yararlanabilmesi için olayın özelliklerine göre, üzerine düşen edimleri yerine getirerek tüm önlemleri almış ve talimatlara uymuş olması gerektiğini [TTK m. 898(3)]. Hırsızlık olayının davalının deposunda gerçekleştiğini, bu hususta da olağan sebep sorumluluğu kapsamında davalının sorumlu olduğunu, bu yönü ile de sorumluluğun sınırlandırılmasının mümkün olmadığını, Malın çalınmasının ...  A.Ş. deposunda gerçekleşmiş olduğunu, çalınma ile ilgili bilgi verilmediği gibi polis tutanaklarında \"kimliği belirlenemeyen kişiler\" ibaresinin kullanılmış olduğunu, Çalınan malların hangi mallar olduğunun da tespit edilmemiş olmasının taşıyanın sorumluluğunda olduğunu, oysa ki saklanan malların korunması ve birbiriyle karıştırılmaması gerektiğini (TBK m. 570), Çalınan mallar ile ilgili ilk beyanın, taşıyıcı ... A.Ş. tarafından yapılmış olup, çalınan malların listesinin de ... tarafından bilinebilmekte olduğunu, dolayısıyla zarar miktarının taşıyıcı tarafından kabul edilen ve bildirilen tutar olduğunu, bu kapsamda belirsizmiş gibi hareket ederek, sınırlı sorumlu tutulması hususunu kabul etmediklerini, Taşıyan yanın bu hususta ağır kusur bulunmakta olup, kendi kusuruna dayanarak ilgili hükme dayanamayacağını, Yargıtay uygulamasına göre taşıyıcının ağır kusuruna örnek gösterilen hallerden olduğu hususunun sabit olduğunu, Yerel mahkeme gerekçeli kararında her ne kadar CMR Konvansiyonu'nun 23. maddesindeki sınırlı sorumluluk hükümleri uygulanacağından bahsedilmişse de 29. maddedeki sınırlı sorumluluk halinin uygulanmayacağına dair hükümlerin göz ardı edildiğini, zira emtianın davalı yanın himayesindeyken çalındığını ve 311 kg ağırlıkta bir yükün gece saatlerinde kolaylıkla ve fark edilmeden çalınmış olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davalının gereken güvenlik önlemlerini almamış olduğu hususunun izahtan vareste olduğunu, Gerek Yargıtay gerekse Bölge Adliye Mahkemeleri'nin kararlarının, gerekli özeni göstermeyen tacirin kasta eşdeğer ağır kusurunun varlığını kabul etmekte olduğunu, örnek vermek gerekirse: ...taraflar arasında taşıma ilişkisinin bulunduğunun ve davalı şirketin taşıyıcı olarak kabulünün  gerektiği, dosya kapsamından dava dışı ... A.Ş.' ye ait emtianın taşınmak üzere davalıya teslim edildiği sabittir. Dolayısıyla davalı bakımından kendisine tam ve sağlam olarak teslim edilen yükün aynı şekilde teslim edilmesi borcu doğmuştur. Bu durumda davalının yüke özen mükellefiyeti devam ederken oluşan hırsızlık ve zarar sebebiyle davacıya karşı sorumlu olduğunun kabulü gerekir. Davaya konu hırsızlık olayının meydana gelmesinde, davalıdan yüke özen borcu kapsamında basiretli bir tacire yakışacak azami tavrı sergilemesi, öncelikle yükün güvenliğini sağlayacak tedbirleri alması, en basitinden aracın güvenlikli ve kamera sistemi olan otoparka park etmesi gerekmektedir. Taşıma konusu ürünlerin park halindeki araçtan çalındığı dosya kapsamına göre sabit olup,  davalının şoförünün  emtia yüklü aracını güvenlik kamera sistemi bulunmayan belediye hizmet binası önüne park etmesinde, CMR 29. maddesi hükmüne göre ağır kusurlu sayılacağından ve bu konvansiyonun taşıyıcının sorumluluğunu kaldıran, sınırlayan veya ispat yükünü diğer tarafa yükleyen hükümlerinden davalı  taşıyıcı yararlanamayacağından, davalı taşıyıcı tüm zararlardan sorumlu olacaktır. Davacı vekilinin davalının sınırlı sorumluluktan yararlanamayacakları yönündeki istinaf sebebi yerinde görülerek Dairemizce kabul edilmiştir...