{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>17. HUKUK DAİRESİ<br><br><br>ESAS NO\t\t: 2023/1620 <br>KARAR NO\t\t: 2024/255<br><br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: İZMİR 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 30/01/2023<br>NUMARASI\t\t: 2022/834 2023/74<br>DAVA\t\t:TAZMİNAT<br>BİRLEŞEN DAVA DOSYASINDA<br>DAVA\t                   : TAZMİNAT<br>KARAR TARİHİ   \t : 01/02/2024<br>KARAR YAZIM TARİHİ   : 01/02/2024<br><br>\tİzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/834 Esas ve 2023/74 Karar sayılı dosyasında yapılan yargılama sonucunda verilen aktif husumet yokluğu nedeniyle asıl ve birleşen davanın usulden reddine kararına karşı asıl ve birleşen dava davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı.<br><br>\tGEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br><br>\tMahkemece yapılan yargılama sonucunda; ''...Davacı vekili dava dilekçesi ve birleşen dosyadaki dava dilekçesiyle; davacının davalı ...Şirketi'den satın aldığı ... telefonun hoparlöründe sorun olduğunu, .... ismi ile anılan davalı ...'ın İstanbul'daki servisinde sorunun tespit edilerek telefonun hoparlörünün değiştirildiğini, bir süre sonra hoparlöre birkaç damla su sıçraması üzerine telefonun çalışmadığını, telefonunu davalı ...'ın yetkili servisi ... Mavibahçe'ye verdiğini, servis tarafından telefonun onarım merkezine gönderildiğini, servis tarafından önce telefonun sahte olduğu, daha sonra telefonda yetkisiz parça değişikliği olduğunun söylendiğini, arızanın giderilmediğini beyan ederek sözleşmeden dönerek ödemiş olduğu 13.299,00 TL'nin iadesine ve şimdilik 1.500,00 TL manevi tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>\tDavalı ... Şirketi vekili cevap dilekçesiyle; davacının fatura bedelinin iadesi talebine ilişkin davalı şirketin herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını, dava konusu cihazın ... Şirketi'nden 13.299,00 TL bedelle satın alındığını, söz konusu bedelin davalı şirket varlığına geçmediğini, üretici veya ithalatçı ile tüketici arasında bir sözleşme ilişkisi olmadığından tüketicinin üreticiye karşı sözleşmeden dönme veya bedelden indirim haklarını kullanmasının düşünülemeyeceğini, ... markalı tüm iphone model cep telefonlarının davalı şirket tarafından yetkilendirilmiş teknik servis sağlayıcılarında işlem görmesi gerektiğini, aksi  durumda yetkisiz müdahalenin davalı şirket tarafından tespiti halinde ilgili cihazın işleme alınmaması hem mevzuat hem de iphone model cep telefonlarının kullanım yönergelerinin gereği olduğunu, uyuşmazlığa konu cihaz üzerinde yapılan incelemede cihazda yetkisiz müdahalenin olduğunun tespit edildiğini, ayrıca cihazda su sıçramasından kaynaklı var olan sorunun tüketiciden kaynaklı olduğunu, manevi tazminat talebini haklı kılacak şartların hukuken oluşmadığını beyan ederek açılan davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>\tBirleşen dosya davalısı ... Şirketi vekili cevap dilekçesiyle; dava konusu işlemin tüketici işlemi olmadığını, görevsizlik karar verilmesi gerektiğini, cihazın ayıpsız bir şekilde teslim edildiğini, davalı şirketin herhangi bir sorumluluğu bulunmadığını, davacının ihbar sürelerine uymadan başvuru yaptığını, manevi tazminat talebine ilişkin de şartların oluşmadığını beyan ederek davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>\tAsıl ve birleşen dosyanın tüketici mahkemesinde açıldığı, İzmir 3. Tüketici Mahkemesi'nin 2021/68 Esas 2022/371 Karar sayılı kararı ile görevsizlik kararı verilerek dosyanın asliye hukuk mahkemesine gönderildiği, İzmir 17. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2022/269 Esas 2022/321 Karar sayılı kararı ile görevsizlik kararı verilerek dosyanın mahkememize gönderilmesi üzerine dosya yukarıda yazılı esas sırasına kaydı yapılarak yargılamaya devam edilmiştir.