{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>20. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t\t: 2021/988 <br>KARAR NO\t\t: 2024/171<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t\t: İZMİR FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 25/02/2010  (Dava) -  28/04/2021(Karar)  <br>NUMARASI\t\t: 2011/187 Esas - 2021/69 Karar<br>DAVA             \t\t: Haksız Rekabetin Tespiti -Önlenmesi ve Manevi Tazminat<br>BAM KARAR TARİHİ\t: 01/02/2024<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 01/02/2024<br>İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen İzmir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 28/04/2021 tarihli 2011/187 Esas ve 2021/69 Karar sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;<br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ: <br>DAVA :<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin tacir olup, uzun yıllardan beri TPE nezdinde pencere sistemleri konusunda faydalı model ve end.tasarım başvurularının olduğunu, 03.05.2005 tarih, ... numarası ile tescilini yaptırdığını ancak davalıların haksız ve hukuka aykırı olarak bu tasarımları yeniymiş gibi TPE nezdinde tescil ettirdiklerini, bu tasarımın şu anda ... adına tescilli olduğunu, bu nedenle Eyüp Cumhuriyet Başsavcılığına 2006/15219 sayısı ile şikayette bulunduklarını, davalı tarafın bu arada Eyüp 1 Sulh Ceza Mahkemesinin 2006/1987 sayılı arama kararı ile müvekkilinin işyerinde arama yapılarak taklid olduğu ileri sürülen 6 adet çelik kalıp ve bu kalıpların ürünü olan 112 kutu ve 175 adet kutusuz olmak üzere toplam 287 adet ürün ile 200 adet boş ambalaj kutusu alınarak yeddiemine teslim edildiğini oysa toplanın bu ürünlerin kalıpların faydalı model belgesine bağlanmış ve belge uyarınca da koruma altına alınmış ürünler olduğunu ileri sürerek haksız rekabetin tespiti ile önlenmesine, 100.000,00 TL.manevi tazminatın tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>CEVAP :<br>Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; usul yönünden sözde haksız rekabet fiilinin İzmir il sınırları dahilinde olduğundan bahisle yetki ve zamanaşımı itirazında  bulunduklarını, esas yönünden davacının uzun yıllardan bu yana bir çok faydalı model ve endüstriyel tasarım başvuruları olduğunu ileri sürmesine rağmen endüstriyel tasarım olarak herhangi bir başvurusunun bulunmadığını, davacının müvekkilinin faydalı modellerini haksız olarak nitelendirmesi karşısında müvekkiline ait faydalı modeli taklid ederek tescil ettirdiği faydalı modeli haklı göstermek istemesinin iyiniyet prensiplerine ve hakkaniyete uygun olmadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI :<br>Mahkemece, ''...Davacının davasının reddine...'' şeklinde karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ  :<br>Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; hükmün eksik inceleme ile tesis edildiğini, zira “haksız rekabetin tespiti, önlenmesi ve bu haksız eylem nedeniyle müvekkilinin uğradığı zararın tazmini için 100.000,00-TL manevi tazminattan” ibaret birden fazla talep olmasına rağmen Mahkeme tarafından talepleri sadece manevi tazminat istemi gibi değerlendirme yapıldığını, Mahkeme  tarafından tesis edilen hükümde “haksız rekabetin tespiti, önlenmesi” konusunda ne gerekçe ne de hükümde her hangi bir değerlendirme yapılmadığını, davalılar Türk Patent ve Marka Kurumunda haksız olarak adlarına tescil ettirdikleri tasarıma dayanarak müvekkili hakkında haksız şikayet yapmış olup, müvekkiline ait işyerinde arama ve el koyma işlemi tesis edildiğini, daha sonra