(İstanbul BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. Hukuk Dairesi Esas: 2018 / 1511 Karar: 2020 / 329 Karar Tarihi: 05.03.2020) Davalı yanın hangi ürünlerin kaybolduğuna ilişkin açık ve anlaşılır bir açıklama getirme yükümlülüğü altındayken bunu yerine getirmediğini, CMR Konvansiyonu'nun 23. maddesi uyarınca tazminat hesaplaması yapılırken ürünün açıkça miktarı ve cinsi bildirilmediği durumlarda brüt ağırlığı üzerinden hesaplama yapılacağını, somut olayda davalının \"bahsi geçen 8 paletten 37.100,41 USD değerinde 27 koli-311,69 kg çalınmıştır\" şeklinde hırsızlık olayını bildirirken malın cinsini bildirmediğini, sadece ağırlığını ve değerini bildirdiğini, Bu durumun, açıkça davalı yanın ihmalini ve kötü niyetle zararı arttırdığını göstermekte olduğunu, zira davalıya gönderilen malların cinsleri ve miktarlarını içerir bilgilerin hem faturalarda hem de kutuların üstünde yer almakta olduğunu, dolayısıyla hangi ürünlerin çalındığının tespitinin mümkün olup, bu tespitin yapılmasının da davalının sorumluluğu dahilinde olduğunu, Ancak davalının bu sorumluluğu da basiretli bir tacirin aksine özen ve bildirim yükümlülüğüne aykırı olarak yerine getirmediğini, dolayısıyla davalının yapmış olduğu hırsızlığa ilişkin bildirimin özensizce yapılmış olup davacı müvekkil şirket açısından zararın tespiti noktasında belirsizliklere yol açtığını, bu hususta davalının kendisinden beklenen zarara ilişkin bildirimi eksiksiz yapmamış olmasının yine kendisinin 29. madde uyarınca sınırlı sorumluluk hallerinden yararlanamamasını gerektireceğini, Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin Esas: 2004/ 6554 Karar: 2005 / 3212 sayılı ilamında bu hususun sabit olduğunu: \"Kabule göre, davacı temyizine gelince, dava dilekçesinde davacı alıcıya ayrıca tazminat ödediğini iddia etmesi, kaybolmanın nedenine ilişkin olarak davalının, faks yazılarında bir açıklama getirememiş olması dikkate alınarak, davalının sınırlı sorumluluk hallerinden yararlanamayacağına ilişkin aynı konvansiyonun 29 ncu maddesinin de somut olay bakımından tartışılması gerekmektedir. Dairemizin 12.06.2000 tarih ve 4546-5446 sayılı ilamında da belirtildiği üzere, CMR Konvansiyonu'nun 29 ncu maddesinde taşıyıcının sınırlı sorumluluğunun hangi hallerde uygulanmayacağı gösterilmiş olup, buna göre taşıyıcının kendi fena hareketinin veya kasdi fena harekete denk tutulan kusurundan meydana gelen hasar halinde, taşıyıcının sorumluluğunu sınırlayan veya ispat yükünü karşı tarafa yükleyen hükümlerin uygulama kabiliyeti kalmamaktadır. Bu kusur ve kastını, TTK. nun 786. maddesinde geçen ağır kusur ve hile kavramlarını en yakın olarak karşılamakta olduğunun kabulü ile taşıyıcının bu hallerde sınırlı sorumluluktan yararlanamayacağı sonucuna varılmalıdır. Taşıyıcının zarara hiçbir açıklama ve neden getirememiş olması, kendisinin karine olarak sorumluluğunu sınırlama hakkını kaybetmiş sayılmasına yol açacağı ve davacının gerçek zararını karşılaması gerektiği de kabul edilmelidir. Mahkemece, bu ilamda yapılan açıklamalar ve ilkeler çerçevesinde, davalının hukuki durumunun Konvansiyonun 29 ncu madde hükmüne göre değerlendirilmesi, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, bu yön üzerinde durulmaması doğru olmamış, hükmün bu nedenle kabul şekli bakımından davacı yararına bozulması gerekmiştir.\" Olayımızda da CMR Konvansiyonu ve Yargıtay'ın yerleşik içtihatları doğrultusunda taşıyanın sınırlı sorumluluk hükümlerinden faydalanamayacağı ve zararın tamamından herhangi bir sınırlama olmaksızın sorumluluk halinin mevcut olduğunun kabul edilmesi gerektiğini, Ekspertiz raporu doğrultusunda ödenen hasar ile yapılan bilirkişi tespitinin müvekkil aleyhine fazla ödemeye sebep olmakta olduğunu ve bu durumun açıkça hukuka aykırı olduğunu, Dava konusu hasarın ihbarı üzerine Sigortacılık Kanunu gereğince bağımsız ve uzman eksper tarafından hazırlanan Ekspertiz Raporu'nda özetle: \"...tarafımıza sunulan belgelerin incelenmesi sonucunda 27 koli, 311,69 kg kalem emtiasının çalınmış olduğu kanaati hasıl olmuştur. Çalınan emtia bedelinin 37.100,41-USD, Poliçe kurunun  1.9608 TL / USD, Toplam bedelin 72.746,48-TL\" olduğunun tespit edildiğini, Müvekkil sigorta şirketinin sigortalısına yapmış olduğu ödemeye dayanak tespitlerin, 5684 Sayılı Kanun'un 22. maddesi uyarınca bağımsız ve uzman eksper tarafından düzenlenen Ekspertiz Raporu ile belirlenmiş olduğunu, aynı zamanda delil niteliği bulunan Ekspertiz Raporu'nun hasara ilişkin tespitlerinin, yukarıda anılan 22. maddenin 17. fıkrası uyarınca sigorta tazminatının ödenmesi hususunda esas alınması gerektiğini, Sigortacılık Kanunu madde 22/17, \"...Eksperler tarafından düzenlenen raporlar delil niteliğindedir.