<br>\tTüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davaya konu telefona ait faturanın dava dışı ... Şti. adına düzenlendiği, telefonun dava dışı ... Şti. adına satın alındığı, davacı vekili tarafından görevsizlik kararı veren mahkemede telefonun davacı tarafından kullanılması nedeniyle davacının davacı tarafından açıldığını, davacının bir dönem dava dışı şirketin yetkilisi olduğunu ancak halen şirketin yetkilisi olup olmadığının bilinmediğini beyan edildiği, davacı tarafça yanılma haline de dayanılmadığı, kullanım iddiasının davacıya dava açma hakkı sağlamadığı anlaşılmakla asıl dosya ve birleşen dosya yönünden aktif husumet yokluğu nedeniyle davanın ayrı ayrı reddine karar vermek gerekmiş...\" gerekçesi ile Asıl dosya ve birleşen dosya yönünden aktif husumet yokluğu nedeniyle davanın ayrı ayrı REDDİNE, karar verilmiş, verilen bu karara karşı asıl ve birleşen dava davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.<br><br>İSTİNAF NEDENLERİ:<br><br>Asıl ve birleşen dava davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, asıl dosya ve birleşen dosya yönünden ayrı ayrı olarak 9.200,00'er TL karşı vekalet ücreti ödenmesine hükmedilmesinin davalı yanın arabuluculuk görüşmelerine mazeretsiz olarak katılmamasından dolayı Hukuk Uyuşmazlıkları Hakkında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesinin 11. bendi gereğince davalı lehlerine vekalet ücretine hükmedilemeyeceğini, telefonun müvekkili davacının kişisel kullanımı altında olması, ticari nitelik taşımaması nedeniyle görevli mahkemenin Tüketici Mahkemesi olduğunu, Asliye Ticaret Mahkemesi'nin görevli olmadığını, müvekkilinin telefonu satın aldıktan sonra telefondan kaynaklı sorunlar yaşadığını, sorunun giderilmesi için yetkili servise verdiğinde de ayıplı hizmet aldığını, telefonun garanti süresinin dolmadığını, maddi ve manevi tazminat taleplerinin kabulünün gerektiğini ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.<br><br>DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE:<br><br>Asıl ve birleşen dava, ayıplı telefon üretimi ve alım satımı ile ayıplı servis hizmetinden kaynaklanan maddi tazminat ve manevi tazminat istemine ilişkindir.<br>''...Dava, davacı ve davalı olmak üzere iki taraf sistemine göre kurulmuştur. Davanın taraflarının kimler olduğu davacı tarafından sunulan dava dilekçesinde gösterilir. Taraf ehliyeti ise, bir davada taraf olabilme yeteneğini ifade eder.  Hak ehliyetine sahip olan her gerçek ve tüzel kişi, davada taraf olabilme yeteneğine sahiptir. Taraf ehliyeti dava şartı olduğundan mahkemece tarafların taraf ehliyetine sahip olup olmadıkları hususu re’sen araştırılır.<br>\tBir davada taraf olarak gösterilen kişilerin gerçekten o dava ile ilgili olup olmadıkları hususu ise taraf sıfatı ile ilgilidir. Sıfat, dava hakkı ile taraflar arasındaki ilişkiyi ifade etmektedir.  Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu hâlde taraf sıfatı bir usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu subjektif hakkın özüne ilişkin maddi bir hukuk sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Kural olarak, bir davada davacı olma sıfatı (aktif husumet) o hakkın sahibine, davalı sıfatı (pasif husumet) ise; o hakka uymakla yükümlü bulunan kişiye (borçlu) aittir. Davanın tarafları o davada gerçekten taraf sıfatına sahip ise mahkeme davanın esası hakkında inceleme yaparak karar verir ( Kuru, Baki: Medeni Usul Hukuku El Kitabı, Ankara 2020, C.I, s. 331 vd.).        <br>\tGörülmektedir ki, mahkemenin davanın esası hakkında bir karar verebilmesi için, bu kişilerin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatlarına sahip olmaları gerekir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, taraflardan birinin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatı yoksa, davanın esası hakkında bir karar verilemeyeceğinden, dava sıfat yokluğundan (husumetten) reddedilir.  Taraf sıfatı, bir dava şartı, dolayısıyla bir usul hukuku sorunu değildir. Sıfat, dava konusu sübjektif hakkın özüne ilişkin bir maddi  hukuk sorunudur. Taraf sıfatının yokluğu, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olduğu için def'i değil, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülmesi mümkün ve mahkemece de kendiliğinden nazara alınması zorunlu bir olgudur.  Aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 27.01.2016  tarihli ve  2014/13-684 E.,  2016/106 K.; 11.11.2020 tarihli ve 2017/13-663 E., 2020/873 K.; 04.11.2021 tarihli ve 2018/1-941 E., 2021/1342 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir...'' (Bknz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 10.03.2022 tarih ve 2021/(17)-4-282 Esas 2022/299 Karar sayılı Kararı) <br>Medeni usul hukukunda hukukî yarar, mahkemede bir davanın açılabilmesi için, davacının bu davayı açmakta ve mahkemeden hukuksal korunma istemekte bir çıkarının bulunması gerektiğine ilişkin ilke anlamına gelir. Davacının davayı açtığı tarih itibariyle dava açmakta hukuk kuralları tarafından haklı bulunan (korunan) bir yararı olmalı, hakkını elde edebilmesi için mahkeme kararına ihtiyacı bulunmalıdır. HMK’nın sözü edilen maddesinin gerekçesinde de \"...Maddenin birinci fıkrasının (h) bendinde ise davacının dava açmakta hukukî yararının bulunmasının bir dava şartı olduğu hususu açıkça vurgulanmıştır. Burada sözü edilen hukukî yarardan maksat, davacının sübjektif hakkına hukukî korunma sağlanması hususunda mahkemeye başvurmasında hâli hazırda hukuken korunmaya değer bir yararının bulunmasıdır. Bir başka ifadeyle, davacı hakkına kavuşmak için, hâli hazırda mahkeme kararına muhtaç bir konumda değilse onun hukukî yararının bulunduğundan söz etmek mümkün değildir...\" yönünde açıklamalar yer verilmiştir. Öte yandan bu yararın \"hukuki ve meşru\", \"doğrudan ve kişisel\", \"doğmuş ve güncel\" olması da gerekir (Hanağası, Emel: Davada Menfaat, Ankara 2009, s. 135).<br>Hukukî yarar, dava şartlarından olup HMK'nın 114. maddesine göre, davacının dava açmakta hukuken korunmaya değer bir yararının bulunması gerekir. Bu şart, dava konusuna ilişkin genel dava şartlarından biri olup, davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi ve esas hakkında hüküm verilebilmesi için varlığı gerekli olduğundan, olumlu dava şartları arasında sayılmaktadır. Bu nedenle menfaate, davanın dinlenebilmesi (mesmu olması, kabule şayan olması) şartı da denilmektedir (Hanağası, s. 19-21).\tBir davada, menfaat (hukukî yarar) ilkesinin dava şartı olarak gözetilmesinin, yargılamanın amacına ve usul ekonomisi ilkesine uygun olacağı her türlü duraksamadan uzaktır. Bu ilkeden hareketle bir davada hukukî menfaatin bulunup bulunmadığı mahkemece, tarafların dava dosyasına sunduğu deliller, olay veya olgular çerçevesinde yargılamanın her aşamasında ve kendiliğinden gözetilmelidir. Böylelikle kişilerin haksız davalar açmak suretiyle dava hakkını kötüye kullanmasına karşı bir güvence de sağlanmış olmaktadır (Pekcanıtez, s.946-949). Nitekim aynı görüş Hukuk Genel Kurulunun 24.11.1982 tarihli ve 1982/7-1874 E., 1982/914 K., 05.06.1996 tarihli ve 1996/18-337 E., 1996/542 K., 10.11.1999 tarihli ve 1999/1-937 E., 1999/946 K., 25.05.2011 tarihli ve 2011/11-186 E., 2011/352 K. ve 01.02.2012  tarihli 2011/10-642 E., 38 K. sayılı kararları ve yukarıda emsal olarak gösterilen diğer kararlarda da  benimsenmiştir. <br>28.05.2014 tarihi itibariyle yürürlüğe giren 6502 Sayılı Yasa'nın 3/k bendinde \"Ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişi\" tüketici, 3/ı bendinde ise \"Mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlem\" tüketici işlemi olarak tanımlanmıştır. Aynı Yasa'nın 73/1. maddesinde tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemelerinin görevli olduğu belirtilmiş, 83/2. maddesinde ise taraflardan birini tüketicinin oluşturduğu işlemler ile ilgili diğer kanunlarda düzenleme olmasının, bu işlemin tüketici işlemi sayılmasını ve 6502 sayılı Yasa'nın görev ve yetkiye ilişkin hükümlerinin uygulanmasının engelleyemeyeceğine değinilmiştir.<br>Bir hukuki işlemin 6502 sayılı yasa kapsamında kaldığının kabul edilmesi için yasanın amacı içerisinde yukarıda tanımları verilen taraflar arasında mal ve hizmet satışına ilişkin bir hukuki işlemin olması gerekir.<br>TTK'nun 4. maddesinde ise, ticari davalar tanımlanmıştır. Anılan maddenin 1. fıkrasında \"her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın; bu Kanunda...\" sayılan davaların ticari dava olduğu öngörülmüştür.