{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2024/148 Esas<br>KARAR NO: 2024/324 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEME: İSTANBUL ANADOLU 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ <br>TARİHİ: 08/11/2023 <br>DOSYA NUMARASI: 2020/655 Esas -  2023/830 Karar <br>DAVA: Alacak (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Denkleştirme Tazminatı) <br>KARAR TARİHİ: 22/02/2024<br>İlk Derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: <br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin dağıtım, pazarlama ve lojistik sektörlerinde 1970 yılından beri faaliyetlerine devam ettiğini, müvekkili ile davalı arasında 07/08/2017 tarihinde ...'ya ait ... markalı ürünlerin dağıtımı ve satışının gerçekleştirilmesi amacıyla distribütörlük sözleşmesi akdedildiğini, bu sözleşme ile ... tarafından üretilen ürünlerin müvekkili tarafından kendisine verilen sorumluluk alanı içerisinde satılmasının kararlaştırıldığını, bölgenin hangi coğrafyayı kapsadığı sözleşmede taraflarca belirtilmese de, gerek sözlü olarak gerekse fiili uygulamada Marmara Bölgesi içerisinde yer alan şehirler olarak kararlaştırıldığını, müvekkilinin sözleşmenin kurulması ile birlikte üzerine düşen yükümlülükleri harfiyen yerine getirdiğini, bu kapsamda ... tarafından üretilen ürünlerin bölgedeki perakende satış yapan işletmelere, tüketiciye hızlı ve sağlam bir şekilde ulaştırmayı sağladığını, müvekkilinin ...'nın bölgede tanınırlığının artması, ürünlerinin geniş kitlelere ulaşması için büyük yatırımlar gerçekleştirdiğini, bölgede tek satıcı olarak faaliyete başladığı andan itibaren tanınırlığını, müşteri porftöyünü kullanarak davalı şirkete ait ürünlerin geniş kitlelere ulaşmasına aracılık ettiğini, müvekkili sözleşme ile kendisine yüklenen yükümlülüklerini taraflar arasındaki ticari ilişkiye uygun bir şekilde yerine getirmesine rağmen davalı şirketin sözleşmeye uymayarak bölgedeki alıcılara ürünü bizzat pazarlayarak sözleşmeyi açıkça ihlal ettiğini, davalı tarafın sözleşme hükümlerine ve taraflar arasındaki ticari ilişkiye aykırı davranışlarının devam etmesi sebebiyle müvekkilinin sözleşmeyi haklı olarak feshetmek zorunda kaldığını, bu kapsamda Beyoğlu ... Noterliği'nin 26/06/2019 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesinin keşide edildiğini, denkleştirme tazminatı taleplerinin bulunduğunu, müvekkilinin geniş organizasyon ağı sayesinde, müşteri çevresini belirli bir dereceye kadar genişlettikten, satış cirosunu arttırdıktan, ürünün satım ve pazarlanması için gerekli ağı kurduktan, satış noktalarının sayısını arttırdıktan sonra daha çok kazanç sağlamak arzusu içindeki davalı ...'nın pazarlama işini bizzat üstlenerek müvekkilini devre dışı bıraktığını, tek satıcılık sözleşmesinin temel unsurlarından birisi olan tek satıcıya tanınan münhasır satış hakkının gerek üretici, gerek üreticinin anlaştığı üçüncü kişilerle ihlal edilmesinin sözleşmenin devamını tek satıcı bakımından olanaksız kılacağını, müvekkili müşterilerden gelen ürün taleplerini davalıya iletmesine rağmen kendisine ürün teslimatı yapılmadığını, müvekkilinin münhasıran yetkili olduğu bölgede ... tarafından doğrudan satış yapılmasının açıkça sözleşmenin ihlali olduğunu, müvekkili için haklı sebeple fesih imkanı doğurduğunu, ...'nın bu fiil ve eylemlerinin gerek taraflar arasındaki sözleşmeye gerekse dürüstlük kuralına açıkça aykırı olduğunu, müvekkilinin sözleşme süresi içerisindeki faaliyetleri neticesinde davalıya doğrudan veya dolaylı olarak yeni müşteriler kazandırdığını, tanınırlığını arttırdığını, mevcut müşteriler ile çalışmaya devamlılık sağladığını, müvekkilinin faaliyetleri neticesinde davalının müşteri çevresinin büyük oranda genişlediğini, bu genişleme ile davalının ekonomik açıdan önemli menfaat sağladığını, sözleşmenin feshinden sonra da sağlamaya devam ettiğini, müvekkilinin sözleşme ile birlikte davalıya ait ürünlerin sürümünü arttırmak amacıyla gerekli ekipman ve donanım için büyük yatırımlar yaptığını, taraflar arasındaki ilişkinin uzun bir süre daha devam edeceğine duyduğu güven sebebiyle gerekli depo kiralama, araç tahsisi ve işçi istihdamı gibi ekonomik külfeti olan yatırımlar yaptığını, sözleşmenin davalı tarafça ihlal edilmesi sebebiyle bu yatırımların kendisini amorti edemediğini, müvekkilinin ciddi manada zarara uğradığını, sözleşmenin uzun süreli olacağına duyduğu güvenin korunması ve makul süre bakımından zararlarının tazmin edilmesi gerektiğini, taraflar arasındaki belirsiz süreli tek satıcılık sözleşmesinin feshi nedeniyle müvekkilinin sözleşmenin fesih süresi içinde elde edebileceği kardan yoksun kalacağını, bu zararın tazmininin gerektiğini, buradaki muhtemel kazancın ispatının, oluşturulan