açılan hükümsüzlük davaları ile davalılar adına kayıtlı olan tasarımların hükümsüzlüğüne karar verilmiş olup, müvekkilinin manevi tazminat isteminin dayanağı sadece davalıların harcıalem tasarım başvurularına dayanarak yaptığı haksız şikayet ve arama-el koyma işlemi olmadığını, müvekkiline yapılan bu baskın sonrası piyasada müvekkilinin itibarının etkilendiğini ve yıllardır yaptığı güvenilir işler neticesinde kazandığı güven ve müşterilerindeki itibarının zarar gördüğünü ardından davacının davalıların ihtiyati tedbir kararı verilmesine rağmen sonrasında çektiği haksız ihtarlar neticesinde müşteri portföyünü kaybettiğini, müşterilerin davalının ürünlerine yöneldiğini, müvekkili aleyhine keşide edilen ihtarlarda müvekkilinin müşterilerine yanıltıcı beyanda bulunularak müvekkilinin kötülendiğini ve adeta müvekkilinin müşterilerinin sindirilerek bu müşterilerin kendi müşterileri olmasının sağlandığını zira 2014 yılında Mahkeme kanalı ile alınan bilirkişi raporunda davalıların brüt satış ve net karlarının arttığını, Mahkeme gerekçesinde davalıların yaptığı başvurunun hak arama özgürlüğü kapsamında olduğunu belirtmiş olup, davalıların MK2/2 maddesine aykırı davrandığı ve başvurularının hak arama özgürlüğü kapsamını aştığının aşikar olduğunu, davalılardan ...'nun 2001-01222 sayılı tasarımının yenilik ve ayırt edicilik vasfı olmayan, harcıâlem niteliğindeki tasarımın kötüniyetle tescil edildiğinin taraflarınca ispatlandığını, davalılardan ... adına kayıtlı ilgili tasarımının hükümsüzlüğü için açılan davada İzmir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2009/1 E. 2010/140 K. sayılı ilamıyla davalı ... adına kayıtlı tasarımın hükümsüzlüğüne karar verildiğini, diğer davalı ...'nun 2000-8145 sayılı endüstriyel tasarımının yenilik vasfını haiz olmadığının taraflarınca ispat edildiğini ve İzmir FSHM 2015/52 E. Sayılı dosyası ile tasarımın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verildiğini ve kararın Yargıtay'ca onandığını, ...'nun 2001-01222 sayılı tasarımının yenilik ve ayırt edicilik vasfı olmayan, harcıâlem niteliğindeki tasarımın kötüniyetle tescil edildiğinin taraflarınca ispatlandığını, davalılardan ... adına kayıtlı ilgili tasarımının hükümsüzlüğü için açılan davada İzmir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk<br>Mahkemesi'nin 2009/1 E. 2010/140 K. sayılı ilamıyla davalı ... adına kayıtlı tasarımın hükümsüzlüğüne karar verildiğini, diğer davalı ...'nun 2000-8145 sayılı endüstriyel tasarımının yenilik vasfını haiz olmadığının taraflarınca ispat edildiğini ve İzmir FSHM 2015/52 E. Sayılı dosyası ile tasarımın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verildiğini ve <br>kararın Yargıtay'ca onandığını, tüm bu veriler ışığında davalıların şikayet haklarını kötüye kullandığının ispatlandığını, müvekkilinin onur ve itibarı zedelenmiş olup, <br>davalıların maddi gerçeği bilmesine rağmen müvekkili aleyhine haksız toplatma ve ihtarnamelerle müşteri çevresini etkilemesiyle oluşan müvekkilinin <br>zararı ile davalıların hareketi arasında illiyet bağı oluştuğunu,  kötüniyetli tescilleri önlemek için 554 sayılı KHKnin kendi içerisinde koruma mekanizması öngördüğünü, 554 sayılı KHK'nin 43. maddesindeki düzenleme uyarınca<br>“doğmamış” sayılan endüstriyel tasarım tesciline dayalı olarak tescil sahibinin üçüncü kişilere verdiği zararların tazmini yoluna gidilebileceğini, davalının basiretli bir tacir olmasının beklenmesi nedeniyle de (TTK m.20/2), kendisinin<br>De içinde bulunduğu ilgili piyasada daha önce kamuya sunulmuş olan ürünler hakkında