\" hükmünü amir olduğunu, Dolayısı ile müvekkil şirket tarafından yapılan ödeme ile yerel mahkemece kabul edilen miktar arasındaki fark müvekkil aleyhine açıkça hakkaniyete aykırı olduğundan, kabul edilebilir olmadığından istinaf yoluna başvurma zorunluluğu hasıl olduğunu, dosyaya daha önce ibraz edilen Ekspertiz Raporu'nda yer alan tespitler doğrultusunda ve CMR Konvansiyonu ile Yargıtay'ın yerleşik içtihatları doğrultusunda davalı taşıyanın sınırsız sorumlu olduğu, pervasızca hareket ettiği dosyada mübrez önceki bilirkişi raporu ile de tespit edildiğinden yerel mahkemece verilen kararın bozulmasını ve ödenen gerçek zarar üzerinden yeni bir karar tesis edilmesini talep ettiklerini beyanla; Açıklanan ve re'sen göz önüne alınacak nedenlerle; - İstinaf başvurularının kabulü ile, - İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/1395 Esas ve 2021/312 Karar sayılı kararının kaldırılarak yeniden yargılama yapılmasına ve davalının kendi kusurundan yararlanarak sorumluluğu sınırlandırılamayacağından; birden fazla hukuki sebep ile sorumluluk altında olan ve sebeplerin yarışması ile uğranılan zararın tamamından sorumlu olan davalılardan uğranılan zararın tamamının tazminine ve davanın dava değeri üzerinden kabulüne, - Yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı yana tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. <br>DAVALI VEKİLİ İSTİNAF DİLEKÇESİNDE ÖZETLE; Davacı ... tarafından müvekkil şirket aleyhinde ikame edilen davanın, İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/1395 E. ve 2021/312 K. sayılı dosyası ile görülmüş olup yapılan yargılama sonucunda davacının davasının kısmen kabulü yönünde karar verilmiş olduğunu, yerel mahkeme tarafından verilen karar açık bir biçimde usul ve yasaya aykırı olduğundan işbu kararın yapılacak istinaf incelmesi sonucunda ortadan kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, Davacının davasının zamanaşımına uğradığını, Dava konusu taşımanın \"21.06.2013\" tarihinde gerçekleştirilmiş olup huzurdaki davanın ise \"30.10.2014\" tarihinde açıldığının anlaşılmakta olduğunu, huzurdaki davaya konu taşımanın kara yolu taşıması olup kara yolu taşımalarında öncelikle uygulanması gerekenin CMR Konvansiyonu hükümleri olduğunu,  Nitekim Anayasa madde 90'ın \"Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir.\" şeklinde olduğunu, huzurdaki davada öncelikle uygulanması gerekenin, kara yolu taşımasına özgü hükümler içeren ve Türkiye Cumhuriyeti'nin taraf olduğu CMR Konvansiyonu hükümleri olduğunu, bir an için CMR Konvansiyonu hükümlerinin uygulanmayacağı düşünülse dahi huzurdaki dava ticari dava niteliğinde olduğundan ve dava konusu uyuşmazlık bakımından Ticaret Kanunu'nda özel hükümler bulunması nedeniyle genel hükümler içeren Türk Borçlar Kanunu hükümlerinin uygulanmasının hatalı olduğunu, özel hükmün genel hükmü bertaraf edeceğini,  CMR Konvansiyonu madde 32'de zamanaşımı süresinin düzenlenmiş olup ilgili maddenin; \"Bu Sözleşme gereğince yapılan taşımalardan doğacak davaların bir yıl içinde açılması gerekir...