<br>Görevle ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olup, taraflar ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilir. Görevle ilgili hususlarda kazanılmış hak söz konusu olmaz. Mahkeme duruşma yapmadan, yani taraflara tebligat yapıp onları dinlemeden dosya üzerinden de görevsizlik kararı verebilir. Taraflar da yargılama bitinceye kadar görev itirazında bulunabilirler. Görev itirazı yapılmış veya yapılmamış olsa bile re'sen mahkeme, ilk önce görevli olup olmadığını inceleyip karara bağlamalıdır. <br>Yukarıdaki içtihatlar ve açıklamalar ışığında, somut uyuşmazlıkta; taraflar arasında telefon alım satımı ile servis hizmetine dayalı hukuki ilişki bulunduğu, bu hukuki ilişki uyarınca maddi ve manevi tazminat isteminde bulunulduğu sabittir. Dava konusu telefon alım-satım ve servis hizmeti sözleşmesi uyarınca, her ne kadar telefon alım sözleşmesinde alıcı dava dışı ticari şirket olarak gözükmesine rağmen menkul mal niteliğindeki telefonun davacı gerçek kişi tarafından kullanıldığı, davacının zilyetliğinde olduğu ve telefon tamir servis hizmetinden davacı gerçek kişinin yararlandığı, buna göre davacının aktif husumet ehliyetinin bulunduğu ve ticari veya mesleki amaçlarla hareket ettiği ispatlanamayan davacı gerçek kişinin tüketici konumunda, asıl dava da davalının üretici, birleşen davada davalının satıcı olduğu anlaşılmaktadır. Bu durum karşısında dava tarihleri olan 01.03.2021 ve 21.06.2021 tarihleri itibariyle yürürlükte bulunan 6502 Sayılı Kanun'un 73. maddesi uyarınca taraflar arasında tüketici işleminden kaynaklı uyuşmazlığın tüketici mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir. <br> O halde yerel mahkemece; dava tarihlerinde yürürlükte bulunan 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 83/2. maddesinde yer alan ve taraflardan birini tüketicinin oluşturduğu işlemler ile ilgili diğer kanunlarda düzenleme olması, bu işlemin tüketici işlemi sayılmasını ve bu Kanunun görev ve yetkiye ilişkin hükümlerinin uygulanmasını engellemeyeceğine ilişkin hüküm ile davanın görüldüğü İzmir İli'nde müstakil Tüketici Mahkemesi'nin bulunduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken Asliye Ticaret Mahkemesi'nce işin esasının incelenmesi neticesinde yazılı şekilde aktif husumet yokluğundan davanın reddine karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, doğru görülmemiştir.  <br>Bu itibarla, davacı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf kanun yolu başvurusunun kabulü ile istinaf incelemesine konu ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK’nın 355. ve 353/(1)-a-3. ve 4. maddeleri gereğince kaldırılmasına, kaldırma kararının sebep ve şekline göre istinaf kanun yoluna başvuran davacı vekilinin sair istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.<br><br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; <br>1-Davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun KABULÜ ile İzmir 6.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 30/01/2023 tarih ve 2022/834 Esas 2023/74 Karar sayılı hükmün 6100 sayılı HMK'nın 355., 353/(1)-a-3 ve 4. maddeleri gereğince KALDIRILMASINA, <br>2-HMK'nın 353/(1)-a maddesi gereğince dava dosyasının Dairemiz kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere İZMİR NÖBETÇİ TÜKETİCİ MAHKEMESİ'NE GÖNDERİLMESİNE,<br>3-Kararın kaldırılma sebep ve şekline göre istinaf kanun yoluna başvuran davacı vekilinin sair  istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,<br>4-Karardan bir örneğin istinaf kaydının kapatılması için İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne gönderilmesine,<br>5-Kararın kaldırılması nedeniyle istinaf kanun yoluna başvuran davacı tarafından yatırılan istinaf karar harcının yatıran davacıya iadesine,<br>6-İstinaf kanun yolu başvurusu aşamasında istinaf kanun yoluna başvuran davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin yerel mahkemece verilecek nihai kararda hüküm altına alınmasına,<br>7-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından istinaf kanun yoluna başvuran davacı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>8-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine,<br>Dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda HMK'nun 353/(1)-a maddesi gereğince kesin olmak üzere 01/02/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"d93d03561f2620d1","SID":"a8085f32b112f5a4"}}