yeterli derecede bilgiye sahip olduğunun kabulü gerektiğini, buna rağmen davalının, piyasada yaygın olarak 1991 yılından beri var olan bir ürünü kendi tasarımıymış gibi 1997 yılında tescil ettirdiğini, herkesin haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olduğunu, hiçbir tutar müvekkilinin ciddi şekilde zedelenen onur, itibarı ve yaşadığı acı, elem ve ıstırabı dindirmeyecek ve müvekkilinin kaybolan ticari itibarını geriye getirmeyecek de olsa <br>bir nevi teselli olarak 100.000,00 TL istemli işbu davanın açıldığını,  davalıların maddi ve sosyal durumları hakkında yapılan incelemenin eksik olduğunu, davalının kusurunun ispatlandığını ve manevi tazminatta aranan kusur şartının da gerçekleştiğini, somut olayın özelliklerine göre kötü niyetli olarak bir markayı adına tescil ettiren kimsenin bu tescil nedeniyle verdiği zararları tazmin etmemesinin hakkaniyete ve hukuka aykırı olduğunun da kabul edildiğini, mahkeme tarafından 2014 yılında alınan bilirkişi raporunda müvekkilinin karlarının düştüğü, davalıların haksız toplattırma ve haksız ihtarnamelerle paralel olarak karlarının arttığının görüldüğün, somut olayda geçmişe etkili olarak verilen karar neticesinde davalıların şikayetini kötüniyete dayandığı bu nedenle haksız fiil olarak nitelendireceğini, davalıların kastının müvekkilinin işletmesine ve ticari hayatına zarar vermek olduğunun ispatlandığını, bu şekilde vuku bulan olayda müvekkilinin kişilik haklarının <br>Zedelendiğini ve manevi zararın ortaya çıktığını, zira müvekkilinin ticari hayattaki<br>güveninin azaldığını, müvekkilinin işletmesinde haksız toplattırma sonrası müvekkilinin mamullerinin hukuka aykırı şekilde üretildiği zannıyla müşterilerinin müvekkilinden <br>mal almadığını, tüm bu somut olaylarda davalılar asli kusurlu olup harcıalem tasarıma dayanarak<br>Müvekkilinin Faydalı Model ile elde ettiği korumaya rağmen müvekkilinin mallarının<br>toplatılmasına neden olduğunu, hukuka aykırı şekilde kendi lehlerine müvekkili aleyhine durum yaratan davalıların müvekkilinin zararının ortaya çıkmasında asli  kusurlu olduğunu belirtilerek yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin karşı taraflara yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>DELİLLERİN  DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: <br>Dava, haksız tescil edilen davalı tasarımlarının haksız rekabet oluşturduğu iddiası ile haksız rekabetin tespiti ile haksız rekabetin önlenmesi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. <br>İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. <br>Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup, karar davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.<br>1-T.C. Anayasa’sının 138 ve 141. maddeleri uyarınca, Hakimler, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler ve bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. Bu gerekçede hukuki esaslara ve kurallara dayanmalı, nedenleri açıklanmalıdır. <br>Diğer taraftan 01/10/2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı HMK.’nun 27. maddesinde, hukuki dinlenilme hakkı kurala bağlanmıştır. Hukukî dinlenilme hakkı, Anayasa'nın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen, adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. Hukuki Dinlenilme Hakkı gereğince, davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkemeler, kararlarını somut ve açık bir şekilde gerekçelendirmek zorundadırlar. Eksik, şeklî ve görünüşte gerekçe yazılması adil yargılanma hakkının (hukukî dinlenilme hakkının), ihlâlidir. <br>HMK.'nın 297. Maddesinde