güvene dayalı olarak sözleşme makul süre daha devam etseydi elde edilmesi beklenen kazancın tespitiyle mümkün olacağını, ölçü olarak tek satıcının sözleşme ilişkisi sona ermeden önceki ortalama aylık gelirinin dikkate alınabileceğini, davalı tarafça ... markasının devri ile üstlenilen 3.500.000,00 TL + KDV tutarındaki alacaklarının bakiye kısmı ile dönülemeyen bütçe faturalarından kaynaklanan 418.037,00 TL alacaklarının ve cari hesap alacaklarının ödenmesi taleplerinin bulunduğunu, bu tutarın fatura altı iskonto bedeli adı altında davalı tarafından sipariş başına %10 oranında indirim yapılarak ödenmesinin kararlaştırıldığını, bu tutarın bir kısmının ödendiğini ancak 3.109.235,59 TL + KDV tutarındaki kısmının ödenmediğini, bu miktarın davalı tarafça ödenmesi gerektiğini, dönülemeyen bütçe faturalarından kaynaklanan 418.037,00 TL alacaklarının şimdilik ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 20.000,00 TL'sinin ödenmesini talep ettiklerini, bundan başka cari hesap alacakları olan 57.316,26 TL'nin de ödenmesine karar verilmesi gerektiğini, müvekkilinin uğramış olduğu itibar kaybı nedeniyle 100.000,00 TL manevi tazminat taleplerinin bulunduğunu, müvekkilinin ticari itibarının zedelendiğini, ...'dan alacaklı olduğunu, alacağından ... ile birlikte diğer davalıların da müteselsilen sorumlu olduklarını, müvekkili şirketin ürünlerini pazarlama işini sürdürdüğü ... A.Ş.'nin ... markasının ... tarafından devralındığını, ...'nın kurucusu ve tek pay sahibi ... ve ...'ın vekilliğini de yürütenin avukat ... olduğunu, ...'ın bu şirket bakımından öğretide ifade edilen saman adam konumunda olduğunu, gerçekte şirketin pay sahibi olmadığını, şirketin gerçek pay sahibinin ... olduğunu, müvekkilinin dava dışı ...n borçlarının davalı ... tarafından devralınmasını kabul etmesinin en büyük etkeninin taraflar arasındaki şifahi görüşmelerde davalı ...'nun müvekkiline bu borçların garantörünün kendisi ve şirketi ... olduğunu söylemesi ve taahhüt etmesi olduğunu, müvekkili tarafından satışı yapılan ... markalı ürünlerin etiketinde üretici firmanın davalı .. Anonim Şirketi, üretim yerinin ise davalı ... Kozmetik ve Temizlik Ürünleri Sanayi Anonim Şirketi olduğunun belirtildiğini, davalıların ödenmeyen borç nedeniyle müvekkili şirkete karşı sorumluluğunun birden fazla hukuki dayanağının bulunduğunu, davalıların TTK m.195 ve devamı hükümleri uyarınca şirketler topluluğu içinde hakim şirket veya hakim teşebbüs olarak da oluşturdukları güven nedeniyle müvekkiline karşı sorumlu olduğunu, borçlu olan davalı ... ile diğer şirket ...'nin ortak yönetimi ve gerçek yöneticisinin ... olduğunu, davalı şirketlerin ... tarafından yönetildiğini, davalı ...'nun TTK m.195/5 hükmü uyarınca şirketler topluluğu kapsamında hakim teşebbüs olarak TK m.209'daki güven sorumluluğuna tabi olduğunu, tacir sayıldığını, iflasa tabi olduğunu, bu kişilerin iflasını talep etme hak ve yetkisini de saklı tuttuklarını, davalı şirketlerin iktisaden özdeş olduğunu, tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi uyarınca ... A.Ş.'nin borcundan diğer davalı şirketin de sorumlu olduğunu, aralarında organik bağ ve iktisadi özdeşlik bulunması sebebiyle farklı tüzel kişiler gibi görünse de davalı şirketlerin gerçekte aynı ve tek bir tüzel kişiliği oluşturduklarını, tek bir tüzel kişi gibi yönetildiklerini, fiilen aynı şirketler olduklarını, bu sebeplerle ticari faaliyetlerinden oluşan borçlardan müteselsilen sorumlu olduklarının kabulünün gerektiğini, arabuluculuğa başvurulduğunu ancak anlaşma sağlanamadığını beyanla distribütörlük sözleşmesinin müvekkili tarafından haklı nedenlerle feshedilmesi sebebiyle en az 10 yıllık kar kaybı tazminatı, yatırımların atıl kaması sebebiyle uğranılan zararlar, işten çıkarılan personele ödenen tazminatlar, kira, altyapı yatırımları vs, sebebiyle ödenecek cezai şart dahil bedeller, diğer şirketlerle olan sözleşmelerin tasfiyesinden kaynaklı doğmuş olan cezai şart dahil bedeller, elde kalan ürünler sebebiyle uğranılan zararlar, uğramış olunan müspet ve menfi zararlar ve uğranılan itibar kaybı sebebiyle şimdilik ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 20.000,00 TL maddi ve manevi tazminat, denkleştirme tazminatı olarak şimdilik ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 200.000,00 TL, ... markasının devrine bağlı olarak davalı tarafından müvekkiline ödeneceği taahhüt edilen ve distribütörlük sözleşmesinde fatura altı iskonto bedeli olarak ödenmesi kabul edilmiş olan toplam 3.500.000,00 TL tutarındaki alacaklarının bakiye 3.109.235,59 TL tutarından şimdilik ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 100.000,00 TL, dönülemeyen bütçe faturalarından kaynaklanan 418.037,00 TL