\" şeklinde olduğunu, huzurdaki dava 1 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde açılmadığından davanın zamanaşımı nedeniyle esastan reddine karar verilmesi gerekirken TBK m.72'de yer alan zamanaşımı süresi baz alınarak davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu, Eksik inceleme ile verilen kararın hatalı olduğunu, Huzurdaki davada Yerel Mahkeme davacının aktif husumet ehliyetini olduğu kanaatine varırken sigorta poliçesinin dosyaya sunulmuş olmasını ve davacının çalınan mal ile aynı miktarda malı satın alıp sigortalısına teslim etmesini yeterli gördüğünü, oysa poliçenin huzurdaki dava konusu zararı kapsayıp kapsamadığı hususunun araştırılmadığını, ilgili poliçenin davaya konu zararı kapsamaması halinde davacı ... tarafından yapılan ödeme lütuf ödemesi niteliğinde olacağından kanuni halefiyet şartlarının gerçekleşmeyeceğini ve işbu ödenen bedelin müvekkil şirketten talep edilemeyeceğini, yerel mahkemece bu husus yeterince araştırılmadan kanaate varılmış olup bu sebeple verilen kararın hatalı olduğunu, Ayrıca iddia edilen hırsızlık olayının emtianın taşınmak üzere henüz müvekkil şirkete teslim edilmediği sırada meydana gelmiş olup, müvekkil şirketin sorumluluğunun bulunmadığını, nitekim CMR Konvansiyonu'nun \"Taşımacının Sorumluluğu\" Başlıklı 17. Maddesinin; \" Taşımacı, yükü teslim aldığı andan, teslim edinceye kadar, bunların kısmen veya tamamen kaybından ve doğacak hasardan sorumludur.\" şeklinde olduğunu, söz konusu emtia müvekkil şirket tarafından teslim alındıktan sonra zayi olduğunun davacı tarafından ispatlanması gerektiğini, bu hususun davacı tarafından ispat edilemediğini, Müvekkilin huzurdaki davada ... Ltd'nin acentesi olduğunun iddia edilmiş olup müvekkilin ilgili şirketin acentesi olduğu kabul edilse dahi pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu, şöyle ki TTK m.105/2'nin; Bu sözleşmelerden doğacak uyuşmazlıklardan dolayı acente, müvekkili adına dava açabileceği gibi, kendisine karşı da aynı sıfatla dava açılabilir. \" şeklinde olduğunu, dolayısıyla acentenin yapılmasına aracılık etiği veya bizzat müvekkili adına yaptığı sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklarda, müvekkiline izafeten davacı veya davalı konumunda bulunabileceğinden müvekkilin ... Ltd'nin acentesi olduğu kabul edilse dahi müvekkil şirkete karşı doğrudan davalı sıfatıyla dava açılamayacağını, ancak izafeten dava yöneltilebileceğini, yukarıda belirtildiği üzere müvekkilin ilgili şirketin ilgili acentesi olduğu kabul edilse dahi pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu beyanla; Açıklanan ve re'sen dikkate alınacak nedenlerle; Yerel Mahkeme kararının istinaf mahkemesince yeniden değerlendirilmesini, istinaf incelemesi neticesinde yerel mahkeme kararının ortadan kaldırılarak ve yeniden yargılama yapılarak davanın reddine karar verilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin ise davacı tarafa yüklenmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN EK KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 09/07/2021 tarih ve 2014/1395 Esas- 2021/312 Karar sayılı Ek Kararı ile; \" Mahkememizden verilen kararın davalı vekiline 30.05.2021 tarihinde tebliğ edildiği, istinaf süresinin 14.06.2021 tarihinde sona erdiği, ancak davalı vekilinin istinaf dilekçesini ve harçlarını 16.06.2021 tarihinde UYAP sisteminden istinaf süresi dolduktan sonra ibraz ettiği  anlaşıldığından süresinde olmayan  istinaf talebinin  reddine karar vermek gerekmiştir. \" gerekçeleri ile; \" 1-Davalı ...  A.