de, verilecek hükümde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin yer alması gerektiği açıkça vurgulanmıştır. Kararın gerekçesinde maddi olay saptanmalı, hukuki niteliği ve uygulanacak hukuki kurallar belirlenmeli, bu konuda gerekli inceleme ve delillerden söz edilmeli, hukuk kuralları somut olaya uygulanmalı ve sonunda hüküm kurulmalıdır. Maddi olgularla hüküm fıkrası arasındaki hukuki bağlantı da ancak bu şekilde kurulabilecek, ayrıca yasal unsurları taşıyan bu gerekçe sayesinde, kararların doğruluğunun denetlenebilmesi mümkün olacaktır.<br>Somut uyuşmazlıkta; mahkemenin gerekçeli kararında, davalı ...'nun karar başlığında adının yazılmadığı, adı geçen davalı hakkında hüküm de kurulmadığı anlaşılmıştır.<br>Gerekçe olarak da aynen;\"Sınai haklar her şeyden önce maddi olmayan mallar üzerinde mutlak haklardır. Mutlak haklar, kişilere maddi olan ve olmayan mallar üzerinde veya diğer kişilere karşı en geniş yetki veren haklardır. Bu hakların en önemli özelliği, belli bir veya birkaç kişiye değil, herkese karşı ileri sürülebilmeleridir13. Mutlak hak olması nedeniyle hakkın konusu üzerinde doğrudan hâkimiyet sağlanmakta ve bu hak herkese karşı ileri sürülebilmektedir. <br>Tescil sahibine tanınan negatif yasaklama hakkı, hakkın kapsamına giren konuyu ticari amaçlı kullanan herkese karşı ileri sürülebilecek bir husus olup, üçüncü kişinin bu kullanımının kusurlu veya kötüniyetli olup olmaması tescil sahibinin hakkını sınırlandırmamakta,19 bir başka ifade ile tescil ile korunan hakka tecavüzden söz edilebilmesi için tecavüz ettiği ileri sürülen kişinin kusurlu davranması şartı aranmamaktadır. Önemli olan, bu kişinin fiilinin objektif olarak daha önce tescil belgesi elde etmiş olan hakkın kapsamına girmesidir.<br>554 sayılı KHK’nın 17. maddesinde ifadesini bulmaktadır. Maddeye göre; “Tasarımın kullanılması hak ve yetkileri münhasıran tasarım hakkı sahibinindir. Üçüncü kişiler, tasarım hakkı sahibinin izni olmadan koruma kapsamındaki tasarlanan veya tasarımın uygulandığı bir ürünü üretemez, piyasaya sunamaz, satamaz, sözleşme yapmak için icapta bulunamaz, ithal edemez, ticari amaçlı kullanamaz veya bu amaçlarla elde bulunduramaz.” Görüldüğü gibi maddede tasarımın kullanılması hak ve yetkilerinin münhasıran tasarım hakkı sahibine ait olduğu düzenlenmekte (pozitif kullanma hakkı) ve bu hak kapsamındaki fiillerin üçüncü kişiler tarafından izinsiz gerçekleştirilmesi yasaklanmaktadır (negatif yasaklama hakkı). Davalının faydalı model kapsamında koydurduğu tedbir ve davalı tarafa çektiği ihtarın tescilli tasarımından doğan hakkını kullanmak olduğu, hak arama özgürlüğü kapsamında olduğu, dosya kapsamındaki delillerden ihmal ve kötüniyetinin tespit edilemediği anlaşılmakla davacının davasının reddine karar verilerek...\" şeklinde hüküm kurulmuş,  ancak mahkeme kararında, ağırlıklı olarak yasal tanımlara ilişkin açıklama yapıldığı, ancak tarafların  bu iddia ve savunmalarından hangisine, ne sebeple üstünlük tanındığı ve özellikle davayı red gerekçesinin ne olduğunun yazılmadığı, hangi sebeplerin kabul, hangi sebeplerin reddedildiğinin belirtilmediği,  davacının talepleri bakımından açık anlaşılır değerlendirme yapılmadığı anlaşılmaktadır.<br>Hüküm kurulurken, tarafların iddia ve savunmalarından hangisine, ne sebeple üstünlük tanındığı ve özellikle kabulün gerekçesinin ne olduğu yazılmadan, sadece mevzuat hükümlerine atıflar yapılarak davacının her bir talebinin değerlendirilerek gerekçesi da açık ve anlaşılır şekilde açıklanmaksızın genel ifadeler ile gerekçe yazılması hatalı olup gerekçe oluşturmak değildir.