alacaklarından şimdilik ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 20.000,00 TL, elde kalan ürünler sebebiyle uğranılan 1.309.860,00 TL alacaklarından şimdilik ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 30.000,00 TL, cari hesap alacakları olan 57.316,26 TL olmak üzere toplam 427.316,26 TL'nin müvekkili şirkete verilmek üzere davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar ... ve ... vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının müddeabihi toplam 427.316,26 TL göstererek dava açtığını, bu durumda 427.316,26 TL müddeabih üzerinden 7.297,49 TL harç yatırması gereken davacının 729,74 TL harç yatırdığını, yasa gereği zorunlu olan harçları yatırmadığından davanın usulden reddinin gerektiğini, dava dilekçesinde itibar kaybından kaynaklanan 100.000 TL manevi tazminat talep edildiğinin ifade edildiğini ancak dava dilekçesinin konu kısmında böyle bir talebin olmadığını, sonuç ve istem bölümünde de itibar kaybına ilişkin manevi tazminat talebinden bahsedilmediğini, davacının 100.000,00 TL olarak somutlaştırdığı manevi tazminata ilişkin harcın yatırılmadığını, bu durumda ortada usulüne uygun olarak talep konusu edilmiş bir manevi tazminat talebi olmadığından davacının dilekçe içeriğinde zikrettiği itibar kaybı talebinin yok sayılması gerektiğini, davacının dava dilekçesinde ek olarak bahsettiği delillerini dosyaya sunmadığını, davacının bu haliyle hem savunma haklarını kısıtladığını, hem de delillerin dava dilekçesi ile birlikte sunulmasını emreden HMK 121. Maddesini ihlal ettiğini, davacının sonradan delil sunmasına muvafakat etmediklerini, davacının davasını dayandırdığı sözleşmenin diğer davalı ... A.Ş. ile davacı arasında yapıldığını, müvekkilleri ... ve ... A.Ş.'nin bu sözleşmenin tarafı olmadığını, taraf olmadıkları bir sözleşme nedeniyle hiçbir yükümlülük altına girmeyen müvekkillerine sorumluluk yüklenemeyeceğinden davanın husumet yokluğu nedeniyle reddi gerektiğini, dava dilekçesinde açık ve anlaşılır bir açıklama yapılmadığını, müvekkillerine neden sorumluluk izafe edildiğinin belirtilmediğini, bununla birlikte birtakım nedenlerin saymaca usulü ile ortaya atıldığını, müvekkillerinin davacının sözleşme ilişkisi kurduğu ... A.Ş.'nin temsilcisi ve yöneticisi olmadığını, müvekkillerinin ... A.Ş. ile bir ilişkisinin olmadığını, müvekkillerinin ... A.Ş.'nin yöneticisi yada organı olmadığını, ... A.Ş. adına söz söyleme, işlem yapma yetkilerinin bulunmadığını, hiçbir zaman olmadığını, bu nedenle olayda TTK'nın 371/5. maddesinin uygulanma imkan ve ihtimalinin bulunmadığını, ortada bir şirketler topluluğunun olmadığını, tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisinin uygulanması için ortada bir alacağın olması gerektiğini, borçlunun mal kaçırmaya yönelik kötü niyetli eylemlere girişmesi gerektiğini, henüz alacaklı bile olmayan davacının teorinin uygulanmasını talep etmesinin mümkün olmadığını, esasa ilişkin olarak ise müspet zarar ve menfi zararın aynı anda talep edilemeyeceğini ancak davacının her iki zarar türüne ait alacak kalemlerini alt alta sıralayarak tümünü talep ettiğini, davacının sözleşmeden alıntıladığı üzere distribütör, tedarik ettiği malları kendi nam ve hesabına satmayı yükümlendiğini, kendi nam ve hesabına satış yapmayı kabul eden davacının basiretli bir tacir olarak girdiği ticari ilişkide zarar edebileceğini hesaba katması gerektiğini, bu bakımdan davacının beklediği faydayı sağlayamamasının kendi ticari işletmesine ait bir durum olduğunu, sözleşmenin davacı tarafından feshedildiğini, bahsi geçen sözleşmenin davacı ile davalı ... A.Ş. arasında imzalandığını, müvekkilleri ... ve ... A.Ş.'nın bu sözleşmeye hiçbir zaman taraf olmadığını, müvekkillerinin ... A.Ş.'nin kefil, garantörü vs olmadığını, distrübütörlük sözleşmesinin müvekkillerine herhangi bir sorumluluk yüklemediğini, sözleşmenin hiçbir maddesinde müvekkillerine bir atıf yapılmadığını, usul olarak davacının sözleşmeyi feshinin haklı olmadığını, davacının, davalının sözleşmeye aykırı davrandığını iddia ederek sözleşmeyi derhal geçerli olacak şekilde feshettiğini, var olduğunu iddia ettiği aykırılıkların giderilmesini talep etmediğini, bunun için süre vermediğini, aykırılıklara somut bir örnek vermediğini, doğrudan fesih yoluna gittiğini, sözleşme ilişkisini her ne şekilde olursa olsun sonlandırmaya karar verdiğinin açık olduğunu, bu şartlar altında feshin haklı olduğunun söylenemeyeceğini, davacının portföy tazminatı talebinin hak düşürücü süre yönünden reddi gerektiğini, denkleştirme talebinin sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren 1 yıl içinde ileri sürülebileceğini, bu sürenin hak düşürücü süre olduğunu, distribütörlük sözleşmesinin 26 Haziran 2019 tarihli ihtarı ile feshedildiğini, buna karşılık davanın 30 Aralık 2020 tarihinde açıldığını, davacının denkleştirme talebini 1 yıllık hak düşürücü sürede açmadığından davanın reddi gerektiğini, portföy tazminatı talep eden davacının davalının sözleşmenin sona ermesinden sonra da ciddi menfaatler sağladığını ispatla yükümlü olduğunu beyanla açıklanan nedenlerle davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ...Ür. Ve Paz. A.Ş. Vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde özetle; Dava dilekçesinde itibar kaybından kaynaklanan 100.000 TL manevi tazminat talep edildiği halde dilekçenin konu ve sonuç ve istem bölümlerinde böyle bir talebin yer almadığını, dilekçenin sonuç kısmında yer almayan itibar kaybından kaynaklı manevi tazminat talebinin yok sayılması, dikkate alınmaması gerektiğini, davanın eksik harç ödenerek açıldığını, davacının müvekkili şirket ile imzaladığı sözleşme gereği müşteri çevresini genişlettiğini, müvekkilinin bundan bir kazanç sağladığını, sözleşmenin feshi nedeniyle denkleştirme tazminatı ödenmesi gerektiği iddialarının doğru olmadığını, denkleştirme/portföy tazminatı talebinin sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren 1 yıllık süre içerisinde istenebileceğini, 1 yıllık sürenin hak düşürücü süre olduğunu, davacının süresi içerisinde talepte bulunmadığını, davacı ile imzalanan sözleşme ile davacının müvekkili tarafından üretilecek temizlik ve kozmetik ürünleri ile yeni üretilecek tüm ürünleri müvekkilinden tedarik ederek kendi nam ve hesabına satmayı yükümlendiğini, davacının sözleşmeyi feshettiğini, davacının sözleşmenin feshine gerekçe yaptığı iddiaların tamamının gerçek dışı olduğunu, sözleşmede davacı tarafından verilen siparişlerin müvekkili tarafından karşılanması usulünün düzenlenmekte olduğunu, buna göre müvekkilinin davacı tarafından verilecek siparişleri kendi stok ve sevkiyat durumuna göre planlayacağını, siparişlerin değerlendirilmesi, kabulü, sevk edilmesinin müvekkilinin takdirinde olduğunu, müvekkilinin siparişleri kabul etmeyebileceğini, kabul edebileceğini ve kabul ettiği siparişler için sevk tarihini belirleyebileceğini, davacının siparişlerin kabul edilmesi, edilmemesi, sevki, sevkedilmemesi ve benzeri durumlar nedeniyle müvekkilinden kar kaybı, ciro kaybı, maddi, manevi tazminat, depo masrafı ve sair hak ve alacak talep edemeyeceğini, sözleşmenin 4/1 b maddesi gereğince kendisine mal sevkiyatı yapılmadığını öne sürerek fesih yoluna gidilemeyeceğini, davacının belirsiz ifadeler kullanılarak sözleşmeye aykırı davranıldığı konusunda bir açıklama yapmadığını, hangi tarihteki sevkiyatın talebinin kabul edilmediğini ya da kabul beyanına rağmen hangi tarihte hangi ürün ya da ürünlerin davacıya teslim edilmediğinin belli olmadığını, sözleşmede davacının tek satıcı olduğuna dair bir kayıt bulunmadığını, davacıya münhasırlık tanıyan ya da sözleşmenin ayakta olduğu süre boyunca müvekkilinin doğrudan satış yapmasını yasaklayan bir düzenleme olmadığını, davacının iddialarını kanıtlamak için herhangi bir delil ve bilgi sunmadığını, gerek fesih ihtarına gerekse dava dilekçesinde müvekkilinin münhasırlık koşulunu ihlal ettiğine dair somut bir bilginin sunulmadığını, davacının amacının sözleşmeyi feshetmek olduğunu, münhasırlık iddiasının davacının feshe gerekçe yaratmak için kullandığı araçlar olduğunu, müvekkilinin ... firmasına ait borcu üstlendiği iddiasının ticari hayatın olağan akışına külliyen aykırı olduğunu, sözleşmede böyle bir düzenlemenin yer almadığını, fatura altı iskonto düzenlemesinin eğer distribütör sorumluluğunda bulunan ara satış kanallarından alınan siparişleri en geç gün içinde sağlarsa minimum 30 günlük stok sağlarsa ve elinde tüm ürün çeşitlerinden bulundurursa %10 oranında bir indirimin uygulanacağını, sözleşmede bunun dışında ve ötesinde bir indirim düzenlemesinin bulunmadığını, müvekkilinin davacıya 3.500.000 TL ödeyeceğine dair bir hüküm bulunmadığını, taraflar arasında böyle bir anlaşmanın yapılmadığını, müvekkilinin hiçbir 3. kişinin borcunu üstlenmediğini, davacının öne sürdüğü fesih  gerekçelerinin gerçek dışı olduğunu, taraflarınca keşide edilen Beyoğlu ... Noterliği'nin 22 Temmuz 2019 tarihli ve ... yevmiye sayılı ihtarnamesi ile davacıya bildirdiğini, dava dilekçesinde fesih gerekçesi yapılan olguların gerçekleştiğine dair bir ispat aracının sunulmadığını, dilekçede tazminat taleplerine ağırlık verildiğini, oysa davacının öncelikle haklı fesih olgusunu ispat etmekle yükümlü olduğunu, davalılar arasında organik bağ olmadığını, bu iddiayı reddettiklerini, doktrinde ve Yargıtay kararlarında taraflar arasında organik bağ bulunduğunu söyleyebilmek için aralarında organik bağ olduğu öne sürülen şirketlerin faaliyet