Ş. vekilinin süresinde olmayan istinaf talebinin REDDİNE, 2-İstinaf kaydının bu nedenle kapatılmasına, 3-Kararın taraflara tebliğine, ... \" karar verilmiş ve verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. <br>EK KARARA YÖNELİK OLARAK İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: <br>DAVALI VEKİLİ İSTİNAF DİLEKÇESİNDE ÖZETLE; Davacı ... tarafından müvekkil şirket aleyhine ikame edilen dava  İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/1395 E. 2021/312 K. sayılı dosyası ile görülmüş olup yapılan yargılama sonucunda davacının davasının kısmen kabulüne karar verilmiş olduğunu, Mezkur karara ilişkin olarak davacı tarafından istinaf kanun yoluna başvuru yapılmış olup, karşı tarafın istinaf başvuru dilekçesini 06/06/2021 tarihinde tebliğ alındığını, bu bakımdan 16/06/2021 tarihinde yaptıkları istinaf kanun yoluna başvurusunun reddine karar verilmesinin ve katılma yolu ile yapılmış olduğunun değerlendirilmemesinin hatalı olduğunu, HMK'nın \"Katılma yolu ile başvurma\" başlıklı 348. maddesinin 1. fıkrasının; \"İstinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf, başvurma hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile, vereceği cevap dilekçesi ile istinaf yoluna başvurabilir. İstinaf yoluna asıl başvuran taraf, buna karşı iki hafta içinde cevap verebilir.\" şeklinde olduğunu, Davacı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup işbu başvuru dilekçesi kendilerine 06/06/2021 tarihinde tebliğ edildiğinden 16/06/2021 tarihinde yapılan istinaf başvurularının 2 haftalık cevap verme süresinde olduğunu ve geçerli olduğunu, katılma yolu ile addolunması gerektiğini, açıklanan sebeplerle yerel mahkeme tarafından başvurularının süresinde yapılmadığından bahisle reddine dair kararın hatalı olup, ilgili kararın kaldırılarak istinaf başvurularının değerlendirmeye alınması gerektiğini, aksi şekildeki karar ile hukuki dinlenilme hakkının bertaraf edilmiş olacağını ve kanun koyucunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda katılma yoluyla istinaf kurumuna yer vermesi ile korumak istediği hakkın gözetilmemiş olacağını beyanla;\"...Öte yandan katılma yoluyla temyiz hakkının salt yasanın metnine bağlı kalınarak ancak temyize cevapla birlikte kullanılabileceği temyize cevabı içermeyen doğrudan verilecek bir temyiz dilekçesiyle kullanılamayacağı şeklinde yorumlanıp değerlendirilmemesi de gerekir. Bu hak, mahkeme kararının bir an önce kesinleşmesini sağlamak düşüncesiyle normal süre içinde hükmü temyiz etmek istemeyen veya süresinde temyiz etmiş olmakla beraber bir kısım temyiz nedenlerini gözden kaçırmış olan tarafa her halükarda temyiz incelemesi yapılacak olan bir karara karşı verilmiş ek temyiz hakkıdır. Böyle olunca da bu hakkın, temyize cevapla birlikte aynı dilekçede kullanılabileceği gibi, diğer tarafın temyizine cevap verilmeksizin doğrudan bir temyiz dilekçesiyle de kullanılabileceğinin amaçsal yorumla kabulünde duraksanmamalıdır. Nitekim maddedeki değişikliğe ilişkin Hükümet Gerekçesinde bu konuya değinilmiş, karar düzeltme talebi ile ilgili HUMK. nun 442. maddesindeki düzenlemeye paralel değişiklik yapıldığı açıklanmıştır. Öyle ise temyizde de aynı yasal ilkenin uygulanmasının kabulü gerekir.\" (Yargıtay 13.Hukuk Dairesi 1995/ 4355 E. 1995 / 4623 K. sayılı kararı) Açıklanan ve re'sen dikkate alınacak sebeplerle; - Yerel mahkeme kararının istinaf kanun yoluna ile yeniden değerlendirilmesini, - İstinaf incelemesi neticesinde istinaf taleplerinin, karşı tarafın istinaf başvurusunun kendilerine tebliğinden itibaren başlayan yasal süre içinde katılma yolu ile değerlendirerek yerel mahkeme kararının ortadan kaldırılmasına, istinaf başvurularının kabulü ile 16/06/2021 tarihinde UYAP'e eklenen istinaf başvurularındaki gerekçeler nazar-ı itibara alınarak davanın tümden reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, davacı ... tarafından nakliyat emtea kati sigorta poliçesi ile sigortalanan ve taşıma sırasında bir kısmının çalınması sebebiyle zayi olduğu iddia edilen emtia nedeniyle dava dışı sigortalısına ödenen bedelin emtianın zayi olmasında davalı taşıyıcının kusurlu ve sorumlu olduğu iddiası ile ödenen bedelin rücuen tahsiline karar verilmesi talebine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Mahkemece 09/07/2021 