<br>Bu bağlamda; istinafa konu mahkeme hükmünün, yukarıda açıklanan nitelikte yasal gerekçe içermediği, bu haliyle de hem Anayasa'nın 141-(3) maddesine, hem de HMK'nın 297.maddesine aykırı olduğu açıktır. <br>Hal böyle olunca; ortada Yasanın aradığı anlamda gerekçeli bir hükmün olmaması ve denetlenebilecek gerekçeli bir kararın bulunmaması nedeniyle, istinafa konu karar, usul ve yasaya aykırı görülmüş, bu husus kararın kaldırılmasını gerektirmiştir.<br>2-Kabule göre ise;<br>- Davalıların, Eyüp 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 01/06/2010 tarihli, 2010/76 esas 2010/234 sayılı görevsizlik kararı ile dosyanın İstanbul Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmeden önce süresinde sunmuş oldukları cevap dilekçesinde süresinde zamanaşımı def'in bulunmuş oldukları; İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince de davalıların zamanaşımı def'i hakkında karar verilmeksizin 04/05/2011 tarihli,  2010/115 Esas-2011/49 Karar sayılı yetkisizlik kararı verilmiş olduğu; zamanaşımı itirazının görevli ve yetkili olan mahkemece değerlendirilmesi gerektiği halde, mahkemece itiraz konusunda olumlu veya olumsuz ara karar kurulmadığı gibi, gerekçeli kararda bu hususun tartışılmaması hatalı olmuştur.<br>-Bilindiği üzere, dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 297-(2) maddesinde “... taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” hükmüne yer verilmiştir. Anılan bu düzenleme karşısında uyuşmazlığın çözümlenmesine karar veren mahkemenin, kuracağı hükmün açık, net, infaza elverişli ve talepler ile tüm davalılar hakkında hüküm kurulmuş olması gerekir. İncelenen mahkeme kararında yeterli gerekçe bulunmadığı gibi, mahkemenin gerekçeli kararında, davalı ...'nun karar başlığında adının yazılmadığı, adı geçen davalı hakkında hüküm kurulmadığı anlaşılmıştır.<br>Açıklanan tüm bu gerekçelerle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan kabulüne; kararın açıklanan gerekçeler doğrultusunda kaldırılmasına, davacının diğer istinaf nedenlerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, davanın yeniden görülmesi için 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353-(1)-a)-6) maddesi gereğince; dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilerek, aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir. <br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-Davacı vekilinin istinaf itirazlarının KABULÜ ile, İzmir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 28/04/2021 tarihli, 2011/187 Esas ve 2021/69 Karar sayılı kararının HMK 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, <br>2-Dosyanın açıklanan eksikliklerin giderilmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine,<br>3-Kararın kaldırılması sebep ve şekline göre davacı vekilinin sair istinaf taleplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,<br>4-İSTİNAF AŞAMASINDA; davacı tarafından yatırılan istinaf  karar harcının istek halinde kendisine iadesine (harç işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine), <br>5-İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda ele alınmasına, <br>6-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,<br>7-Kararın 6100 sayılı HMK'nın 359-(3) maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğine,<br>Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK 353/1-a-6 maddesi gereğince  kesin olarak oy birliği ile karar verildi. 01/02/2024<br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"56869ec83a9d9752","SID":"3d986134ea2a46a3"}}