konularının, adreslerinin, yönetim kurulu başkan ya da yönetim kurulu üyelerinin aynı olması gerektiğini, hakim sermaye ortakları ile diğer şirketin hakim sermaye ortaklarının aynı olmasının taraflar arasında organik bağ bulunduğunun somut kanıtı olarak değerlendirildiğini, sicil kayıtları ile sabit olduğu üzere müvekkili ile diğer davalıların adreslerinin, faaliyet konularının, ortaklarının, yöneticilerinin, yönetim kurulu başkan ve üyelerinin aynı olmadığını, davacının bu kriterlere uygun bir kanıt sunamadığını, bu kriterlerin dışında da organik bağ iddiasını teyit edecek bir delil bildirilemediğini, bu şartlar altında davacının organik bağ iddiasının soyut bir iddiadan ibaret olduğunu, denkleştirme tazminatının 1 yıllık hak düşürücü süreye tabi olup bu sürenin geçtiğini, sözleşmeyi feshedenin davacı olduğunu, bu nedenle maddi tazminat talebinde de bulunamayacağını, davacının fesihten sonra elinde kalan ürünlerin iade alınmaması nedeniyle tazminat talep etmesi hususunda sözleşmede bu yönde bir düzenleme bulunmadığını, tüm bu sebeplerle açılan davanın reddine, yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini, distribütörlük sözleşmesinin süresiz olarak imzalandığını, müvekkilinin süresiz olarak imzalanan sözleşmeye güvenerek uzun soluklu bir ticari ilişki geliştirmeyi hedeflediğini, bir başka distribütör arayışına girmediğini, ahde vefa ilkesi uyarınca sözleşmeye bağlı kaldığını, davalının sözleşmenin imzalanmasından kısa bir süre sonra önceden herhangi bir bildirim yapmadan tek yanlı iradesiyle ve haksız olarak sözleşmeyi feshettiğini, davacının ileri sürdüğü fesih gerekçelerinin tamamının haksız olduğunu, sözleşmenin haksız yere fesih edildiğini, bu nedenle sözleşmenin haksız feshi nedeniyle müvekkilinin uğradığı zararları tazmin yükümlülüğü altında olduğunu, davalı ile müvekkilinin imzaladığı distribütörlük sözleşmesiyle yeni müşteriler elde ederek yeni satış kanalları açmayı ve mevcut pazar payını koruyup geliştirmeyi taahhüt ettiğini, müvekkilinin davalının bu taahhüdüne güvenerek diğer firmalarla distribütörlük ilişkisi tesis etmediğini, davalının sözleşme ile üstlendiği edimleri yerine getirmemesi nedeniyle müvekkilinin yeni müşterilere ulaşmasının mümkün olmadığını, pazar payında kayda değer bir artış sağlanamadığını, sözleşmenin devamı süresince davalıya sözleşme ilişkisi çerçevesinde indirim uygulandığını, davalının normal koşullarda daha yüksek bedelle satın alacağı ürünleri distribütörlük sözleşmesi nedeniyle iskontolu olarak satın aldığını, uygulanan iskontoların sözleşmeyi haksız fesheden davalı tarafından tazmin edilmesi gerektiğini, davalının talebi ile müvekkili tarafından iade alınan ürünlerin bir başka zarar kalemini oluşturduğunu, müvekkilinin taraflar arasındaki ilişkinin sağlıklı bir şekilde devam etmesi için davalının iade taleplerini kabul etmişse de bu ürünlerin piyasada satılabilir nitelikte ürünler olduğunu, ürünlerin satılmayıp iade alındıkları için depolama, nakliye gibi yeni masraf kalemleri oluştuğunu, satıştan beklenen kardan yoksun kalındığını, bu zarar kalemlerinin sözleşmeyi haksız fesheden davalı tarafından tazmin edilmesi gerektiğini beyanla asıl davanın reddi ile  fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 100.000 TL'nin karşı dava kapsamında davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı-karşı davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 08/11/2023 tarih ve 2020/655 Esas - 2023/830 Karar sayılı kararı ile; \"Davacı taraf distribütörlük sözleşmesini haklı sebeplerle feshettiğini iddia ederek  denkleştirme tazminatı ile diğer talepleri için dava açmış,  karşı davada ise aynı sözleşmenin haksız olarak feshedildiği iddiasıyla tazminat talep edilmiştir. Asıl davaya konu denkleştirme tazminatı talebi bakımından davalı taraflarca hak düşürücü süre yönünden davanın reddi gerektiği ileri sürülmüştür. 6102 Sayılı TTK 112 maddesinde denkleştirme tazminatının koşulları düzenlenmiş olup maddenin 4 fıkrasında  denkleştirme tazminatının sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren bir yıl içinde ileri sürülmesi gerektiği kabul edilmiştir. Yasada belirlenen bu süre hak düşürücü süre niteliğinde olup davanın her aşamasınca resen değerlendirilmesi gereken bir husustur. Davacı yan davalı ... ile arasındaki sözleşmeyi 26/06/2019 tarihli fesih ihtarı ile sonlandırmış olup bu ihtarname davalıya 27/06/2019 tarihinde tebliğ edilmiştir. Bu durumda bir yıllık hak düşürücü sürenin arada zaman aşımını kesen  ya da durduran sebepler bulunmadığı taktirde  27/06/2020 tarihinde dolacağı ,30/12/2020 tarihinde açılan davada hak düşürücü sürenin gerçekleştiği sonucuna varılabilecektir. Bu doğrultuda davacı tarafın talebinin hak düşürücü