tarihli ek kararı ile davalı vekilinin gerekçeli karara karşı istinaf başvurusunun süresinde olmadığı gerekçesi ile istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş, iş bu ek karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Somut uyuşmazlıkta; davacının dava dışı sigortalısı tarafından İngiltere'deki yurtdışı firmasından ihraç edilen dava konusu 8 palet 1559 kg kalem emtiası davalının acentesi olduğu yurtdışı taşıma şirketi ... Ltd. Şirketine teslim edilmiş, tesliminden sonra taşıma şirketinin deposunda beklediği sırada 25/07/2013 tarihinde 27 koli 311,69 kg'lık kısmı çalınarak zayi olmuştur. Bu durum taşıma şirketi tarafından sigortalıya bildirilmiş ve davalı ile acentesi olduğu şirket arasındaki yazışmalardan da emtianın çalındığı ve çalınan emtia miktarı  tarafların kabulündedir. Dava konusu çalınan emtia dava dışı sigortalı tarafından yurtdışı şirketinden tekrar temin edilmiş ve cmr belgesine göre taşıyıcı görünen davalı aracılığı ile Türkiye'deki alıcısı sigortalı şirkete teslim edilmiştir. Davacı ... tarafından çalınarak zayi olan emtia bedeli aralarındaki geçerli sigorta poliçesi kapsamında sigortalısına ödenmiş ve sigortalısının haklarına halef olmuştur. Somut uyuşmazlığa dava konusu emtianın İngiltere'den Türkiye'ye taşınması ve her iki ülkenin taraf olması sebebiyle CMR Konvansiyonu hükümleri uygulanarak sonuca gidilmesi gerekmektedir.  CMR 17 maddesine göre taşıyıcının, yükü teslim aldığı andan, teslim edinceye kadar, bunların kısmen veya tamamen kaybından ve doğacak hasardan sorumlu olduğu, eğer kayıp, hasar veya gecikme istek sahibinin hatası veya ihmalinden, taşıyıcının hatasından değil de, istek sahibinin verdiği talimattan, yüke has bir kusurdan yahut da taşıyıcının önlenmesine olanak bulunmayan durumlardan ileri gelmiş ise, taşıyıcının sorumluluğunun söz konusu olmayacağı, CMR 18 maddesine göre sorumluluktan kurtulma hallerinden birinin gerçekleştiğini ispat külfetinin taşıyıcıda olduğu kabul edilmiştir. Dava konusu emtiayı taşıyıcı CMR' nin 8 ve 9. maddelerine uygun olarak taşıma senedine çekince koymadan eksiksiz olarak teslim almış ve taşıyıcının deposunda bulunduğu sırada çalınması sebebiyle kısmen zayi olmuştur. Bu durumda emtianın çalınarak zayi olmasından ve zarardan taşıyan sorumludur. CMR 23 maddesine göre taşıyan kural olarak sınırlı sorumlu olup, tazminat eksik brüt ağırlığın kilogramı başına 8.33 hesap birimini aşmayacaktır. CMR 29 maddesine göre hasar, taşımacının kendi kötü hareketinden veya isteyerek kötü harekete eşdeğer sayılan kusurundan ileri gelmiş ise, taşıyıcı bu konvansiyonun taşıyıcının sorumluluğunu kaldıran, sınırlayan veya ispat yükünü diğer tarafa yükleyen hükümlerinden yararlanamayacaktır. Dava konusu emtianın çalınması üzerine kolluk kuvvetinin tuttuğu raporda, taşıyıcıya ait depoda alarm sistemi bulunduğu, alarm şirketinin hırsızlığı depo sahibine haber vermesi üzerine gecikmeksizin kolluk kuvvetine haber verildiği anlaşılmıştır. Taşıyıcı tarafından depoya alarm sistemi kurulmakla gerekli tedbirler alınmış ve gecikmeksizin kolluk kuvvetine haber verilmiş olup, buna rağmen taşıyıcının meydana gelen hırsızlık olayında emtianın kısmi kayba uğramasında ağır kusurlu olduğu söylenemez. Bu sebeple davalının sınırlı sorumluluğunu kaldıran şartlar gerçekleşmediğinden Mahkemece sınırlı sorumluluğa hükmedilmesi isabetli olup, davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Ancak Mahkemece karar tarihindeki SDR kuru dikkate alınarak sorumluluk sınırının belirlenmesi gerekirken emtianın çalındığı tarihteki SDR kuru dikkate alınarak hesaplanan miktara hükmedilmesi yerinde olmamış ise de, davacı vekili tarafından bu hususta açıkça istinafa gelinmediğinden kaldırma sebebi yapılmamıştır. Bunun yanında iş bu uyuşmazlığa CMR Konvansiyonu hükümlerinin uygulanması gerekmekte olup, Mahkemece ayrıca TBK hükümlerinin de uygulanarak sonuca gidilmesi yerinde görülmemiş, ancak sonucu etkisi olmadığından bu hususta kaldırma sebebi yapılmamıştır. 