süre içinde ileri sürülüp sürülmediği incelendiğinde 27/06/2019 tarihinden itibaren başlayan hak düşürücü süre işlerken dünya genelinde yaşanan Covıd 19 salgını nedeniyle kabul edilen 7226 sayılı Kanun'un Geçici 1 maddesi ile \"GEÇİCİ MADDE 1- (1) Covid-19 salgın hastalığının ülkemizde görülmüş olması sebebiyle yargı alanındaki hak kayıplarının önlenmesi amacıyla;  a) Dava açma, icra takibi başlatma, başvuru, şikâyet, itiraz, ihtar, bildirim, ibraz ve zamanaşımı süreleri, hak düşürücü süreler ve zorunlu idari başvuru süreleri de dâhil olmak üzere bir hakkın doğumu, kullanımı veya sona ermesine ilişkin tüm süreler; 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile usul hükmü içeren diğer kanunlarda taraflar bakımından belirlenen süreler ve bu kapsamda hâkim tarafından tayin edilen süreler ile arabuluculuk ve uzlaştırma kurumlarındaki süreler 13/3/2020 (bu tarih dâhil) tarihinden,  b) 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu ile takip hukukuna ilişkin diğer kanunlarda belirlenen süreler ve bu kapsamda hâkim veya icra ve iflas daireleri tarafından tayin edilen süreler; nafaka alacaklarına ilişkin icra takipleri hariç olmak üzere tüm icra ve iflas takipleri, taraf ve takip işlemleri, yeni icra ve iflas takip taleplerinin alınması, ihtiyati haciz kararlarının icra ve infazına ilişkin işlemler 22/3/2020 (bu tarih dâhil) tarihinden, itibaren 30/4/2020 (bu tarih dâhil) tarihine kadar durur. Bu süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden itibaren işlemeye başlar. Durma süresinin başladığı tarih itibarıyla, bitimine on beş gün ve daha az kalmış olan süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden başlamak üzere on beş gün uzamış sayılır. Salgının devam etmesihalinde Cumhurbaşkanı durma süresini altı ayı geçmemek üzere bir kez uzatabilir ve bu döneme ilişkin kapsamı daraltabilir. Bu kararlar Resmî Gazete’de yayımlanır.\" hükmü getirilmiş ve 30/04/2020(bu tarih dahil) tarihine kadar duran süre  30/04/2020 tarihli Resmi gazete'de yayımlanan 2480 Sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile 01/05/2020 (bu tarih dahil) tarihinden itibaren 15/06/2020( bu tarih dahil) tarihine kadar uzatılmıştır. Bu durumda somut olayda 27/06/2019 tarihinden itibaren başlayan süre 8 ay 16 gün işlemiş ve 13/03/2020 tarihi itibariyle duran süre 16/06/2020 tarihi itibariyle kaldığı yerden devam etmiştir. Davacı yan 16/07/2020 tarihinde arabulucuya başvurmuş olup anlaşmama tutanağı ise 21/08/2020 tarihinde düzenlenmiştir. 16/06/2020 ila 16/07/2020 tarihleri arasında geçen süre gözetildiğinde dava açma süresinin 9 ay 16 günü dolmuştur. Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-15 maddesinde  arabuluculuk bürosuna başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede zaman aşımının duracağı hak düşürücü sürenin işlemeyeceği kabul edilmiş olup 22/08/2020 tarihi itibariyle dava açmak için geriye 2 ay 14 gün kalmış olmakla hak düşürücü sürenin 06/11/2020 tarihi itibariyle dolduğu mahkememizdeki davanın ise süre dolduktan sonra 30/12/2020  tarihinde açıldığı anlaşıldığından asıl davada denkleştirme tazminatı dışında kalan diğer talepler ile karşı dava dosyası bu dosyadan tefrik edilerek mahkememizin başka bir esasına kaydı yapılmış, davacı yanın denkleştirme tazminatı talebinin ise hak düşürücü süre yönünden reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.\" gerekçesi ile asıl davada denkleştirme tazminatı talebinin hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiş ve verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesi ile; İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/655 E. 2023/830 K. sayılı dosyası ile görülmekte olan denkleştirme tazminatı talepli dava, ilk derece mahkemesince 1 yıllık hak düşürücü sürede açılmadığı gerekçesi ile reddedilmiş olup karara karşı istinaf kanun yoluna başvurma zorunluluğu hasıl olduğunu, İlk derece mahkemesi kararında özetle; \"...Davacı yan davalı ... ile arasındaki sözleşmeyi 26/06/2019 tarihli fesih ihtarı ile sonlandırmış olup bu ihtarname davalıya 27/06/2019 tarihinde tebliğ edilmiştir. Bu durumda bir yıllık hak düşürücü sürenin arada zaman aşımını kesenya da durduran sebepler bulunmadığı taktirde27/06/2020 tarihinde dolacağı ,30/12/2020 tarihinde açılan davada hak düşürücü sürenin gerçekleştiği sonucuna varılabilecektir...\" demek suretiyle davanın hak düşürücü süreden sonra açıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verdiğini; Müvekkilinin, sözleşme ile kendisine yüklenen yükümlülüklerini taraflar arasındaki ticari ilişkiye uygun bir şekilde yerine getirmesine rağmen davalı şirketin sözleşmeye uymayarak, Bölge'deki alıcılara ürünü bizzat pazarlayarak sözleşmeyi açıkça ihlal etmiş olduğunu, davalı tarafın sözleşme hükümlerine ve taraflar arasındaki ticari ilişkiye aykırı davranışlarının devam etmesi sebebiyle müvekkilinin sözleşmeyi haklı olarak feshetmek zorunda kaldığını, bu kapsamda Beyoğlu ... Noterliği’nin 26.06.2019 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesinin keşide edildiğini ve davalı tarafa özetle; - ... tarafından distribütörlük ilişkisinin gereği olarak, sahaya ürün satışının yapılabilmesi amacıyla ...’dan yerine getirmesi talep edilen aksiyonların Sözleşme’nin 4.1/b maddesine aykırı olarak yerine getirilmemesi, \"- Davalı tarafından taraflar arasındaki ilişki kapsamında ...’nun fiili olarak sahip olduğu münhasırlık hakkına aykırı olarak pazarda doğrudan ürün satışı yapılması, - Davalının ... markasını devralması sonucu üstlendiği, taraflar arasında sözleşme ile kararlaştırılan “Fatura Altı İskonto Oranı” adı altında davalı tarafından sipariş başına %10 oranında indirim yapılarak ödenmesini kabul ettiği 3.500.000,00TL tutarındaki borcun siparişlerin yerine getirilmemesi sonucunda ödenmemesi sebeplerinden dolayı sözleşmenin haklı olarak feshedildiği\" hususlarının ihtar edildiğini; Müvekkili tarafından gönderilen bu ihtarname ile esasında tazminat talep edilmekle hak düşürücü sürenin kesildiğini, kanunda belirtilen sürenin davanın açılması için talebin ileri sürülmesi için aranan süre olduğunu, kanunda dava açılmasından söz edilmeyip tazminat talebinin ileri sürülmesinden söz edildiği hususu dikkate alındığında, 1 yıllık sürenin dava açılması için değil, tazminat talebinin ileri sürülebilmesi için bir hak düşürücü süre olarak anlaşılması gerektiğini, müvekkili şirket tarafından davalılara gönderilen ihtarname ile sözleşmenin haklı nedenlerle feshedildiği ve denkleştirme tazminatı da dahil diğer tazminat taleplerinin kendisine ödenmesi ihtar edilmek suretiyle kanunda belirtilen sürede tazminat talebinin ileri sürüldüğünü, ilk derece mahkemesince bu hususun göz ardı edildiğini; İkinci olarak gerekçeli kararda da belirtildiği üzere arabulucuk başvurusu 16/07/2020 tarihinde yapılmış olup anlaşmama tutanağının ise 21/08/2020 tarihinde düzenlenmiş olduğunu, arabuluculuk başvurusu ile birlikte denkleştirme tazminatı taleplerinin davalılara karşı yöneltildiğini ancak taraflarca anlaşma sağlanamadığını, arabuluculuk görüşmeleri ile birlikte müvekkilinin denkleştirme tazminatı talebinin TTK madde 122/4 de belirtilen sürede davalılara karşı ileri sürüldüğünü, kanun koyucunun maksadı bir yıllık sürede dava açılması olsa idi, bunu pek ala kanun lafzında zikredebilecek olduğunu, ileri sürmek ifadesi ile anlaşılması gerekenin denkleştirme tazminatı talebinin davalı yandan gerek yazılı ya da başka bir yol ile talep edilmesi olduğunu, aksi düşüncenin hak arama hürriyetini ve mülkiyeti hakkını kısıtlayacağından Anayasa'ya açık aykırılık teşkil edeceğini beyanla İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/655 Esas ve 2023/830 Karar sayılı ilamının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, TTK'nın 122. maddesi uyarınca acentenin denkleştirme tazminatı talebine ilişkindir. Mahkemece, davanın hak düşürücü sürenin geçmiş olması sebebiyle reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Davacı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; TTK madde 122/4 gereği tazminat talebinin dava açılmak suretiyle ileri sürülmesinin gerekmediği, davalı tarafa gönderilen 26.06.2019 tarihli fesih ihtarnamesi ile aynı zamanda denkleştirme tazminatının da talep edilmiş olduğu, bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde talebin ileri sürülmesinden sonra tazminat davasının genel zamanaşımı süresi içerisinde açılabileceği, aksi halde de 16.07.2020 tarihinde arabuluculuk başvurusunda bulunulduğu, bu başvuru ile tazminat talebinin davalılara yöneltilmiş olduğu ve sonuç olarak dava tarihinde hak düşürücü sürenin geçmediğine ilişkindir. TTK'nın 122/4. maddesi uyarınca denkleştirme tazminatı talebinin, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren bir yıl içerisinde ileri sürülmesi gerekir. Yasa maddesinde sürenin niteliğinin ne olduğu açık bir şekilde düzenlenmemiş olup, bu hususta öğretide de görüş birliği bulunmamaktadır. Madde gerekçesinde ise sürenin niteliğinin uygulama tarafından belirlenmesi gerektiği belirtilmiştir. Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemeleri tarafından verilen kararlarda; acentenin denkleştirme talebini ileri sürmesinden anlaşılması gerekenin, bu süre içerisinde dava açılması gerektiği olmadığı, talebin ileri sürülmesinin bir irade beyanıyla gerçekleşeceği, irade beyanının ileri sürülmesi ile tazminat talep hakkının kazanılmasına bağlı olarak da, sürenin hak düşürücü süre olduğu kabul edilmektedir. Somut olayda; davacı tarafından davalı ... A.