6100 Sayılı HMK'nın 345/1 maddesine göre; istinaf yoluna başvuru süresi iki haftadır. Bu süre, ilamın usulen taraflardan her birine tebliğiyle işlemeye başlar. Davalı vekiline  gerekçeli karar 30/05/2021 tarihinde tebliğ edilmiş, davalı vekili tarafından istinaf süresinin son günü olan 14/06/2021 tarihinden sonra 16/06/2021 tarihinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davalı vekili istinaf başvurusunun davacı vekilinin istinaf dilekçesinin kendisine tebliğinden sonra katılma yoluyla istinaf başvurusu süresi içerisinde yapıldığını, istinaf başvurusunun katılma yoluyla istinaf başvurusu olarak değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmüş ise de, HMK'nın 348/1 maddesi istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf, başvurma hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile, vereceği cevap dilekçesi ile istinaf yoluna başvurabileceğinin hüküm altına alındığı, davalı vekili tarafından davacının istinaf başvurusuna cevap verilmek suretiyle istinaf başvurusunda bulunmadığı ve başvurusunun bu kapsamda değerlendirilmesi mümkün değildir. Bu haliyle davalı vekili gerekçeli karara karşı süresinden sonra istinaf başvurusunda bulunduğundan Mahkemece istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi isabetli olup, davalı vekilinin ek karara yönelik istinaf başvurusu yerinde görülmemiş ve gerekçeli karara ilişkin istinaf başvurusu incelenmemiştir. Açıklanan nedenlerle dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, Mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacının gerekçeli karara karşı istinaf başvurusunun, davalının 09/07/2021 tarihli ek karara karşı istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 07/04/2021 tarih ve 2014/1395 Esas - 2021/312 Karar sayılı Gerekçeli Kararına karşı yapmış olduğu istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Davalının  09/07/2021 tarih ve 2014/1395 Esas - 2021/312 Karar sayılı Ek Kararına karşı yapmış olduğu  istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 3-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı tarafından yatırılan yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 4-Dairemiz karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince davacıdan alınması gereken 427,60TL istinaf karar harcından, istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 59,30TL harcın mahsubu ile bakiye 368,3‬ TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 5-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalı tarafından gerekçeli kararın istinafı yönünden 16/06/2021 tarihli makbuz ile yatırılan 162,10 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile 129,66 TL istinaf karar harcının talep halinde davalıya iadesine, 6-Harçlar Kanunu gereğince davalı tarafından ek kararın istinafı yönünden yatırılan 162,10 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 7-Dairemiz karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince ek kararın istinafı yönünden davalıdan alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından, istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırılan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 368,30 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 8-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep edenler üzerinde bırakılmasına, 9-Artan gider avansı bulunması halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, 10-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 22/02/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile  karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"63455812dded1fa9","SID":"5d3000a4cf68db1f"}}