Ş.'ye gönderilen 26.06.2019 tarihli Noter ihtarnamesi ile; taraflar arasında imzalanan 07.08.2017 tarihli distribütörlük sözleşmesinin davalının yükümlülüklerini sözleşmeye ve taraflar arasındaki ticari ilişkiye uygun olarak ifa etmediğinden bahisle ihtarnamenin tebliği ile derhal ve haklı sebeple feshedildiği, aynı ihtarnamede davalıya, kendisinde kalan davalıya ait ... markalı ürünleri iade alması, kendisinde kalan ve satılamayacak durumda bulunan ... markalı ürünlerin bedelinin iadesi, taraflar arasındaki cari hesaplardan kaynaklanan borç ve alacakların bildirilmesi ve ödenmesi, ... markasının devri karşılığında davalının ödemeyi taahhüt ettiği ve sözleşmede \"fatura altı iskonto bedeli\" olarak ödenmesi kabul edilmiş olan toplam 3.500.000,00 TL tutarındaki borcun bakiye 3.109.235,59 TL+KDV tutarındaki kısmının ödenmesi, aksi halde sözleşmenin haklı sebeple feshinden kaynaklanan her türlü zararın tazmini ve ödenmeyen toplam 4.882.000 TL +KDV tutarındaki borcun tahsilinin gerçekleşmesini teminen yasal yollara başvurulacağının ihtar edildiği, ihtarnamede ileri sürülen taleplerin 4 başlık altında sıralandığı, bu talepler içerisinde denkleştirme tazminatı talebinin bulunmadığı, \"her türlü zararın tazmini için dava açılacağı\"na ilişkin ihtarın denkleştirme tazminatı talep edildiğine dair irade beyanı sayılmayacağı, dolayısıyla davacı vekilinin 26.06.2019 tarihli ihtarname ile talebin ileri sürüldüğüne yönelik istinaf sebebinin haksız olduğu anlaşılmıştır. Taraflar arasındaki ticari ilişki, davacı tarafından gönderilen fesih ihtarnamesinin davalı tarafa tebliğ edildiği 27.06.2019 tarihinde sona ermiş olup, davacının bu tarihten itibaren 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde talebini doğrudan davalı tarafa yöneltmesi gerektiği, arabuluculuk müessesesinin TTK'nın 5/A maddesinde düzenlendiği, ticari davalardan konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat davaları yönünden bir dava şartı olduğu ve 6235 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesi uyarınca yürütüldüğü, yapılmış bir arabuluculuk başvurusunun denkleştirme tazminatı talebinin ileri sürülmesi olarak kabul edilebilmesi için, taraflar arasında yapılan görüşmeler neticesinde düzenlenen anlaşma sağlanamadığına dair son tutanaktan açık bir şekilde bu iradenin ileri sürüldüğü ve itiraza uğradığının anlaşılması gerektiği, her ne kadar Mahkemece de tespit edildiği üzere 7226 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesi nazara alınmakla  arabuluculuk başvuru tarihi ve (16.07.2020) ve davacı tarafça dosyaya ıslak imzalı aslı sunulan arabuluculuk son tutanağı tarihinde ( 21.08.2020) bir yıllık hak düşürücü süre geçmemiş ise de; son tutanakta taraflar arasında müzakere edilen hususların; \"karşı tarafların güvencesi ve kefaleti altında kurulan .../... şirketlerinin ve ürünlerinin distribütörlüğü sözleşmesinden kaynaklı ...'in bakiye borcu, 10 yıllık kar kaybı tazminatı, yatırımların atıl kalmasından kaynaklı zarar, işten çıkarılacak personele ödenecek tazminattan doğan zarar, kira, alt yapı yatırımları vs ödenecek cezai şart dahil bedeller/tazminatlar, diğer şirketlerle olan sözleşme ilişkilerinin tasfiyesinden doğacak cezai şart dahil bedeller/tazminatlar, elde kalan ürünlerin iade alınmaması nedeniyle uğranılan zararlar, bütçe, reklam ve saha giderleri ile alakalı geri dönülen faturalardan kaynaklı alacaklar ile cari hesap ilişkisinden kaynaklı tüm alacakların tahsili\" olarak açıklandığı, açıklanan bu tespitten davacının açık bir şekilde denkleştirme tazminatını talep ettiği, bu talebin taraflarca müzakere edildiği ve davalı tarafça reddedildiğinin anlaşılamadığı, kaldı ki arabuluculuk başvurusunun yalnızca davalılar ... ve ... Kozmetik Ve Temizlik Ürünleri Sanayi Anonim Şirketi yönünden yapıldığı, distribütörlük sözleşmesinin tarafı olan davalı ... Anonim Şirketi yönünden arabuluculuğa başvurulmadığı, sonuç olarak dava tarihinden önce davacı tarafça denkleştirme talebinin ileri sürülmediği ve dava tarihi itibariyle de 1 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği, Mahkemece verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmıştır.  Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle ve Harçlar Kanunu gereğince davacıdan alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 269,85 TL harcın mahsubu ile bakiye 157,75‬ TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,  4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider bulunduğu takdirde karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 22/02/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"33450b0af9434e8d","SID":"9b234381b1623e73"}}